Muhittin GÜMÜŞ
CENGİZ AYTMATOV’UN KIZ KARDEŞİ ROZA AYTMATOVA’NIN AÇIKLAMALARI
Büyük yazar Cengiz Aytmatov'un kız kardeşi Dr. Roza Aytmatova, son günlerde internette ve kamuoyunda dolaşan söylentilerden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Merhum yazarın ruhuna saygısızlık edilmemesi ve adının siyasette ve kamuoyunda tartışmalara alet edilmemesi çağrısında bulunan R. Aytmatova, Kabar haber ajansına verdiği demeçte, yazarın Rusça eserleri, Oş'taki olaylar, İslam Kerimov ile görüşmesi, ilk Cumhurbaşkanı Askar Akayev'in cumhurbaşkanı seçilmesi ve Aytmatov'un hayatının önemli noktaları hakkında ayrıntılı bilgi verdi.
Saygıdeğer, aziz Kırgız halkım!
Bugün ilk kez, aziz Kırgız halkıma doğrudan seslenmeye karar verdim. Bunun özel bir sebebi var. Son zamanlarda ciddi bir hastalık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. Şimdi, çok şükür, her şey yolunda. Yaratan Allah’ın bana verdiği kadar bir ömür yaşayacağız.
Son günlerde beni rahatsız eden şey, bazı insanların Cengiz ağabeyim hakkında çokça dedikodu yapmaları, haksız yere eleştirmeleridir. Arkasından fena sözler yayıyorlar. Bu, beni çok üzdü ve ağladım. Ağabeyimin vefatının üzerinden 17 yıl geçmiş olmasına rağmen, bazı insanlar ondan bahsederken sanki aynı sofrada yemek yiyen yakın arkadaşlarıymış ya da meslektaşlarıymış gibi hakkında konuşup duruyorlar.
"Ölen birinin ardından kötü sözler söylenmez" derler, ama olan oldu artık. Ağabeyimi huzur içindeki uykusundan uyandırıp rahatsız ettiniz...
Bazen “Kırgızların düşmanları bunu kasten mi yapıyor, halkı bölmeye ve fitne çıkarmaya mı çalışıyorlar?” diye düşünüyorum. Yaydıkları söylentiler bile birbirini tutmuyor. Yoksa Cengiz Ağabeyime kimsenin destek olmadığını mı düşünüyorlar?
Hakikatleri kimse söyleyemez, nasıl olsa onun çağdaşları da vefat etti zaten… Öyle mi diyorlar? Dürüst olmak gerekirse, onlara karşı da kin beslemiyorum. Kendi başlarının çaresine kendileri bakarlar.
Ağabeyimin koruyucuları Manas atamızdan ona geçmiştir. Bu sözü büyük Manasçı Sayakbay Karalayev söylemişti. Aytmatov'u karalayanlara (iftira atanlara) zarar vermek istemem ama dikkatli olun…
1991'de Ata-Beyit kazılıp açıldığında, babamı suçsuz yere katledenleri affetmiştim. Bu insanları da affettim. Ama içten içe, Kırgız halkına karşı hareket ettiklerini ve halk arasında fitne çıkardıklarını düşünüyorum. Belki de amaçları budur, kim bilir? Her şeyi Allah’a havale ettim...
Ben bu yıl 89 yaşına gireceğim. Başımdan çok şey geçti. Yaşadıklarımın iyisi de kötüsü de oldu. Hayatın iniş çıkışlarını da gördüm. Ama onların hiçbiri beni bu kadar üzüntüye gark etmedi…
Babam tutuklanıp katledikten sonra ailemiz çok zor şartlarda yaşadı. Hem açlık hem de yoksulluk çektik. Çok acı çektik. Sovyet hükûmeti bize "halk düşmanının çocukları" diyerek ağır zulüm etti. Ama Kırgız halkıma çok teşekkür ederim! Babamın akrabalarına teşekkür ederim! Şeker halkına ve Talas halkına binlerce kez minnettarım! Onlar olmasaydı, nasıl var olabilirdik... Bunları yalnızca Allah bilir. Halkımız sayesinde hayatta kaldık.
Anneme özellikle teşekkür ederim. Her şeye rağmen, bizi tekrar ayağa kaldırdı. Ne yazık ki, ona da musallat olanlar oldu ve hâlâ da oluyor...
Annem kahraman bir kadındı. Törökul’un çocuklarını Şeker'e getirdi ve "Siz Kırgızsınız, halkınızla birlikte olun!" diyerek bizi toplum içine dahil etti ve halkımızın arasında terbiye etti, eğitti.
“Cengiz, İlgiz oğullarım, kızlarım, siz Törökul’un çocuklarısınız. Kırgızların Kıtay boyundan geliyorsunuz. Başınızı dik tutun. Nerede olursanız olun, babanızın adını lekelemeyin,” derdi daima rahmetlik anneciğim.
İki ağabeyim de ablam da hayatlarını halkımıza ve topraklarımıza adadılar. Söyleyin bakalım onlardan kötülük göreniniz oldu mu?
Cengiz ağabeyime itin ölüsünü yükler gibi onu her şeyden sorumlu tutmaları beni çok üzdü.
Ah, keşke şimdi gelip de "Öyle olmadı, şöyle oldu!" diyebilse acaba susarlar mıydı dedikoducular?
Cengiz ağabeyim, Kırgız halkını dünyaya tanıttı. Destanımız "Manas"ı dünyanın her köşesinde yüceltti. Bişkek'te Kırgızca eğitim veren okulları açmak için Sovyet hükümetiyle anadilim diye onun uğruna mücadele etti ve sonunda iki okul açtırdı.
Şimdi ise onun ruhunu rahatsız eden eleştirileriniz, bütün dünyaya utanılacak hâle düşürmeniz beni üzüyor.
Daha dün Kazak halkının temsilcileri beni arayıp sordular: "Sana ne oldu? Aymatov hakkında neden bu kadar tartışma var?" Benim de onurum var ve ağabeyim için içim yansa da halkıma da kıyamam. Onlara ne diyebilirim ki? Utandım, gururuma dokundu... Şunu da söylemeliyim ki, internette dolaşan dedikoduların hiçbiri doğru değil. Gerekirse bunu kanıtlayabilirim. Bunlar yetmezmiş gibi, "Cengiz Rusça yazdı, Kırgızca bilmiyordu ve Kırgızca yazmadı" gibi söylentileri yaydılar. Kitaplarının 185 dile çevrilmesiyle onların işleri olmaz tabii. Bilmiyorsanız, size söyleyeyim: Yayınlanmış kitap sayısı bakımından dünyada Shakespeare ve Tolstoy'dan sonra üçüncü sırada yer alıyor.

Ayrıca Kırgızca yazmayı neden bıraktığını da anlatacağım. 1957'de ağabeyimi hem de Kırgız olan bazı Sovyet yetkilileri ağır bir şekilde takibata aldılar. " Bu Aytmatov denen genç adam Sovyet ideolojisine karşı çıkıyor ve Sovyet edebiyatında kargaşa yaratıyor, onu yok edin!" diye Moskova'dan bir mektup geldiğini söylediler.
"Vur deyince öldürür…” gibi davranan yerel yetkililer, hasta olana kadar onu taciz ettiler. Kitaplarının basımını durdurdular ve aşağıladılar. Hatta anneme şöyle dediler: "Oğlunuz Cengiz, kocanız Törökul'un kaderini maruz kalacak. Gerekirse onu o noktaya getireceğiz. Yazmayı bıraksın!" dediler. Annemin bu sözleri duyduğunda ne halde olduğunu hayal edebiliyor musunuz?
Cengiz ağabeyim ise yataktan kalkamadı ve uzun süre hasta oldu. O yıl babamın aklanmasının ardından ancak iyileşti. Anladığımız kadarıyla babamızın ruhu ona destek oldu. Ağabeyime kötü davrananların isimlerini anmayacağım. Onları da affettim.
Ağabeyim takibata alındı ve bunun için de Kırgızca yazmaya imkânı olmadı.
Biz kendimiz, Kırgızlar, kitap yazdırmadık, ona engel olduk. O uzun süre çaresiz kaldı ve ne yapacağını bilemedi. Sonra büyük Rus şair Aleksandr Tvardovski, Kırgız yetkililerinin Cengiz'in yazmasına izin vermediğini öğrenince yardımına koşmuştur: "Cengiz, sen Rusça yaz. Senin yazılarını 'Novy Mir/Yeni Dünya' dergisinde yayınlayacağım. O zaman senin baykelerin/amcaların sana bir şey söyleyemez." İşte ondan sonra ağabeyim Rusça yazmaya başladı.
Bildiğim kadarıyla, eserleri yaklaşık 15 yıl boyunca Kırgızistan'da yayınlanmadı, sadece Rusya'da yayınlandı. Bunu kanıtlayabilirim. Oysa, ağabeyim Cengiz, Şeker'de halk arasında büyüdü ve ana dilini su gibi biliyordu. İlk kitaplarını Kırgızca yazdı. Ana dili için çok mücadele etti, onunla gurur duydu ve onu övdü.
Kırgız halkı Aytmatov'un iyiliğini görmediyse eğer, kesinlikle kötülüğünü asla görmemiştir. O, her birinizi canıgönülden seven bir insandı.
Bazıları diyor ki, 1990'larda biz sıkıntı çekerken o Avrupa'da keyif sürüyordu. Gerçekten de onların bilmedikleri besbelli. Avrupa'da Kırgızların büyükelçisi olarak çalışırken Kırgızistan ile Batı arasında ilk teması kuran kişi de ağabeyimdi.
Fransa, Belçika, İngiltere ve Almanya'ya "Orta Asya'da benim bir halkım var. Biz Kırgızlar küçük bir halk olsak da sizinle eşit şartlarda ilişkiler kurabiliriz." demiştir. Yeni kurulan cumhuriyetimizin uluslararası ilişkilerinin kurulmasına büyük katkı sağladığının göstergesidir. Ağabeyimin elçiliği özel bir tarihtir.
Bu arada, bazı insanlar da "Cengiz Aytmatov, 1990'daki Oş olaylarında Özbekistan’dan yanaydı."diye yazmaktalar.
Bunu da açıklayayım, ey halkım, lütfen tarafsız olun. "Oş olaylarında neden önce buraya gelip ondan sonra Özbekistan'a uçmadınız?" diye kendine sordum.
Bana şöyle dedi: "Zaman dardı. O zamanlar Moskova'daydım. İki ülke arasında silahlı bir çatışmayı önlemek umuduyla İslam Kerimov ile görüşmek için yardımcısıyla iletişime geçtim.
"Peki, İslam Abduganeviç sizi karşılayacak," dedi. "Gecikmeyin dediler. Direkt uçmamız gerekiyordu." "Bu yüzden doğrudan Kırgızistan'a gelemedim," dedi.
"Kerimov'a neler dedin?" diye sordum sinirli biçimde…
"İslam Abduganeviç beni bekliyordu. Yanımda iki Özbek yazar da vardı. Uzun süre konuştuk. Kısacası, sonunda Özbekistan Cumhurbaşkanına şöyle dedim: 'İslam Abdıganeviç, biz akraba bir halkız. Kırgız, Özbek, Kazak biz bir milletiz. Aramızda büyük bir çatışma çıkarsa, bütün Orta Asya'yı büyük bir tehlikeye atmış oluruz.'" dedim.Bunun üzerine Kerimov şöyle dedi: "Cengiz Torokuloviç, sizi anlıyorum. Askerlerimden hiçbiri Kırgızistan sınırını geçmeyecek," diye söz verdi. Söyleneni de yaptı.
Yani, ağabeyim Orta Asya'yı büyük bir savaştan kurtardı. İki ülke arasında büyük bir çatışma olsaydı, bugün bile bunun acısını çekerdik. Ağabeyim Özbekistan ve Kırgızistan'ı büyük bir savaştan kurtararak ihanet mi etti?
Ayrıca, Askar Akayev'in cumhurbaşkanı seçilmesinden ağabeyimi sorumlu tutan ve dedikodular yayanlar da var. Dürüst olmak gerekirse, Askar Akayev'i Cengiz ağabeyim seçmedi. Bizim Cogorku Keneş'imiz ona oy verdi ve onu seçti. Ona kadarki üç aday Meclisin onayından geçemeyince, ağabeyimin milletvekillerine şöyle dediği doğrudur: "Eğer beğeniyorsanız, bu genç Akayev'e bir bakın." Ağabeyim o seçimler sırasında Kırgızistan'a gelmedi, onun seçilmesi için de koşuşturmadı. O zamanki Cogorku Keneş (Yasama Meclisi) milletvekilleri Akayev'i beğendi, ona oy verdi ve onu kendileri seçti.
Cumhurbaşkanlarını da kötülemeyi bırakmalıyız, ey halkım. İyi işler yapanları da kötüledi bazı insanlar.
Cumhurbaşkanı da bizim sembolümüz, bayrağımız, armamız Manas'ımız gibidir. Sembolleri çiğnememeliyiz. Aksi takdirde, dünya toplumları arasında ne tür bir halk olduğumuzu nasıl izah ederiz?
Şimdi size asıl konuya geleceğim. Ey Kırgız halkım, sanki birileri halkı bölmeye çalışıyormuş gibi davranmayalım. Birliğimizi kaybetmeyelim. Birilerinin avı olup rezil olmayalım.
Lütfen ağabeyim Cengiz'i övmeyin veya kötülemeyin, huzur içinde yatsın.
