Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Siyonizm’in dürtmesiyle ABD’nin İran’ı vurması hiçbir şekilde kabul edilemez bir emperyalist vandallık olacaktır” dedi.
İran’a askeri hareket yoluyla sözde ılımlı, gerçekte zincirlenmiş ve devşirilmiş köstebek liderlerin işbaşına getirme senaryosunun çok vahim sonuçları peş peşe tetikleyeceğine dikkat çeken Devlet Bahçeli, “Venezuela’dan sonra sırayı İran’ın alması felaketlere açık davetiye çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyecektir” diye konuştu..
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugünkü grup konuşmasının bu bölümünde yaşanan küresel krizlere ve ABD ile İran arasındaki krize dikkat çekerek şunları söyledi:
Bulanık ve bunalımlı bir dünya tablosu
"Her geçen gün daha da karmaşıklaşan, sürdürülebilir kriz ve kargaşanın gittikçe kökleşip derinleştiği bulanık ve bunalımlı bir dünya tablosu insanlığın müşterek geleceğini, münhasır huzur ve istikrar özlemini ciddi şekilde tahdit ve tehdit etmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakiben yerleşen ve yürürlüğe giren kurallara dayalı uluslararası müesses düzen, geldiğimiz bu aşamada yıkık dökük bir harabeden, yoğun bakımda can çekişen umutsuz bir hastadan muhteva itibariyle farklı değildir.
Yeni bir dünya düzeni kurma arayış ve arzusu eskisinin ağır enkazı kaldırılmadan, en azından hazmedilebilir ve yönetilebilir bir seviyeye taşınmadan oldukça maliyetli ve meşakkatlidir.
Çok kutuplu küresel kuvvet dengesinin yeni baştan tesis ve tezahürü geciktikçe, gücün tek merkezde temerküzü amacıyla askeri ve ekonomik baskıların, buna bağlı dayatmaların cesameti artıkça dünya yaşanabilir olmaktan çıkacak, ateş her yeri saracaktır.
Bilindiği üzere, 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında Davos’ta düzenlenen 56’ıncı Dünya Ekonomik Forumu aynı zamanda AB ile ABD arasında kızışan çok boyutlu cepheleşmenin ağırlık merkezine dönüşmüştür.
Kaynayan ve kanayan küresel sistem düşe kalka iflas bayrağını çekmiştir.
İran'a müdahale ihtimali yakıcı bir tehlike
ABD’nin silaha ve zora dayalı müdahaleleri, sömürüye ve yayılmaya dayalı mütecaviz talepleri bağımsız devletlerin egemen eşitliklerini tartışmaya açacak noktaya kadar gelmiştir.
Venezuela’dan sonra, İsrail’in tahrik ve tacizleriyle ABD’nin İran’a karşı gündeme aldığı askeri operasyon ihtimali sadece komşu ülke İran ve bölgemiz için değil dünyanın tamamını yakıcı şekilde etkileyecek asal bir tehlikedir.
İran’a askeri hareket yoluyla sözde ılımlı, gerçekte zincirlenmiş ve devşirilmiş köstebek liderleri işbaşına getirme senaryosu çok vahim sonuçları peş peşe tetikleyecektir.
Venezuela’dan sonra sırayı İran’ın alması felaketlere açık davetiye çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.
Siyonizm’in dürtmesiyle ABD’nin İran’ı vurması hiçbir şekilde kabul edilemez bir emperyalist vandallık olacaktır.
Böylesine bir hak ve yetki hiçbir ülkenin uhdesinde değildir.
“Rodrigez Modeli” olarak tedavüle sokulan sipariş edilmiş, boyunduruk altına alınmış kukla yönetici sisteminin gayri meşruluğu, gayri hukukiliği ve gayri ahlakiliği tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızdadır.
“Diyalog ve diplomasi öne çıkmalıdır”
İran’ın veya diğer egemen eşitliğe haiz bağımsız devletlerin geleceğini müessir şekilde tayin ve temin edecek tek güç kendi halklarının irade haysiyetidir.
Bu itibarla ABD ile İran arasında diyalog ve diplomasi öne çıkmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın tarafları uzlaştırma ve yatıştırma çabası saygındır ve takdire layıktır.
İran’ın huzur ve güvenliği, aynı şekilde Suriye’nin huzur ve güvenliği bölgesel istikrarın kilit taşıdır.
Bu taşı yerinden oynatmak, İran’a askeri operasyon yapmak zincirleme ve altından kalkılması kolay olmayan sorunları dalga dalga gün yüzüne çıkaracaktır.
Rusya ve Ukrayna’dan sonra İran’ı da içine alacak savaş ve sıcak çatışma havasının küresel boyut kazanması halinde kabus senaryoları kuvveden fiile geçecektir.
Katar’ın arabuluculuğu, Türkiye’nin yoğun gayretleri ABD ile İran arasındaki anlaşmazlığa sebep olan konu başlıklarının mutabakatla çözümüne katkı sağlamalıdır.
Bölgemiz yeni bir savaşı kaldıramaz.
Tarafları aklı selime çekecek orta bir yolun bulunması barışçıl ortama musallat olan sisi dağıtacaktır.
Epstein belgeleri
Tam bunlar oluyorken, birden bire asrın sapıklığı ve ahlaksızlığı olarak değerlendirilmesi gereken ve 3 milyon sayfanın üzerinde olan Epstein belgeleri dünya kamuoyuna oturmuştur.
