Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof.Dr. İlyas Topsakal, Birinci Türkoloji Kongresinin anısına yapılan Bakü'deki kongrenin ardından değerlendirmelerde bulundu. Prof.Dr. Topsakal "Türk Cumhuriyetlerinden katılım oldukça azdı. Dahası, gözlerimiz eski muhteşem hocaları aradı: Hepsi yavaş yavaş dünyamızdan ayrılmış ve Türkolojiyi öksüz bırakmış…" dedi
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof.Dr. İlyas Topsakal'ın değerlendirmeleri şöyle:

"Bundan tam 100 yıl önce 26 Şubat 1926 tarihinde, Bakü'de Türklük çalışmalarının ilki yapılmıştı; yüzüncü yılında ise Azerbaycan İlimler Akademisi, bu tarihî kurultayı Türk dünyasına yeniden yaşatmak için zamanımızın en değerli akademisyenlerini yine aynı yer ve mekânda topladı. Faaliyete, Yunus Emre Enstitüsü çok büyük katkıda bulundu. Bu tavrıyla Yunus Emre, ne kadar önemli bir misyona sahip olduğunu da göstermiş oldu. Türkiye ve Azerbaycan'ın en değerli Türkologları, İsmailiye Sarayı Salonu'nda, tıpkı yüz yıl öncesi olduğu gibi, yerini aldı ancak Rusya ve Avrupa ekolleri yeterince temsil edilemedi.
Bunun bir çok nedeni var: Kanaatimce en büyük nedeni; artık Türklük bilimine, daha doğrusu sosyal bilimlere, yeterince kaynak ayrılmıyor. Dolayısıyla bu alanda insan da yetişmiyor. Sürükleyici ve itici ülkeler -başta Almanya, Fransa, İngiltere ve onlara ait üniversiteler- birer birer bölümleri kapatıyor. Dolayısıyla Kurultay'da ne Alman ne Fransız ne de Macar görüşlerini dinleyebildik. Oysa 1926 Kurultayı'nda Macarlar, Latin alfabesiyle ilgili olumlu görüş bildirirken Alman âlimler, çekincelerini; diğer yabancı âlimler de olumlu olumsuz bildirilerini sunmuştu.

Yine Türkolojide, başta Almanya olmak üzere menşei Alman olan Rus ekolünün büyük ağırlığı vardı. St. Petersburg ve Kazan ekolü hep birikim ve derin arşivleriyle öne çıkardı. Bu Kurultay gösterdi ki artık hem Kazan hem de Petersburg ekolü eskisi gibi faal ve velut değil. Tam tersine geride olan İstanbul ekolü, bütün çalışmaların fevkinde... Buna sevinmek mi gerekir, bilemiyorum.
Bir diğer tespitimi de biraz hüzünlü de olsa söylemem gerekir: Yer Bakü ve anlamı da çok değerli yüzüncü yıl anısı olsa da Türk Cumhuriyetlerinden katılım oldukça azdı. Dahası, gözlerimiz eski muhteşem hocaları aradı: Hepsi yavaş yavaş dünyamızdan ayrılmış ve Türkolojiyi öksüz bırakmış...
Bu sefer elbette yüz yıl önceki avantajımız yok. Boy ve illerimiz, belki hanlıklarımız iyice ayrılmış; elitimiz farklı sosyolojik ve siyasal sistemler içinde, farklı pedagojik bilgiye sahip olmuş. Dilleri ve dilin anlamı olan terimlere yabancılar… Alfabe konusunda anlamaya yakın ama ürkekler. Köklerimize daha sadık ama nasıl beraber olacağımızı; "Dilde, fikirde, işte birlik" düsturunu nasıl gerçekleştirceğimizi belirlemiş değiliz. Bu kadar çetrefilli meselenin içinde el yordamıyla ortak alfabeyle ilgili ilk basılan eseri, yani Cengiz Aga'nın Cemile'sini, tanıtmak şerefine nail olduğum için yüce Yaradana müteşekkirim...
Ortak alfabe olmadan, ortak simgeleri kullanmadan seslerin dağılıp çeşitlenmesini önlemenin imkânı olmuyor. Ve ses çeşitliliği gittikçe de artarak devam ediyor. Dahası, yıllardır devam eden sistem farklılığı; her alanda terimlerin farklılaşmasına, Türk lehçelerinin bilim dilinden uzaklaşmasına neden oluyor. Ve bu, başta Türkiye olmak üzere bilimsel çalışmaların faklı dillerde olmasına ve Türkçenin bilimden uzaklaşmasına vesile oluyor. Bence bütün Türk Cumhuriyetlerindeki en önemli meselemiz, yabancı dillerde yapılan eğitim ve kendi dilimizden uzaklaşmamız. Bu konuda maalesef ne YÖK ne de üniversitelerimiz şuurlu…
Bakü Türkoloji Kurultayında bu mesele üzerine bilimsel bir çalışma, henüz daha sunulmadı. Çok ilginç! Dil bilimcilerin en önemli konuyu atlamaları, Türklük şuurunun güncesi hakkında önemli gösterge değil midir?
Yine de yüzüncü yılda Türkoloji Kurultayının yeniden toplanması muhteşemdi... Bu ihtişamı bize yaşatan İsa Habibbeyli hocanın nezdinde Bilimler Akademisini ve çalışanlarını, Abdurrahman Aliy hocanın şahsında Yunus Emre Enstitümüzü ve çalışanlarımızı tebrik ediyorum."