Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Terörsüz Türkiye, boynunda haç taşıyanlara karşı hilalin duruşudur. Terörsüz Türkiye, haramı geçim kapısı yapanlara karşı helalin şuurudur. Terörsüz Türkiye, batıla hizmet edenlere karşı hakkın teslim olmaz ruhudur" dedi.
Lider Devlet Bahçeli, bugünkü grup toplantısında "Yola çıktık, inşallah varacağız. Hedef koyduk, inşallah ulaşacağız. Terörsüz Türkiye dedik; Allah'ın izniyle ve muhakkak suretle başaracağız"derken Tereddütsüz Türkiye, terörsüz Türkiye hedefi önümüzdeki tarihi bir fırsat kapısıdır" diye konuştu.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ'nin bugün TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma şöyle:

Değerli Milletvekillerimiz,
Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,
Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,
Bayram nedeniyle verilen aranın hitamında Meclis grup toplantımızı hep birlikte gerçekleştirmenin haklı sevincini yaşıyoruz.
Konuşmanın başında hepinizi kemali hürmet ve muhabbetle selamlıyor başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.
Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları, sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımızı,
Gönül ve kültür coğrafyalarımızda haysiyetli ve huzurlu bir hayatın mücadelesini veren bütün kardeşlerimizi en iyi dileklerimle selamlıyor, bahusus şükran hislerimi paylaşıyorum.
Geçen hafta bir yanda Ramazan-ı Şerif'i uğurlarken, diğer yanda bayram günlerinin buruk da olsa güzelliğini yaşadık.
Evvelemirde Ramazan ayı süresince tutulan oruçların, yapılan duaların, verilen sadaka, zekat ve fitrelerin Allah indinde kabul ve makbul olmasını halisane duygularla temenni ediyorum.
Ülkemizin çevresi savaşın tüm ağırlığıyla kuşatılmışken,
Kanlı ve kahredici olaylar günbegün yaygınlık kazanırken,
Mübarek Ramazan ayını hakkıyla ve layıkıyla ne kadar idrak edebildiğimizi,
Hemen ardından karşıladığımız Ramazan Bayramı'nı doğasına müzahir şekilde hangi seviyede kutlayabildiğimizi elbette takdirlerinize sunuyorum.
Siyonist-emperyalist cinayet şebekesi Ramazan demedi, bayram demedi,
mukaddes günlerimizi zindana çevirip zehirlemek için her şiddet yolunu denedi.
Ramazan ayı kalp temizliği için bir fırsat, vicdan muhasebesi için bir tedrisat, günahlardan arınma için manevi bir tahsisat olduğu halde,
Aynı zamanda daha iyi bir insan mertebesine erişmenin, merhamet ve müşfik bir münasebet ağı kurmanın, Müslüman gönüllerin hayır ve hasenatla yoğrulmasının ruhsatını bahşetmesine rağmen, İslam âleminin nasip hanesine neyin düştüğünü, bundan ne kadar istifade edebildiğini hiç kuşkusuz sadece ve sadece Cenab-ı Allah bilecektir.
İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskirmiş, bu kapsamda onca sorun ve sıkıntının koyu gölgesi altında kalmış olsak da iç medeniyet alemimizin yenilenmesi ve yeni baştan yeşermesi hususunda mübarek günlerin bir dönüm noktası olmasını hassaten diliyorum.
Ramazan ayına manen fakir girip ruhen zengin çıkmak ne büyük bahtiyarlıktır.
Şu veciz sözü hatırlatmak isterim ki;
İnsan esas itibariyle efkârından değil ef'alinden sorumludur.
Ef'alimizle, yani davranış ve eylemlerimizle hak yolunda, hakikat yolunda, nihayet Allah yolunda, tıpkı karıncanın ateşe su taşıyarak tarafını belli etmesine benzer şekilde, vaki tarafımızı açıkça gösterebildiğimiz ölçüde dengeli, tutarlı ve insan gibi bir hayatı iliklerimize kadar yaşamaya müstahak oluruz.
Bir Müslümanın kalbi selime ulaşması, ne cemaatin, ne de cemiyetin işidir, nitekim bu durum kişiye özeldir, yani zata mahsustur.
Türk-İslam dünyası bağlamında kalbi selimin, hatta aklı selimin neresinde olduğumuzu, neresinde bulunduğumuzu muhakkak sormak ve soruşturmak durumundayız.
Savaşların ortasında hüzün sarmaşıklarının yüreklerimize yuvalanması içimizi acıtsa da bayram günlerini yalnızca el ele değil, gönül gönüle geçirdik.
Büyüklerin eli öpüldü, küçüklerin başı okşandı.
Ramazan Bayramı'yla Bahar Bayramı bu yıl birbirini tamamladı.
Etrafımızda kanla, silahla, şiddetle çizilen dehşet tablosunu dikkatle takip ederken, milli birlik ve kardeşliğimizin, güçlenen iç barış ve huzur ortamımızın en büyük direncimiz ve güvencemiz olduğunu bir kez daha gördük ve gösterdik.
Aramıza saçılmak istenen nifak tohumlarını bir bir çürütmek için her zamankinden fazla arzuluyuz, heyecanlıyız, sonuna kadar da kararlılık içindeyiz.
Bir olacağız, beraber olacağız, birlikten güç doğacağını cümle aleme göstereceğiz.
Biz kavgayı ağacın yaprağına yazıyoruz, sonbahar gelince yapraklar kurusun diye.
Öfkeyi bulutun üstüne yazıyoruz, rüzgar esince dağılsın diye.
Nefreti karların üstüne yazıyoruz, güneş açınca erisin diye.
Dostluğu, kardeşliği ve hasbi sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazıyoruz, onlar büyüsün de dünyayı A'dan Z'ye sarsın diye.
Daha güçlü bir Türkiye amacımızdır.
Daha müreffeh bir millet gayemizdir.
Daha kudretli bir devlet gayretimizdir.
Gönüllerinde vatan, millet ve bayrak sevgisi; kalplerinde Allah aşkı bulunan her insanımızla aynı parlak geleceğin taliplisi ve takipçisiyiz.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket olarak, katran dökmüş gecelerde ayazları yendik, gözyaşlarımızı içimize akıtıp ya kader dedik, ne olursa olsun Türk milletine hizmetten asla geri dönmedik.
Başkalarının senaryolarıyla oyalanacak vaktimizin olmadığının farkındayız.
Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır.
Asırlar öncesinde olduğu gibi devletimizin küresel güç olması için yeni bir imkan doğmuştur.
Türk ve Türkiye Yüzyılı atılımı bunun için muteber bir yol haritasıdır.
Aynı şekilde "Terörsüz Türkiye" hedefi önümüzdeki tarihi bir fırsat kapısıdır.
Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin kalıcı ve kapsayıcı barış ve bayram ortamına kavuşması evvela dayanışmayla, yardımlaşmayla, aynı kıbleye dönmenin, aynı safta birleşmenin emsalsiz mükafat ve mücadelesiyle sağlanacaktır.
Artık Türk-İslam coğrafyalarında savaşlar bitsin istiyoruz.
Artık masumların, çocukların, savunmasız ve sivil halkların katledilmesine tahammül edemiyor, bu zulmetin son bulmasını diliyoruz.
Artık semalarda füzelerin izi değil, hilalin şan ve şerefi, birliğin ve dirliğin namus seslenişi hakim olsun anlayış ve özlemindeyiz.
Böylesi bir uyanış ve silkiniş, hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye'mizi de bir kutup başı yapacaktır.
Tekraren vurguluyorum ki, Selçuklu devletinin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartaldan Osmanlı'ya ve Cumhuriyet'e miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır.
Bu, bir pençesi batıyı, diğer pençesi doğuyu kavrayan ve üç kıtada muazzam bir coğrafyayı koruyucu kanatları altına alan ahlak ve asalet simgesidir.
Bu mirastan doğan al bayrak jeopolitiğinin önü de ardına kadar açıktır.

Sonsuza kadar var olacak Türkiye işte bu vizyondan doğacaktır.
Bütün bunlar dünyaya yalnızca Başkent Ankara'dan bakarak gerçekleşecektir.
Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet ise asla saldırgan, sömürücü, baskıcı olmayacaktır.
Bu gerçeği yalın olarak görmek isteyenlerin bin yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir.
Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğiyle,
İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunlukla,
Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakışla,
Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah'ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusuyla,
Bunları akıl, sabır, iman, irade, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkiple çıkacağımız yol bizi mutlaka süper güç Türkiye'ye taşıyacak, bölgemiz barış ve huzur sancağının altında toplanacaktır.
Türkiye'miz, milletinin değer, inanç ve ülküleriyle milli stratejisini kendi çizebilirse ki çok şükür bu yapılmaktadır, işte o zaman insanlık barışa, huzura, adalete biraz daha yaklaşacaktır.
Bu nedenle, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak; öncelikle ülkemize olan sorumluluklarınız kadar, İslâm toplumlarına ve Türk dünyasına, ardından bütün insanlığa da ihmal edemeyeceğimiz sorumluluklarınız vardır ve olacaktır.
Bu düşüncemiz asla bir hayal değildir.
Tarihte Türk devletleri ile yaşanmış, denenmiş ve başarılmıştır.
Bugün gerçekleşmemesi için de hiçbir neden yoktur.
Sözlerimin bu aşamasında sizlerin, aziz milletimizin, Türk-İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı'nı bir kez daha kutluyorum.
Nevruz Bayramı'mızın yeni bir diriliş ruhuna kaynaklık etmesini temenni ediyorum.
Ayrıca Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde eğitim uçuşu yapan Katar Silahlı Kuvvetleri envanterine kayıtlı bir helikopterin kaza kırıma uğrayarak düşmesi,
Bunun sonucunda bir askerimizin ve iki Aselsan çalışanımızın yanında dört Katar askerinin de şehit düşmesi hepimizi hüzne boğmuştur.
Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmetler diliyorum.
Acılı ailelerine, mesai arkadaşlarına, milletimize, dost ve kardeş ülke Katar'a başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
Değerli Arkadaşlarım,
İnsanoğlu; Hz.İbrahim ile Nemrut'u birlikte gördü.
İnsanoğlu; Hz.Musa ile Firavun'u birlikte gördü.
İnsanoğlu; Hz.Muhammed ile Ebu Cehil'i birlikte gördü.
Ve sonunda yine gördü ki; temiz vicdan, sağlam irade, dürüst ahlak, doğru tercih, samimi inanç daima üstün gelmiş, zaman zaman bir adım gerilese bile her zaman iki adım öne sıçramayı başarmıştır.
İzan aklın terbiyesidir.
İdrak, akıl erdirme, bir işin gerçeğini bütün boyutuyla kavrama hasletidir.
Şayet izan yoksa idrak olamaz.
İdrak yoksa mizacın iyi olması tek başına bir anlam ifade edemez.
Aynı anda küresel ve bölgesel sıcak gelişmelerin akışkanlığına bakarsanız görürsünüz ki; akıl, izan ve idrak kaybolmuştur.
Kaybolan bir değeri olmadığı yerde arayıp bulmak ise hayal ötesi bir beklentidir.
Uluslararası insancıl hukuk paçavraya dönmüştür.
Çünkü ne dikkate alan, ne saygı duyan, ne de riayet ve itibar eden kalmıştır.
Bilhassa uluslararası barış ve güvenliği korumak, insan haklarını geliştirmek, sürdürülebilir kalkınmayı temin etmek maksadıyla 24 Ekim 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarihinin en aciz ve perişan dönemine hapsolmuştur.
Fiilen hukuksal işlevini ve bağlayıcı iradesini kaybetmiştir.
ABD ile İsrail'in eşgüdüm halinde İran'a karşı icra ettikleri orantısız, haksız ve gerekçesiz saldırıların 25'inci gününde komşu coğrafyalar toz duman içindedir.
Trump'ın "İran'ı yok edeceğiz" tehdidi, İran Dışişleri Bakanı'nın "Amerikalılarla müzakereler sonsuza dek sona ermiştir" açıklaması, İsrail Başbakanı'nın şiddet dozajının artacağını söyleyerek "Savaşın ne kadar gerekirse o kadar süreceğini" ifade etmesi barış ümitlerini sekteye uğratmaktadır.
Siyonist-emperyalist haydutluğun, dünya için stratejik öneme haiz İran'ın Pars Doğal Gaz Sahası'nı ve Natanz Nükleer Tesisini vurması, bunun ardından İran'ın, Katar ve Suudi Arabistan'daki rafinelerin yanında İsrail'in nükleer sahası olan Arad ve Dimona'ya misillemede bulunması tansiyonu zirveye çıkarmıştır.
Kâbus senaryolarının tedavüle sokulması,
Üst düzey devlet ve siyaset insanlarına doğrudan suikastların yapılması,
Üçüncü Dünya Savaşı'nın fiilen başladığına dönük iddiaların servis edilmesi,
Nükleer silahların kullanımıyla ilgili korku verici imaların sıradanlaşması,
Enerji krizinin kapıya dayanması,
Bu çerçevede Hürmüz Boğazı, Babülmendep Boğazı, Basra Körfezi, Süveyş Kanalı'nı içine alan kaygı uyandıran hesaplaşmalar ve karşılıklı gözdağları savaşın başlangıç noktasından öngörülemez ve kontrol edilemez bambaşka mecralara savrulduğunu göstermektedir.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde yoğunlaşan, tahliye vanaları kapalı duran, jeopolitik sıkışmanın ve zora dayalı sertleşmenin devamlı tırmandığı siyasi, askeri ve ekonomik basıncın aynısı, belki daha fazlası bugün müşahede edilmektedir.
İran'ın dini liderlerinin, devlet ve siyaset hayatında sivrilmiş üst düzey isimlerin nokta operasyonlarla hedef alınması husumeti genişletmekle kalmayıp uzun seneler boyunca sürecek ihtilaf ve cepheleşmeleri de derinleştirmektedir.
28 Şubat'tan buyana İran İslam Cumhuriyeti'nin kolay lokma olmadığı anlaşılmıştır.
Rejim ve devlet yönetimi etrafında kenetlenen, tek yürek halinde birleşen İran halkı saldırılara karşı adeta etten duvar örmüştür.
Sınırlarımızın diğer yakasında süregelen savaş göstermiştir ki, bir halkı, bir milleti içten çözmeden hiçbir muhasım gücün başarı şansı yoktur.
İşte bu yüzden "Terörsüz Türkiye" hedefimizin hem Allah'ın bir lütfu hem de aziz Türk milletinin tarih, kültür ve egemenlik sacayağındaki muazzez ve müessir iradesinin hikmetli aklı olduğu belgelenmiş, hamd olsun teyit edilmiştir.
"Terörsüz Türkiye" hedefimize dudak bükenler şimdi köşe bucak saklanmaktadır.
"Terörsüz Türkiye", "Terörsüz Bölge" çağrımıza şaşı bakanlar, olmadık suçlamalarda bulunanlar, üstelik milletsiz ve milliyetsiz milliyetçilik anlayışına yaslanarak olmayan dağı delip bulunmayan suyu akıtanlar, haklılığımızın berraklaşmasıyla kamyon farı görmüş tavşan gibi donakalmışlardır.
Biz yine de onların donup kalmalarını değil, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze omuz vermelerini istiyor, buna davet ediyoruz.
Biz yine de onların huzurlu, güvenli, istikrarlı, ekonomik refaha ulaşmış, diplomaside altın çağını yaşayan, güçlenen ve gürbüzleşen Türkiye için harekete geçmelerini bekliyoruz.
Terörsüz Türkiye, ateşin göbeğine düşen coğrafyalar ve komşu devletler karşısında, ülkemin her köşesinde milli yürekleri sulayan zemzem suyudur.
Terörsüz Türkiye, Türk ile Kürt'ün ebedi kardeşlik baharı, ortak kader ve keder paydasında yekvücut olma halinin sudur etmesidir.
Kukla ile kuklacı aynı maldır; birinin tıyneti, ötekinin suretidir.
Biz kuklaları ve kuklacıları aramızdan sürüp çıkarıyoruz.
Dilimiz birdir, kıyamete kadar var olacak kardeşliğin dilidir.
Dinimiz birdir, itikat ve imanımızın müşterek dairesinde birliğin ilahi meşalesidir.
Vatanımız birdir, acımız birdir, amacımız birdir, atimiz birdir, mazimiz birdir, Türk ile Kürt bozulmayacak kardeşliğin nişanesidir.
Hep birlikte Türk milletiyiz, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti'yiz.
Coğrafyalar deprem geçirirken, jeopolitik fırtına devleşmişken, savaş ve çatışmalar dönemi hızla tetiklenmişken; bize başkasından fayda yok diyeceğiz, onun bunun şeytan planlarına aldırış etmeyeceğiz, bozguncuları güldürmeyeceğiz, birlikte ve beraberce bayrağımızı asla indirtmeyeceğiz.
Kimlik siyasetinin sonu yoktur. Etnik ve mezhep temelli kamplaşmanın kazananın yoktur.
Ancak her şeyden önce Türkiye demenin beka düzeyinde önceliği vardır ve olacaktır.
"Terörsüz Türkiye" hedefimiz kapsamında ihtiyaç duyulan, ilgili komisyonun hazırladığı rapora binaen demokratik ve hukuki düzenlemeler adım adım yerine getirilecektir.
Bu süreçte yanlış anlamalara meydan verecek, iyi niyetle ters düşecek, vehimleri teşvik edecek, kırılganlıkları artıracak sancılı açıklamalardan özenle kaçınmak esas olmalıdır.
On yıllar boyunca milletimizin ve ülkemizin önünü kapatmış, pek çok ağır tahribata, kayba ve kabarık faturaya yol açmış terör musibetinin tamamıyla sonlandırılmasıyla Türk milleti ortak paydasında buluşmuş her insanımız kazançlı çıkacaktır.
Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur.
Yola çıktık, inşallah varacağız.
Hedef koyduk, inşallah ulaşacağız.
"Terörsüz Türkiye" dedik, Allah'ın izniyle ve muhakkak surette başaracağız.
Terörsüz Türkiye, koynunda haç taşıyanlara karşı hilalin duruşudur.
Terörsüz Türkiye, haramı geçim kapısı yapanlara karşı helalin şuurudur.
Terörsüz Türkiye, batıla hizmet edenlere karşı hakkın teslim olmaz ruhudur.
Merhum Hocamız Prof.Dr. Nurettin Topçu bakınız ne demişti:
"Menfaat yaşamak, ahlak yaşatmak ister. Bu ikisi bir arada asla bulunamaz."
Menfaatine düşkün olan milletine yabancıdır.
Biz siyasi menfaatlerimizi değil vatan ve millet onurunun yarınlarını düşünüyoruz.
Buna da sonuna kadar devam edeceğiz.
1954 yılında elim bir uçak kazasında hayatını kaybeden, fikriyatımızın büyük isimlerinden Merhum Remzi Oğuz Arık Hocamız demişti ki:
"Vatan alelade bir toprak parçası değildir.
Hakiki kimliğini üstünde yaşayan insanlardan, onların eserlerinden alır…
Müşterek tarih toplumları millet yapar…
Yaşanılan acı tatlı hatıralar bir potada eriyip dökülerek coğrafyayı vatan yapar.
Toprak çiğnene çiğnene vatan olur…
Coğrafyamız her yandan o kadar düşmanla, rakiple sarılmıştı ki felaketler arasında durmadan bilendik.
Bir toprağın coğrafyadan vatana yükselişi kaç milyon faciaya, acıya, hatıraya mal olmuştur.
Çocuğun doğarken kaç kere anasını öldürüp öldürüp dirilttiği gibi, coğrafya da vatan olurken üstündeki milleti öldürüp öldürüp diriltir."
Muhatap olduğumuz her müşkülat, katlandığımız her müessif olay daha huzurlu ve daha güvenli bir geleceğin kefaretidir.
Türk milleti kesin hükmünü Malazgirt'te vermiş, ayak bastığı toprakların ruhuna vatan sedasını can pahasına üflemiştir.
Bu emaneti Türküyle Kürdüyle, velhasıl büyük bir millet müktesebatıyla istikbale taşımak milli görevimizdir.
Bunu da istiklalimizin onuruyla gerçekleştirmek yegane seçenektir.
İnanıyorum ki, bayramın ardından, dört başı mamur reformlar aşama aşama hayata geçecektir.
Ucuz hesaplara tevessül etmeden, cılız anlaşmazlıklardan çıkar devşirmeden, basit yargıların peşine takılmadan maşeri vicdanın beklentisine müzahir yasal ve demokratik adımlar sırasıyla atılacaktır.
Türkiye'mizin yeni yüzyılda kronikleşmiş ve kökleşmiş sorunlarından kurtarılması gerçek vatanseverliktir, gerçekçi milletseverlik ve milliyetçiliktir.
Türk ile Kürt anca beraber kanca beraberdir.
Birliğin olduğu yerde dirlik vardır, esenlik vardır, gelişmişlik vardır, kuvvet vardır, kudret vardır, ölmüşlere rahmet, yaşayanlara ise selamet vardır.
Tevazu ve teenni ile yol alacağız.
Dayanışma ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Konuşarak, dinleyerek, işbirliği kanallarını işleterek, sağduyuyla hareket ederek, empatiyle ilerleyerek, temkinli iyimserliği de elden bırakmayarak; devletin ve milletin tartışılamaz, tartılamaz haklarını hep birlikte koruyup kollayacağız.
Türkiye'miz bölgesinde ve dünyada her alanda örnek gösterilecek.
İstikrarımız, itibarımız, milli irademiz parmak ısırtacak.
Türk milleti kardeşliğine ve kaderine önşartsız sahip çıkacak.
"Terörsüz Türkiye" belirli süreli ve çekişmeli bir spor müsabakası değildir; bu yüzden mağlup olan ve sahadan boynu eğik çıkacak taraflar da asla olmayacaktır.
"Terörsüz Türkiye" doğaçlama nitelikli tuluat tiyatrosu değildir; özünde ve ağırlık merkezinde devlet aklı vardır, millet ahlakı hâkimdir.
"Terörsüz Türkiye" mevsimlik bir macera değildir; zamanlar üstü bakış ve kavrayış özelliğiyle Türk milletinin topyekûn barış ve kardeşlik sancağının altında toplanmasını esas almaktadır.
Pek tabiidir ki, gayret bizden tefvik Allah'tandır diyoruz.
Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinde açık açık anlatılan ve aslında herkesin bildiği veya bilmesi gerektiği hakikat şunlardır:
Her kim ilmiyle övünüyorsa İblise bakmalıdır.
Her kim mevkiiyle övünüyorsa Firavun'dan ibret almalıdır.
Her kim servetiyle övünüyorsa Karun'dan ders çıkarmalıdır.
Her kim rütbesiyle övünüyorsa Firavun'un veziri Haman'a kafa yormalıdır.
Allah katında üstünlük şüphesiz takvadadır.
Dahası galip olan yalnızca ve yalnızca Allah'tır.
Merhum halk ozanımız Aşık Veysel'in şu sözü ne kadar de mühim ve müstesna mahiyetlidir:
Diyor ki: "Başkasının baharını çalanın bahçesi çiçek açmaz.
Başkasının hakkına girenin mutluluk kapısını çalamaz.
Başkasının güneşini kesenin üzerine güneş doğmaz.
Hala anlamadınız mı, kötü niyetle iyi murada varılamaz."
Niyetimiz halis, mücadelemiz hasbi, çabamız haysiyetli ve huzur dolu bir geleceğin mimarisidir.
Siyasi ikbali için Türkiye'nin istikbaline gölge düşürmeye azmetmiş zevatın çürümüş ve yozlaşmış siyasi ezberlerini çiğneye çiğneye sıratı müstakim üzere duruşumuzu bihakkın koruyacağız.
PKK'nın kurucu önderliği ile aramızda kırmızı bir hattın olduğunu iddia eden müfterilerin bizatihi büyük Türk milleti tarafından kırmızı kalemle üzerlerinin çizileceğine de mutlaka şahitlik edeceğiz.
Zaman en büyük ilaçtır.
Sabır en güçlü silahtır.
Çok şükür ilacımız da, silahımız da tamdır.
Muhterem Arkadaşlarım,
Türkiye, ABD-İsrail ortaklığının İran'ı hedef alan saldırıları karşısında barışçıl arayışlarını samimiyetle icra ve ifa etmektedir.
Memnuniyetle söylemeliyim ki, Türk dış politikasının uygulayıcıları; görevlerinde dikkatli ve ciddi, temaslarında saygılı ve hazırlıklı, sözlerinde cesur ve nazik, düşüncelerinde olgun ve yapıcı, eylemlerinde ısrarlı ve seviyelidir.
Cumhurbaşkanımızın diplomatik temasları aralıksız sürmektedir.
Dışişleri Bakanımız son derece dengeli ve şuurlu bir şekilde Türkiye'nin mesajlarını, hassasiyetlerini ve takip edilen seviyeli siyaseti muhataplarına anlatırken, faal şekilde barış ve uzlaşma atmosferinin tecelli etmesi için çırpınmaktadır.
Fakat savaşan taraflar arasında kategorik ve kutuplaşmış bir ayrılık ve çok cepheli aykırılık söz konusudur.
Tehditvari konuşmaların bariyer kapakları tamamen kaldırılmıştır.
Hürmüz Boğazı'nın açılması hususunda ABD Başkanın 48 saat mühlet tanıması, aksi halde çok sert karşılık verileceğini duyurması;
Buna cevaben İran'ın, eğer enerji altyapısının güvenliği ihlal edilirse, bölgedeki körfez ülkeleri de dahil ABD'ye ait tüm enerji, bilgi teknolojisi ve tuz arıtma tesislerinin hedef alınacağını ilan etmesi tehlikenin geldiği seviyeyi göstermesi bakımından kayda değerdir.
Körfez ülkelerini içine alacak bir savaş ve çatışma ikliminin oluşması yalnız bir bölgeyle sınırlı kalmayacak, dalga dalga yayılacak ve yaygınlaşacaktır.
Uluslararası toplum sıcak savaş ortamına tribünden bakmayı terk etmelidir.
En azından her ülkenin, buna bazı İslam ülkeleri de dahil İspanya Başbakanı'nın onurlu, ilkeli ve cesur tavrından ilham almaları, bununla mündemiç hareket etmeleri insani değerlerin ve devletlerin egemenlik hukukunun savunulması adına tarihi bir mecburiyettir.
Korku duvarlarını yıkmış bir milletin evladı olarak bunu beklemek en tabii hakkımızdır.
Çünkü bu dünya insanım diyen herkesin ortak yaşam alanıdır.
Bu alanın balistik füzelerle enkaza çevrilmesi; stratejik, siyasi, enerji, ekonomik ve su savaşlarıyla tahrip edilmesi uzun seneler altından kalkılamayacak bir felaketin eşzamanlı ayak sesleridir.
Savaş durmalıdır, silahlar susmalıdır, diplomasi ve diyalog öne çıkmalıdır.
Masum insanların ölümü cinayettir.
Kim veya kimler bu cinayette ortaksa insanlık karşısında suçludur.
İsrail gözü kararan, kan içen, can alan, önüne gelene saldıran bir ölüm aygıtına dönüşmüştür.
Asıl rejim değişikliği, asıl yönetim değişimi İsrail'de yaşanmalıdır.
ABD Başkanı'nın ilk gündemi evvela bu olmalıdır.
İsrail'in ABD'nin yönetim sistemine nüfuz etmesi, karar ve denetim organlarına şu ya da bu yolla istikamet çizmesi büyük bir tehlikedir, Amerikan halkına da direkt hakarettir.
İsrail'in 20 Mart'ta Suriye'nin güneyindeki askeri alt yapıyı hedef alan saldırısı bölgesel gerilimi tırmandıran düşmanca bir tutumdur.
Lübnan'a yönelik askeri operasyonları da hem uluslararası hukukun ihlali hem de Ortadoğu'nun kanayan ağır yarasıdır.
Üstelik bu terör devleti Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa'yı ablukaya almış, zor kullanarak ibadete kapalı tutmuştur.
Lütfen dikkat ediniz, 59 yıl aradan sona ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'da bayram namazı kılınamamıştır.
Bu alçak muamele Müslüman gönülleri ve İslam alemini ileri düzeyde rahatsız ve rencide etmiştir.
Mescid-i Aksa'nın manevi dokusuyla, tarihsel statükosuyla hiç kimse oynayamaz, buna teşebbüs edenler de iki cihanda en ağır bedeli ödemeye mahkum olmaktan kurtulamaz.
Kudüs İslam'dır, Mescid-i Aksa İslam'dır, hepimizin ilk göz ağrısıdır, ilk kıblemizdir, Miraç mucizesinin ilk eşiğidir; Siyonizm'in oyuncağı olmasına ise asla göz yumulamaz.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, milletimizin bekası, ülkemizin bağımsız geleceği için dünden daha önemli bir görevle karşı karşıyadır.
Bu görev tarihidir, tehiri ve tevzisi düşünülemeyecektir.
Ülkemizin ve bölgemizin maruz kaldığı stratejik tehditler küresel senaryoların bölgemizde gösterime sokulan bugünkü sahnesinden başka bir şey değildir.
Milli birliğimizi, milli güvenliğimizi, milli çıkarlarımızı, milli varlığımızı, milli gelecek projelerimizi, gönül ve kültür coğrafyalarımızın şerefini sömürge hesaplarına, Siyonist planlara, egemen güçlerin inisiyatifine terk etmeyeceğiz, sonuçları ne olursa olsun alttan almayacağız.
Dünyanın enerji ve su kaynaklarını kontrol etmek isteyen yeni emperyalizm, bunlara sahip milletler üzerinde hunhar operasyonlar peşindedir.
Maalesef büyük çoğunluğu din kardeşimiz ve soydaşımız olan geniş coğrafyalarda kin, nefret, zulüm devamlı körüklenmektedir.
Anlaşılan buralarda petrol bitmedikçe, gaz bitmedikçe, su bitmedikçe, paylaşacak toprak bitmedikçe savaşlar da bitmeyecektir.
Görünen odur ki, bu kaynaklar tükenmedikçe gözyaşları dinmeyecektir.
Afrika'nın bir ucundan, Asya'nın bir ucuna kadar milyarlarca insan bir lokma ekmek, bir parça hürriyet, bir nebze olsun haysiyet mücadelesi için canını dişine takmaktadır.
Kaybedenler, nehir gibi kanı dökülenler tarihin her devrinde olduğu gibi yine mazlumlardır.
Fakat tarihin doğru yerinde durarak mazlumların yine güvencesi olacağız.
Hiçbir tehdide eyvallah etmeyeceğiz.
Hakkımızı yere düşürmeyeceğiz; inancımızın, irademizin ve devlet olmaktan kaynaklanan iffetimizin karşısına kim çıkarsa çıksın hepsini ezip geçeceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle; doğumunun 150'inci yıl dönümünde, büyük mütefekkirimiz Ziya Gökalp'i rahmet, minnet ve hürmetle anıyorum.
Ve onun tarihe geçen şu seslenişiyle konuşmama son veriyorum:
"Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan;
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir, Turan!"
Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah'a emanet ediyorum."