Skandal itiraflar, dehşet verici çarpıklıklar ne hikmetse ABD’nin Suriye’de SDG/YPG’ye sırt dönüp Ahmet eş Şara’yı desteklediği, ayrıca İran’a yönelik saldırı planlarının ortaya çıktığı bir zamana tesadüf etmiştir.
İşkence gören çocuklardan taciz ve tecavüze uğrayan reşit olmayan kız çocuklarına varıncaya kadar kan donduran iğrençliklerin yaşanması, pek çok siyasetçi, devlet adamı ve meşhur ismin karıştığı ve katıldığı skandallar furyası insanım diyen herkesin midesini bulandırmaktadır.
Cinsel istismar suçlusu milyarder Jeffrey Epstein’e ilişkin olarak yayımlanan belgelerin zamanlama itibariyle manidar bir dönemde deşifre edilmesi hem tuhaf hem de akılları karıştıran soru işaretleriyle doludur.
İnsanlık ayıplarının, insani felaketlerin, kirli ilişkilerin merkezinde yer aldığı bu tehdit mekanizmasının organize halde siyasi ve stratejik hedefleri gözettiği kanaatimce çok mümkündür.
Lut Kavmi’ne benzer toplumsal yapılar
İnsani değer ve mirasın ayaklar altında çiğnenmesi, çocukların bu faciada kullanılmaları nice çatıları uçuracak, nice şöhretli insanı rezil edecek kırattadır.
Biz temiz siyaseti ve temiz toplumu yalnızca Türkiye için değil, tüm dünya adına da istiyoruz.
Şerefli, güvenli, namuslu, evrensel insani değerlere muvafık halde yaşamanın bir başka yolunun olmadığını, olamayacağını düşünüyoruz.
Ahlaki yarılmanın, ahlaktaki dağılmanın, Lut Kavmi’ne benzer toplumsal yapılardaki kokuşmanın; hazza, hıza, hırsa ve dipsiz şehvet ve şöhrete dalmanın sonu ve sonucu yeryüzü cehenneminin yanan ateşine odun taşımakla eşanlamlıdır.
Değerlerin müdafaa edilmesi şarttır.
Peki bu değerleri analitik gözlem becerisiyle nasıl tefsir edebiliriz?
İnsanın davranışlarını yargılarken ve hayattaki amacını seçerken başvurulan; toplumsal olarak paylaşılan, amaç ve davranışları belirlerken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu gösteren standartlardır.
“Tehlike çanları hiç bu kadar yoğun işitilmemiştir”
Beşeriyet doğru ile yanlışı birbirine karıştırarak vicdan kaybına uğramıştır.
İyi ile kötüyü birbirinden ayıramayarak erdemden uzaklaşmıştır.
Konuşmamın başında vurgulamıştım; Allah’tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek nafile bir gayrettir.
İnsan varlığının kirli ilişki ve irtibatlardan beslenmesi gelecek hayallerini kundaklamaktadır.
Tehdit çok büyüktür.
Tehlike çanları hiç bu kadar yoğun işitilmemiştir.
Burada bir temennimi ifade etmek istiyorum:
Partimizin AR-GE bünyesinde hazırlanan ve şahsen çok önemsediğim “İnsanlığın Huzuru” çalışmasının artık raflarda tozlanması yerine herkesin ve hepimizin başvuru eseri olması samimi arzum ve çağrımdır.
Huzursuz insan, huzursuz dünya bir kısır döngüdür.
Bu döngüyü kıracak güçlü karar ve acil eylem planlarını ortak akılla gerçekleştirmek mümkündür.
Biz dünyanın en gözde ve zorlu coğrafyasında yaşayan, bundan böyle de yaşamak zorunda olan büyük bir milletiz.
Ne tarihimizi ne de coğrafyamızı değiştirme imkânına sahip değiliz.
Ama hep birlikte daha güzel bir gelecek inşa edebiliriz.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bu muazzez hedef için vardır, bunun içinde var olmaya devam edecektir.
Türkiye, yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde, yeni bir heyecan ve atılım ruhuyla hareket etmek mecburiyetiyle karşı karşıyadır.
Kültür ve medeniyetiyle barışık bir siyaset
Türkiye, Avrasya’nın ve Afrika’nın bir barış ve istikrar bölgesine dönüşmesi, dünyanın insanî bir boyut kazanması için büyük bir dinamizme kavuşmak ve böyle bir iddianın sahibi olmak durumundadır.
Bunun temel şartı, kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak, büyük devlet geleneğini ve tecrübe birikimlerini yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlamaktır.
Biliyor ve inanıyoruz ki, tarih şuuruyla dolup taşan, kültür ve medeniyetiyle barışık bir siyaset etme tarzı, sadece demokrasiyi ve cumhuriyeti güçlendirmekle kalmayacaktır.
Aynı zamanda bu coğrafyayı yeniden istikrara ve refaha taşıyacak dinamikleri de harekete geçirecektir.
Türk milleti ve devleti bunu başaracak potansiyele sahiptir.
Bunları kavrayıp hayata geçirdiğimiz ölçüde hedeflediğimiz güzel ve parlak gelecek, yakın ve ulaşılabilir bir gelecek olacaktır.
Neredeyse bütün mesailerini partimizi karalamak için harcayanların bizi anlaması da, başarılı olması da mümkün değildir."