Beni eleştirmek istiyorsanız, eleştirin. Eğer herhangi bir günahı varsa, onu itiraf ederim. Huzur içinde uyuyan ruhları rahatsız etmeyelim!
Hükümetten ağabeyim Cengiz Aytmatov’un 100. yıl dönümünü de kutlamamasını rica ediyorum. Çünkü eminim ki bundan sonra şöyle sözler duyulacaktır: "Aytmatov'un 100. yıl dönümü için ayrılan fonlar başka yerlerde harcanabilirdi." Bu nedenle, hükümetten Cengiz Bey’in 100. yıl dönümü için ayıracağınız fonları ihtiyaç sahibi insanların durumunu iyileştirmek için harcamanızı rica ediyorum. Böylesine değerli bir hareket, ağabeyim Cengiz'e gerçek bir saygı duruşu, gerçek bir anma sayılacaktır.
Son olarak, Müslüman topluluğumuza seslenmek istiyorum.
Annem Nagima, üç yıl kızlar medresesinde eğitim görmüştür. Arap alfabesini çok iyi biliyordu ve Kur'an'ı yüzünden okuyabiliyordu. Bize de öğretti. Özellikle büyük oğluna ibadet etmeyi sıkı bir şekilde öğretti. Sovyet döneminde insanların evde Kur'an bulundurmasına izin verilmiyordu, ama annemin sandığında bir Kur'an nüshası olduğunu hatırlıyorum. Hasta olsa dahi oruç tutardı. Annem bize Kur'an'dan pek çok öğütler okur ve açıklardı.
Büyük sıkıntıya düştüğünde "Allah beni sınıyor, her şeye katlanmalıyım, çocuklarımı kendi ayakları üzerinde duracak şekilde yetiştirmeliyim" derdi. Şimdi düşünüyorum da o hayatın zorluklarına Kur'an'ın gücüyle katlanmış olmalı. Çocuklarına da aynı şekilde ibadet etmeyi öğretti.
“Cengiz’in kitapları yayımlandığında odasına gider, Allah’a şükreder ve dua ederdi,” diye hatırlatmıştı Renat dayım.
Annemin babası Hamza dedem medrese ve cami inşa ederdi. Kırgızlar arasında İslam’ın yayılmasına katkıda bulunan bir kişidir. Dedemin babası büyük dedem o zamanlar Sibirya ve Kazakistan müftüsüydü. Bizler böyle insanların torunlarıyız.
Bu nedenle, “Aytmatov’un dinden uzaklaştığı” ifadesi boş bir ifadedir, doğru değildir. İslam’ın tüm ibadetlerini bilir, inanır ve saygı duyardı.
Bir insanın içindeki imanını kim ölçebilir? Cengiz ağabeyimin inancını Allah’tan başka kim ölçebilir ki?
Onun imanına kitapları şahittir. Eğer tüm insanlık, dinleri ne olursa olsun, onun yazılarını ve düşüncelerini paylaşıyorsa, o zaman ağabeyim de Allah diyen bir insandır, öyle değil mi?
Yazdığı edebî eserlerdeki bütün karakterlerin prototipleri vardır. Onlarla birlikte yaşadık, komşuyduk, akrabaydık. Kitabında tek bir yalan yoktu. Tolgonay Ana da vardı, Cemile de bizim köyümüzdendi, İsmail de ve Düyşön de. Ama bunların hepsi 20. yüzyılın hikâyeleriydi. Cengiz Aytmatov da 20. yüzyılın bir yazarıydı. Şimdi zamanlar farklı, hikâyeler farklı, kavramlar farklı. Ama zaman ne olursa olsun, ağabeyimin dediği gibi, her birimizin her gün bir insan olmak gibi bir görevimiz olmalı. Ey büyük Kırgız halkım, Talaslı hemşehrilerim, zor zamanlarda bizi terk etmediniz, bizi güvende tuttunuz. Şimdi sizden rica ediyorum, Cengiz ağabeyimin adını lekelemeyelim! Gelişen bir halk kendine saygı duyar. Kültürümüzü yok etmeyelim, kendimize saygı duyalım. Barış içinde olalım! Huzur içinde yürüyelim! Düşmanlara karşı dikkatli olalım!
Dr. Roza Törökulkızı Aytmatova
Kırgızcadan tercüme eden Muhittin GÜMÜŞ
27.01. 2026 Bişkek
26 Ocak 2026 tarihli Kabar gazetesinin veb sayfasındaki haber.
ttps://kabar.kg/news/chygyz-agamdyn-arbagy-tynch-zhatsyn-roza-ajtmatova