Tarih: 03.02.2026 12:22

Devlet Bahçeli'den "Terörsüz Türkiye"ye dudak bükenlere: Kuklasınız, korkaksınız!

Facebook Twitter Linked-in

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedeflerinin Türk milletinin kaderine aracısız ve fasılasız sahip çıkma hamlesi olduğunu vurguladı. 
Devlet Bahçeli, grup konuşmasında " Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa; kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır. Kim veya kimler söz ve eylemleriyle bu hedefleri baltalama amacındaysa maksatlıdır, marazlıdır, mahsurludur, maşadır. Kim ve kimler, makesin yerine makusu tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyor, bu suretle "Terörsüz Türkiye", "Terörsüz Bölge" hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa, ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçidir" dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, konuşmasının bu bölümünde Terörsüz Türkiye ve Suriye'de sağlanan mutabakatla ilgili olarak şunları söyledi:

Demokrasi, özgürlük ve insan hakları

"Sözün doğru olması kadar millete mensubiyet ve sadakat hissiyatının da ağır basması, ağırlığınca da mücevher gibi parlaması usulen de, esasen de gerek ve yeter şarttır.
Değerli Arkadaşlarım,
Demokrasimizi, özgürlükleri ve insan hakları politikalarını elbirliği ve işbirliği ile geliştirmenin makul ve mümkün yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu, hem de önemlidir.
Milliyetçiliğin fikir prizmasından baktığımızda demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının istismarına fırsat verilmeden, sinsi ve hain emelleri maskelemesine dikkat ve uyanıklık göstererek güçlendirmek kuşkusuz vazifemizdir.
Aynı şekilde, ülke ve millet bütünlüğü ile demokrasiyi birbiriyle çelişen değil, birlikte gelişen bakış açısıyla ele almalıyız. 
Yine demokratik hukuk devletinin, bütün Türk vatandaşlarının bir arada daha mutlu, daha huzurlu yaşamasının asgari şartlarından biri olduğu konusunda tereddüt uyandırmayacak bir samimiyetin ve saydamlığın sergilenmesine ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız.

Seviyesiz, tutarsız ve günübirlik söylem

Siyaset kurumunun inisiyatif ve itibar kaybının temel sebeplerinden biri olan, seviyesiz, tutarsız ve günübirlik söylem ve davranışlardan mutlak surette uzak durulmalıdır.
Siyasetçinin, siyaset alanını daraltma değil, siyaseti zenginleştirme ve itibar kazandırma gibi esaslı bir işlevinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. 
Siyaset alanına ve siyaset etme tarzına dair böyle bir duruş ve kararlılık, hepimizin müşterek sorumluluklarının en başında gelmektedir. 
Bilinmelidir ki, cumhuriyet ile demokrasi birbirinin; temiz, seviyeli, ahlaklı ve ilkeli siyaset de her ikisinin sigortasıdır.
Türk milletinin hangi kökenden, hangi meslekten, hangi mezhepten olursa olsun bütün mensuplarının bir arada kardeşçe yaşamasını temin ve teşvik etmek demokratik rejimin aslî görevidir. 
Bu sürecin önünde engel ve sıkıntı oluşturan kurumsal ve yasal düzenlemeleri iyileştirmek de TBMM'nin temel varlık sebeplerinden birisidir.

"Demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır"

Birliktelik ve dayanışma kültürünün önemini kabul etmeyenlerin ya da ediyor gibi görünüp sürekli çark edenlerin farklılık ve çatışma noktalarının kurumlaşmasına sürekli vurgu yapması, demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır.
Gerçek duygusal kopuş da aynısıyla böyle doğacaktır.
Çünkü özünü milletimizin ortak değerleri ve özlemlerinin belirlediği "Kamu ruhu ve alanı"nı taşa tutmanın ve tartışmaya açmanın ne demokrasiye ne de ülkemize bir faydası dokunacaktır.
Dünyanın her demokratik rejiminde geçerli olan veya olması beklenen bu gerçeğe saygı duyulmalı ve riayet edilmelidir.
Bilinmesini özellikle arzu ederim ki, demokratikleşme projeleri, böyle bir duyarlılıkla ele alındığı ve asgari müşterekler zemini üzerine bina edildiği sürece anlamlı ve kalıcı olacaktır. 
Bu sağlam temeller üzerine daha güçlü, ileri demokratik ve hukukî yapıları ihya etmek de bizlere düşmektedir.
Yapay çatışma alanları oluşturmak, devamlı oyun bozanlık yapmak, olmayan tıkanmadan, görülmeyen güven krizinden bahsetmek yüreklice ifade ediyorum ki, sorumsuzluk örneği, makusa hizmet örgütlenmesidir.
"Terörsüz Türkiye" ile "Terörsüz Bölge" hedefleri bir yanda demokrasi namusunu savunmak, diğer yanda insan hakları ve özgürlüklerin açılan bayrağı altında toplanmaktır.
Edepsizin edepliyi bastırması, haksızın da haklıyı astırması son bulmalıdır.

"Anlayış gösterirken anlaşılmayı da bekliyoruz"

Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof olan Halil Cibran diyor ki:
"Başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir. 
Bu yüzden onu anlamak istersen söylediğine değil söylemediğine kulak ver. 
İnsan sustuğu şeyler kadardır ve insan, insanı anlatamadığı yerden anlayabiliyorsa yakındır."
Biz söylenenler kadar söylenmeyen şeylere de kulak veriyoruz.
Fakat biz anlayış gösterirken anlaşılmayı da bekliyoruz.
Bunun ise karşılıklı bir emek ve erdem faaliyeti olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Geliştirici işbirlikleri kurmanın yegane yolu sırf anlaşılmaya değil anlamaya yönelik adımlar atmaktır.
Gönlü temiz olanın gözü daha iyi görecek, kulağı daha iyi duyacak, ağzından saçılacak kelimeler kutuplaşmayı değil, kucaklaşmayı sağlayacaktır.
Milli birlik ve kardeşlik duygumuzu karartmanın ve kaskatı hale sokmanın emelini taşıyanlar tarihin uçuruma yakın yerinde durmaktadır.

Fahiş bir gafillik

Suriye'deki malum olayları Türkiye'ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olamayacaktır.
Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG'yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir.
Suriye Cumhuriyeti'nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur.
Bu durum beklenen, olması gereken gayedir, ayrıca devletin egemenlik haklarıyla, siyasal, toplumsal ve toprak bütünlüğüyle ilişkilidir, aynı zamanda bunu destekleyen, tescilleyen gelişmedir.
30 Ocak 2026 tarihinde, Şam yönetimi ile SDG/YPG arasında, 10 Mart Mutabakatı ile 18 Ocak Mutabakatı temelinde kapsamlı bir ateşkes ile askeri ve idari yapıların Suriye Cumhuriyeti'ne aşamalı entegrasyonu hususunda anlaşmaya varmışlardır.
Bu gelişme Suriye'nin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli istikrarın sağlanması açısından belirleyici ve memnuniyet verici bir kavşak noktasıdır.
Devlet otoritesi sağlanmıştır.

"Paralel bir ordunun hayalden ibaret kalacağı netleşmiştir"

SDG/YPG'li teröristler bulundukları mevcut hatlardan çekilecek, hükümete bağlı birlikler Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlanacaktır.
SDG/YPG'ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulacak, Ayn el Arab'taki silahlı unsurlar ise Halep'e bağlı birer tugay olarak yapılandırılacaktır.
Askeri ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır.
Yapılan anlaşmanın uygulama süreci dün başlamıştır.
Suriye'de devlet içinde devletin olmayacağı, paralel bir ordunun hayalden ibaret kalacağı netleşmiştir.
Artık komşu ülkemiz Suriye'nin haritası tek bir renge bürünmüş, Siyonist-emperyalizme kiralık tetikçilik yapanlar işgal ettikleri alanlardan çıkarılmıştır.
27 Şubat 2025 tarihinde PKK'nın kurucu önderliği tarafından yapılan "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" 337 gün sonra Suriye'de de müspet karşılığını bulmuş ve çok önemli bir etap böylelikle geçilmiştir.
Onun bunun saçma sapan telkin ve tazyikine kapılmadan, su katılmamış bühtanlara aldırış etmeden elimizi vicdanımıza koyup düşünelim ve sorgulayalım:

"Tarihi bir fırsat kapısı aralanmış ve herkes somut gelişmeleri benimsemiştir"

PKK'nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu.
Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı.
27 Şubat çağrısı PKK'yla birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu.
Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK'nın kurucu önderliğine DEM Parti'den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.
Araplar, Kürtler, Türkmenler, diğer halkların birlik, dirlik ve kardeşlik içinde yaşaması için tarihi bir fırsat kapısı aralanmış ve herkes somut gelişmeleri benimsemiştir.
Türkiye'de olduğu gibi, Suriye'de de provokasyonların yaşanması mümkündür ve beklenmelidir.
Buna karşı azami derece ve düzeyde sabırlı, tedbirli, temkinli olmak herkesin ortak çıkarınadır.
Nusaybin'de bayrağımızı indiren alçaklar, Diyarbakır ve Tarsus'ta sahaya çıkan provokatörler, Ayn el Arap üzerinden milli birliğimizi yaralamaya kalkışan siyasi odaklar ne yaparsa yapsınlar, Pir Sultan Abdal'ın sözleriyle alayına sesleniyorum:
Koyun beni hak aşkına yanayım,
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım,
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.

Merhum fikir pınarımız Hüseyin Nihal Atsız'ın haykırdığı gibi,
Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz,
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin,
Değişilir topu da bir sokak kaltağına.

Nefreti aşılayanlar kaybedecek.
Fitneyi körükleyenler kaybedecek.
Ebedi Türk-Kürt kardeşliğini bozmayı planlayanlar kaybedecek.
Kürt kardeşlerimizi mahut terör örgütüyle bir ve eşit görenler kaybedecek.
Bölücü terör örgütünün Kürt kardeşlerimizi vesayet altında tutmasına hizmet edenler, bunu dileyenler, bunu görmek için çılgına dönenler iki cihanda da yatacak yer bulamayacaklar.
Türk bizim, Kürt bizim, Türk milleti de biziz ve hepimiziz."




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —