Menü MİLLİ SES | ÜÇÜNCÜ SAYFA HABER | UCUNCUSAYFAHABER.COM.TR
Tarih: 25.03.2026 12:19
Nihat ARSLAN yazdı: Savaşın 2.devresi ve yeni aktörler

Nihat ARSLAN yazdı: Savaşın 2.devresi ve yeni aktörler

Facebook Twitter Linked-in

Sözde Hamaney suikastini konu alan bir evvelki yazımızda; dikkatleri çekmek istediğimiz öngörümüz gerçekleşti desek yeridir artık.

ABD, İsrail ve İran; her ne kadar mesajlar üzerinden iletişim halindeyiz deseler de, bu üç hafif meşrep devlet geri planda el ele, göz göze, diz dize, kucak kucağa flört etmekte olduklarına dair bahse girerim.

Teamüller gereği Hamaney'in yerine geçtiğinde kendileri ile pozitif işbirliği yapmayacak birkaç lider adayını öldürdüler. Bu suikastleri de derin molla rejimi ile kucak kucağa işbirliği halinde gerçekleştirdikleri hususuna da ikinci bahse girerim.

Netekim bir isim piyasaya sürdüler artık.

 

 

Derin molla rejiminden henüz bizzat bir refleks almadığımız için üfürülen isim doğru mudur henüz emin değiliz.

Emme ve lakin; Devrim muhafızlarında kolordu ve tümen komutanlığı yapmış olması, Irak savaşı tecrübesi, polis teşkilatının başına bizzat Hamaney tarafından getirilmiş olması ve bu sayede kazandığı iç güvenlik tecrübesi, İran Meclis başkanlığı yaparak siyasi alanda da kazandığı beceriler, Tahran Belediye başkanlığı ile yerel yönetim tecrübeleri, Cumhurbaşkanlığı adaylıkları Muhammed Bakır Kalibaf'ı rasgele bir dedikodu konusu olmaktan bir tık yukarı taşıyor.

Ha biz bir de Türkiye'de kendisinin ve ailesinin çok sayıda lüküs konut sahibi olmasından da tanırız Kalibaf'ı.

Önümüzdeki günler İran halkının denetimli, onaylı hatta seçilmiş kahramanı Kalibaf mı göreceğiz artık belki yarın belki yarından da yakın…

Yarından da yakın çünkü; Hürmüz Boğazını trafiğe açmaya gücü yetmeyen terörist 2 devlet AB ülkeleri ve NATO dahil tıkladığı tüm kapılardan eli boş dönmüştür.

Dünya enerji piyasasını zıvanadan çıkarıp dünya ekonomisini resesyonun eşiğine kadar taşıyan bu iki zırdelinin kendi kazdıkları kuyudan çıkabilmeleri için çok fazla zamanları kalmamıştır.

Savaşın 2.devresinin nereye evrileceğini görebilen Türkiye, Rusya, Çin, Hindistan gibi ülkeler de kendi muhasebelerini yapmaya başladılar artık.

Bu muhasebe hesaplarının içerisinde en önemlileri;
Hürmüz petrol vanasının başında kim olacak,
Avrupa'ya taşınacak petrol, LPG ve NG hangi güzergah üzerinden taşınacak, nükleer silahların genişlemesinin engellenmesi anlaşması yeni tartışmalara mı açılacak.

Hürmüz'den başlayacak olursak Hürmüz'ü sanki tek başına İran kontrol ediyormuş gibi bir algı oluşturuldu ki bu yanlıştır. Körfezde söz sahibi bir sürü sünni Arap devleti de vardır.

Trump, İran'la beraber yönetmeye dünden hazır zaten Körfezin Araplarını hiç kaale almıyor.

Trump her ne kadar Netanyahu zoru ile bu savaşa girmiş olsa da bu şavultudan ekonomik bir kazanım çıkarmadan annesinin ligine dönerse seçimleri unutmak zorunda olduğunu çok iyi biliyor.

 

 

Hele ki ciddi can kayıpları vermeye devam ederse yargılanacaktır bile.

Tam bu noktada herkes kucak sarmalından kalkıp bir silkeleniyor ve menfaate bağlı yollar ayrılıyor.

Bakın göreceksiniz bu iki kolpaçino birbirinin arkasından sövecekler bile mikrofonlar önünde.

Petrol nerde – Körfezde
Savaş nerde – Körfezde 
Petrol nerde - …)

Diğer bir konu; petrolün Avrupa'ya nakil hattı.

Bölgede farklı oyuncuların farklı planları var.

Bunlardan birisi israil'in Hindistan'dan başlayıp BAE üzerinden Ürdün, İsrail, Yunanistan, Avrupa projesi.
Bu proje için İsrail, Hürmüz Boğazını ele geçirmek istiyor.

Başlarda ABD de bu projenin içerisinde idi fakat Türkiye'nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması sebebi ile projeden çekilmiştir.

Bundan sonra bu projenin akıbetini İran savaşı belirleyecektir.

Karşımıza Hindistan, İran, BAE, İsrail, Suud ittifakı çıkarsa da şaşırmayalım yani!

ABD'nin de bölgedeki menfaatleri körfezin sünni Arap devletleri ile İsrail'i İbrahim anlaşmaları üzerinden entegre etmekten geçmekte iken Hamas'ın AKSA TUFANI operasyonu bütün denklemleri bozmuştur.
Arap devletleri ile İsrail'in arası açılır.

İsrail ve ABD'nin dayılıkla normalleştirmeye çalıştığı ilişkiler; Türkiye'nin mezhepsel ve derin tarihsel bağlarını da kullanarak Arapları tesiri altına alması kolay olmuş başarılı olmalarını engellemiştir.

Türkiye'nin projesi; Suud'tan başlayıp Hürmüz Boğazı, Irak, Urfa, Adana, Mersin limanından Avrupa'ya uzanır. Kalkınma projesi adı verilmiş bu proje için de Hürmüz Boğazının kontrolünün kimin elinde olduğu çok önemlidir.

Türkiye, geçtiğimiz yıllarda masaya yumruğunu vurarak Doğu Akdeniz ve bölgesel enerji projelerinde kendisini devre dışı bırakan (bypass eden) hiçbir girişimi kabul etmeyeceğini ve bu tür planların hayata geçmesinin mümkün olmadığını net bir şekilde vurgulamıştır.

Özellikle East-Med gibi projelerle Türkiye'nin ekonomik ve coğrafi olarak dışlanma girişimlerine karşı, Türkiye kendi projelerini geliştirerek Libya, Irak, Suriye ve tüm Arap ülkeleri ile işbirliği hususunda hemen hemen hergün önemli adımlar atmaktadır.

Bir diğer ticaret yolu projesi de Çin'in kuşak-yol projesidir.

Çin'e ekonomik yarar sağlaması için düşünülen proje ile hedeflenen Çin'den çıkan bir ticaret treninin en geç 11 günde Avrupa'ya erişimi fikrinden doğmuştur. Demiryolu güzergâhı bağlamında Türkiye; coğrafi konum jeokültür ve jeopolitik üstünlüğünden dolayı Dünyanın lider ülkesi olabilir.

İsrail limanlarının da adının geçtiği bu projede; İsrail, projenin içerisindeki rolünü arttırabilmek için Türkiye'nin rollerini kapması gerekmektedir.

Türkiye coğrafi konum avantajlarını diğer ülke menfaatleri ile çok iyi sentezleyerek sadece uluslararası diplomasi ile çok büyük başarılar elde ederken, İsrail tüm insani, vicdani, uluslararası hukuk kurallarını da tanımayarak soykırım da dahil olmak üzere dünyayı ekonomik buhrana bölgeyi de kana bulamış, buna rağmen çöküşün eşiğine gelmiştir.

Hah geldik bu aptal savaşın açtırdığı kara kabuklu defterlerine.

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT)

191 ülkenin taraf olduğu antlaşma, beş nükleer silahlı devleti (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) tanır ve diğerlerinin silahlanmasını yasaklar.

Hindistan, Pakistan, İsrail ve Güney Sudan antlaşmaya taraf değildir. Kuzey Kore 1985'te katılmış, 2003'te çekilmiştir.Türkiye, 28 Ocak 1969'da imzaladığı antlaşmayı 17 Nisan 1980'de onaylayarak taraf olup nükleer silah geliştirmeyeceğini sadece nükleer heykel yapacağını taahhüt etmiştir.

Heykel dedim diye endişe etmeyin, CiHiPi'den bahsetmeyeceğim bu yazıda.

Bu yazıda yer bulamayız ki onlara… Çivi ile çaksak tutmaz... Hemen atarlar..

Abi olaya bakar mısın 5 tane koca kafa ülke nükleer silah dolu ağzına kadar. Ama başkası yapmayacak. Anlaşmada taraf olmayan veya çekilen tüm ülkelerin de Güney Sudan hariç nükleer silahı var bugün.
Dış İşleri Bakanımız tıklattı hafiften önce Rusya'dan sonra İsrail'den geldi cayırtı.

İnşallah bu defter kapanmaz da bizim devletimiz de bir iki sayfa karalar. Fırsat bu fırsat…

Siz bakmayın küresel algı mühendislerinin İran'dan sonra sırada Türkiye var demelerine.

Biz sırada anılan değil, sıraya sokan, sıradan atan bir milletiz.

Biz bu zangoçlarla illaki bir savaşa gireceğiz. Fakat savaşımızın tarihini ve yerini biz belirleyeceğiz.

Bize karşı girişecek oldukları savaş onların son savaşı olacak dayıııı…!

Amik Ovasının yukarı doğru akan Asi sularında boğulacaklar vesselam…




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —