Tarih: 16.01.2026 10:49

Bahanelerle yönetilen Ankara ve İstanbul'un kayıp yılları

Facebook Twitter Linked-in

Yıldıray ÇİÇEK 

Hocanın birini köye göndermişler…
Bir gün akşam namazından sonra bir köylü yanına sokulmuş.

"Hocam," demiş, "izin verirsen bir şey soracağım; İsa Peygamber gökyüzünde ne yer, ne içer? Çok merak ettik de…"

Hoca buna çok sinirlenmiş:
"Ulan," demiş, "tam üç gündür köyünüzdeyim; bizim hoca ne yer, ne içer diye sormazsınız da gökteki İsa'yı sorarsınız!"

CHP'li belediyelerin hâli de aynen bu fıkradaki gibidir…
Hele Ankara, hele İstanbul…

2019'da göreve geldikleri günden itibaren İstanbul ve Ankara halkının hiçbir temel meselesini dert edinmeyen İBB ve ABB başkanları, sürekli "Cumhurbaşkanlığı adaylığı ne olacak?" arayışı içine girmiştir. Bu arayış uğruna asli görevlerini ikinci plana atmışlardır.

2019'dan 2026'ya kadar geçen süreç, Ankara ve İstanbul halkı için kayıp yıllar olmuştur. 

Sadece bu iki şehir mi? 

İzmir zaten uzun yıllardır aynı tabloyu yaşamaktadır. Adana, Mersin, Antalya, Bursa ve diğerleri… 

Yılları heba etmekten başka ortaya konulan somut bir sonuç yoktur.

Kayıp yılların en ağır yaşandığı büyükşehirlerin başında Ankara gelmektedir. İlerlemeyen trafiği, akmayan suyuyla bugün karşı karşıya kaldığımız tablo, Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin eseridir.

Mansur Yavaş, göreve geldiği günden bu yana selde, karda; yolların, parkların ve bahçelerin bakımında yaşanan aksaklıklarla sürekli sınıfta kalmıştır.

Ankara'nın en büyük meselesinin trafik olduğu herkesçe bilinirken, son aylarda buna bir de su kesintileri eklenmiştir. Mansur Yavaş'ın başarılı diyebileceğimiz tek bir belediyecilik vizyonu ya da kalıcı projesi yoktur. Tek başarısı, Ankara'ya çivi çakmadan ikinci kez seçimi kazanmış olmasıdır.

Kendisine "Ankara'nın trafiği ne olacak?" diye sorulduğunda verdiği cevap ise şöyledir:
"Ben hep şunu iddia ediyorum, beni cahillikle suçluyorlar; ne kadar çok yol açarsanız trafik o kadar sıkışır."

Geçtiğimiz günlerde de, "Ankara'daki en büyük trafik sıkışıklığı AVM'lerin önünde yaşanıyor." açıklamasını yapmıştır.

Hep bir bahane…
Oysa trafik sorununa karşı en etkili ve gerçekçi çözümler, raylı sistemler (metro, tramvay, banliyö hatları) etrafında şekillenirken; yedi yıl boyunca neden en ufak bir alternatif çözüm arayışına girilmediği sorusu ortadadır.

Aynı Mansur Yavaş, su meselesinde de benzer bahanelere sığınmakta, sürekli bir kaçış rampası aramaktadır. Ankara halkı aylardır yaşanan kesintiler nedeniyle ciddi bir su sıkıntısı çekmektedir.

Her ne kadar kuraklık ve DSİ üzerinden çeşitli gerekçeler öne sürülse de, Mansur Yavaş sonunda şu ifadeleri kullanmak zorunda kalmıştır:
"Ben sıkıntı yaşayan az da olsa, çok da olsa, hatta bir kişi de olsa; sıkıntı yaşayan tüm Ankaralı hemşehrilerimizden, abonelerimizden ASKİ ve şahsım adına özür diliyorum."

Sorun, barajlarda suyun tamamen bitmesi değildir. Asıl mesele, mevcut suyun şehre sağlıklı biçimde ulaştırılamamasıdır. Bakımı yapılmayan borular patlamış, su basınç pompaları çalışmamıştır. Elbette yaşanan kuraklığı Mansur Yavaş'ın suçu olarak göstermek mümkün değildir; ancak altyapı ihmallerinin sorumluluğu da görmezden gelinemez.

Mansur Yavaş, soyadının hakkını belediye başkanlığında fazlasıyla veren bir isimdir. Tembellik ile bahaneler birleşince, ortaya bugünkü Ankara manzarası çıkmaktadır.

CHP, bundan sonra tüzüğüne "Aday yaptığımız ve belediye başkanı seçilen kişiler yalnızca belediye başkanlığı yapar" şeklinde bir madde koyarsa; Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi isimler asli görevlerini bir kenara bırakıp "eli işte, gözü başka yerde" davranamaz. "Cumhurbaşkanı adayı nasıl olurum" arayışı yerine belki, "Ankara ve İstanbul halkının derdi nedir?" diye sorarlardı…

Cumhurbaşkanlığı adaylığı hayaliyle Ankara ve İstanbul halkını perişan eden bu anlayış, daha bir ili yönetemeyip Türkiye'yi yönetmeye talip olmanın, Türk milletiyle dalga geçmenin başka bir versiyonudur.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —