Tarih: 05.03.2026 11:40

Dr. Özarslan'dan PJAK değerlendirmesi: "Akıllanmayacaklar!"

Facebook Twitter Linked-in

Milliyetçi Hareket Partisi MYK Üyesi Dr. Bahadır Bumin Özarslan, "Bölgesel özerklik ve bağımsızlık hedeflerinin PJAK üzerinden ve KCK temelinde bir kez daha dillendirilmesi, Kürtçülerin akıllanmayacağını ve her fırsatta şansını denemek isteyeceğini bir kere daha göstermektedir" dedi.

İran'daki Kürtler üzerinden, İran içinde bölgesel özerklik ve hatta bağımsız devlet senaryoları dillendirilmeye başlandığına dikkat çeken Dr. Özarslan şunları söyledi:

"ABD/İsrail-İran Savaşı ve son 150 yıldır büyük güçlerin Güneybatı Asya'da (Ortadoğu'da) sürekli kullandıkları, heveskâr taşeronlar vesilesiyle Türkiye'deki malum çevreler yine harekete geçti. Bu sefer de İran'daki Kürtler üzerinden, İran içinde bölgesel özerklik ve hatta bağımsız devlet senaryoları dillendirilmeye başlandı.

Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir ki devam eden savaş sebebiyle fırsattan istifade edip bu ve benzeri arayışlara girmek, bazıları için kulağa hoş gelebilir. Bununla birlikte, hem temelsiz olması hem de fiilen böyle bir gücün olmaması sebebiyle bu arayışların hüsranla sonuçlanması kaçınılmazdır.

İkinci olarak, ABD ile İsrail'in kara gücü olarak düşündükleri ancak tam olarak emin olamadıkları İran içindeki muhtelif Kürt yapılanmalarının etki alanı ve güç potansiyeli de abartıldığı gibi değildir. Bu grupların bir araya ge(tiri)lmeleri de ABD-İsrail-AB'nin ciddi desteği olmaksızın bir anlam ifade etmez. İran devleti açısından da bunlar ciddi bir tehdit yaratmaz. Kaldı ki böyle bir desteğin verilebilmesi için gereken lojistik hattını oluşturmak da oldukça zordur. Bu mesele, Suriye'deki PYD-YPG-SDG'ye destek olmaya benzemediği gibi şartları da çok farklıdır.

 

Üçüncü olarak, Türkiye'deki malum çevrelerin KCK'nın İran kolu olan PJAK üzerinden "Büyük Kürdistan hayali"nin İran ayağıyla ilgili depreşen hülyaları da gözden kaçmamaktadır. Dikkat edilmesi gereken husus ise hedef coğrafyanın, Türkiye-İran sınırına paralel bir şekilde Irak sınırına da uzanacak şekilde ve aşağıda haritası verilen Güney Azerbaycan bölgesi içinde kalmasıdır. Bu bölgede ise Türk'ün istemediği hiçbir şey hayata geçmez. İran'daki meşhur söze atıf yaparsak "Tebriz istemezse hiçbir şey olmaz."
Öte yandan, bölgesel özerklik ve bağımsızlık hedeflerinin PJAK üzerinden ve KCK temelinde bir kez daha dillendirilmesi, Kürtçülerin akıllanmayacağını ve her fırsatta şansını denemek isteyeceğini de bir kere daha göstermektedir.

Bir diğer husus da Irak merkezli ve Barzani-Talabani eksenli bir müdahale senaryosudur. Söz konusu tasarım da hayal edilen etkiyi doğurma kapasitesinden uzaktır. Öte yandan, Irak Kürtlerinin müdahale etme konusunda yeterince bir iradesi ortaya çıkmamıştır, reel-politik açısından da çıkacak gibi durmamaktadır. Zira şartlar, Körfez Savaşları döneminden ve Irak'takinden oldukça farklıdır.

Türkiye'nin taraflar arasındaki pozisyonu ve savaş ile ilgili tutumu, sürecin başından itibaren isabetlidir ve tarafsız kalarak ama etkin çaba sarf ederek diplomasinin değerini bir kere daha uluslararası topluma göstermektedir. Tarafların tezlerinden bağımsız olarak, barışçıl yöntemlere atıf yapması ve bu yönde çaba sarf etmesi, yalnızca kendi güvenlik kaygılarını değil Batı ve İsrail dışındaki uluslararası toplumun da iradesini yansıtmaktadır. Bu yönüyle Türkiye, tıpkı Ukrayna-Rusya savaşında takındığı tutum gibi çok önemli bir rol oynamaktadır. Zira uzayan savaşın, yalnızca taraflarını değil uluslararası toplumun tamamını yıprattığı, bilinmez bir gerçek değildir fakat birilerinin de bunu hatırlatması gerekir. Burada da görev, yine Türkiye'ye düşmüştür.

Öte yandan Türkiye'nin İran içindeki KCK yapılanmasına ve emellerine karşı durması da hayatî bir önem taşımaktadır. Hangi gerekçeyle olursa olsun İran içinde PJAK'ın yaratacağı terörizm dalgası ve asgarî olarak ulaşılmak istenen bölgesel özerklik hedefi, kesinlikle önlenmelidir. Zira önlenemediği takdirde, bunun bir bağımsızlık talebine dönüşmesi, şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim 2. Körfez Savaşı'ndan sonra Irak'ta elde edilen bölgesel özerkliğin 2017'de, bir halkoylaması ile bağımsızlık talebine dönüştüğü unutulmamalıdır. Aynı durumun Suriye'de de yakın zamanda denendiği ise hiç akıldan çıkarılmamalıdır.

Çizdiğimiz bu çerçeveye rağmen konunun ısrarla dillendirilmesi, tabii ki tesadüf değildir. İran'daki savaş, mevcut bölgesel şartlar ve psikolojik iklim, bazı kararmış ufukları aydınlatma hevesi uyandırabilir ancak geldiğimiz noktada, bu ufukların aydınlanma ihtimâli, artık kalmamıştır."




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —