Haber Editörü

Ramazan DURMUŞ / GELDE YAZMA

ramazandurmus44@gmail.com

Dr. Oğuz Poyrazoğlu yazdı: Devlet Bahçeli’nin 13 Ocak Konuşması Üzerinden Politik Okuma

Devlet Bahçeli’nin konuşma metni, bu yüzden salt bir gündem konuşması değil; “çoklu kriz çağında siyaset” üzerine bir çerçeve denemesidir.

Dr. Oğuz Poyrazoğlu yazdı: Devlet Bahçeli’nin 13 Ocak Konuşması Üzerinden Politik Okuma
SİYASET 13.01.2026 14:01:00 0

AKIL PENCEREMDEN / Dr. Oğuz Poyrazoğlu
 

Dünyanın “Hukuk”tan “Güç”e Kaydığı Eşik: Bahçeli’nin 13 Ocak Konuşması Üzerinden Politik Okuma

Siyasette bazı konuşmalar vardır; gündelik polemiğin üstüne çıkar, bir tür “zamanın fotoğrafı”na dönüşür. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 13 Ocak 2026 TBMM Grup Toplantısı konuşması da bu çerçevede okunabilir. Metnin omurgasında tek bir cümle dolaşıyor: Dünya, kural ve hukukla yönetilen bir sistem olmaktan uzaklaşıyor; güç, irade ve hesap öne geçiyor. Bu kaymanın Türkiye’nin çevresine, Türkiye’nin iç barışına ve Türkiye’nin stratejik yönelişlerine doğrudan yansımaları var.

Konuşmanın girişindeki “zamanlama” vurgusu bu yüzden kritik. Bahçeli, doğru siyasetin doğru zamanda yapılmadığında sonuç üretmeyeceğini; yanlış siyasetin doğru zamanda bile ham bir hayale dönüşeceğini söylüyor. Bu bir retorik tercih değildir sadece; aynı zamanda bir “politika disiplini” çağrısıdır. Mesaj açık: Önümüzdeki dönemde hem dışarıda hem içeride hata payı daralıyor; hamlelerin “zaman” ile uyumu belirleyici hale geliyor.

Uluslararası düzen: “Hukuk”un çekildiği yerde “çeteleşme” büyür

Bahçeli’nin asıl sertliği, uluslararası hukukun itibarsızlaştığı iddiasında toplanıyor. Konuşmada Trump üzerinden verilen örnek, bu iddianın sembolü olarak kullanılıyor: “Kendi ahlakım/kendi aklım” vurgusuyla hukuku ikame eden bir yaklaşımın, yalnızca ABD’yi değil, bütün dünyayı kuralsızlaştırdığı savunuluyor. Buradaki politik okuma şudur: Eğer devletler hukuku zayıflarsa, devlet davranışı “kural”dan “irade”ye kayar; iradenin ölçüsü de çoğu zaman güç olur. Gücün ölçü haline geldiği yerde ise ittifaklar, kurumlar ve sözleşmeler bir süre sonra yalnızca kâğıt üzerinde kalır.

Türkiye açısından bu tartışmanın pratik karşılığı nettir: Uluslararası sistem öngörülebilirliğini kaybettikçe, risk maliyeti artar. Diplomasi daha zor, güvenlik planlaması daha pahalı, ekonomi daha kırılgan hale gelir. Çünkü kuralların zayıfladığı bir dünyada, belirsizlik sadece siyaset üretmez; piyasa davranışını, enerji akışını, yatırım kararını da belirler.

Grönland ve NATO: İttifakın “değer” dili sınanıyor

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri Grönland örneğiyle NATO’nun bağlayıcılığının tartışmaya açılmasıdır. Bahçeli’nin burada yaptığı şey, güncel bir tartışmayı bir “ittifak ahlakı” testine dönüştürmektir. Eğer müttefiklik hukuku, üyelerin birbirine karşı üstünlük dayatmasıyla aşınıyorsa, NATO yalnızca güvenlik şemsiyesi olmaktan çıkar; bir güç rekabeti platformuna döner.

Bu okumanın Türkiye’ye dönük yankısı ise iki katmanlıdır:
Birincisi, ittifak içi tutarlılık azaldıkça Türkiye’nin manevra alanı genişler gibi görünse de belirsizlik büyüdüğü için maliyet de artar.
İkincisi, kurumsal güven zayıfladıkça her ülke kendi “ulusal tahkimatını” yükseltir; bu da bölgemizde yeni bir güvenlik yarışını tetikleyebilir.

İran uyarısı: Komşudaki kırılma içeriyi de etkiler

Bahçeli’nin İran başlığında kurduğu cümle, aslında Türkiye’nin yakın çevresindeki klasik güvenlik denklemidir: Komşuda istikrarsızlık, sınırda risk demektir. Konuşma, İran’daki huzursuzluğun “Türkiye’yi tehdit ettiği” vurgusunu açık biçimde yapıyor; üstelik bu huzursuzluğu sadece ekonomik protestolarla değil, dış bağlantılı provokasyon iddiasıyla birlikte ele alıyor.

Bu noktada politik açıdan iki sonuç çıkar:

· Bahçeli, İran’ın bütünlüğünü Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla doğrudan bağlıyor. Bu, “komşu devletlerin toprak bütünlüğü” prensibinin Türkiye’deki yerleşik stratejik refleksle uyumlu bir ifadesidir.

· İkinci olarak, bölgedeki gerilimlerin “dış müdahale” boyutuna dikkat çekerek kamuoyunu daha yüksek bir teyakkuz çizgisine davet ediyor.

Suriye ve SDG/YPG: “Terörsüz Türkiye” söyleminin dış halkası

Konuşmada Suriye sahasına gelindiğinde dil daha sertleşiyor ve “Terörsüz Türkiye” hedefi açık bir çerçeve olarak öne çıkıyor. Bahçeli’nin temel argümanı şu: PKK ile ilişkilendirilen yapılar farklı isim ve formüllerle meşruiyet alanı üretemez; süreç, bölge gerçekliği ve muhataplık düzlemi içinde ele alınmalıdır.

Bu bölümde dikkat çekici olan, iki ayrı dili aynı metinde birleştirmesidir:

· Bir yanda güvenlik dili var: örgütsel yapıların tasfiyesi, muhataplık, entegrasyon tartışması.

· Diğer yanda toplumsal bütünlük dili var: “kardeşlik”, “kanın haram oluşu”, iç gerilimin tırmandırılmaması.

Politik olarak bu, şu anlama gelir: Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefinin yalnızca güvenlik operasyonlarıyla değil, toplumsal dilin yönetimiyle de ilgili olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda, sokak gerilimi ve keskin iç politika dilinin süreci zedeleyebileceği uyarısını da konuşma metnine yerleştiriyor.

İç gündem: Emekliler ve toplumsal moral

Konuşmanın son bölümünde emekliler başlığının açılması, dış politika ağırlıklı bir metne “sosyal denge” ekliyor. Bu, politik iletişim açısından önemli: Halkın gündelik geçim kaygısının, yüksek jeopolitik tartışmaların gölgesinde kalmaması isteniyor. Bir anlamda “beka” dili ile “refah” dili aynı konuşmada buluşturuluyor.

Miraç Kandili mesajı da aynı işlevin başka bir boyutudur: Toplumsal moral ve birlik duygusunu besleyen, sert küresel tablo içinde içeriye “dayanışma” çağrısı taşıyan bir kapanış.

Son söz: Konuşmanın Türkiye’ye dönük yankısı

Bu konuşma, bugünün dünyasında giderek belirginleşen bir gerçeği Türkiye kamuoyuna güçlü bir dille taşıyor: Kurallar zayıfladıkça, ülkelerin kaderi daha fazla “hazırlık kapasitesi”ne bağlı hale geliyor. Türkiye’nin çevresinde İran’dan Suriye’ye uzanan kırılganlık hattı, sadece dış politikayı değil; ekonomiyi, sosyal dengeleri ve iç barışın dilini de etkiliyor.

Bahçeli’nin konuşma metni, bu yüzden salt bir gündem konuşması değil; “çoklu kriz çağında siyaset” üzerine bir çerçeve denemesidir. Serttir, yer yer keskindir; ama temel kaygısı, Türkiye’nin yakın çevresindeki fay hatlarının içeriye sirayet etmemesidir. Politik tartışmanın bundan sonraki aşamasında belirleyici soru şudur: Bu çerçeve, hangi somut politika adımlarına dönüşecek ve Türkiye’nin iç barış dili bu süreçte nasıl yönetilecektir?


Dr. Oğuz Poyrazoğlu | Milli Ses – Akıl Penceremden Köşe Yazarı | Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi | E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr

Haberi Sesli Oku

YAZARLAR