Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, Milliyetçi Hareket Partisi'nin 57. kuruluş yıldönümü açıklamasında anlamlı mesajlar verdi.
“Bizler Milliyetçi Hareket Partisinde görevliyiz. Her adımımız ölçülü olmak zorundadır. İtimat vazifelerine ehliyetli kişi olmak kolay değildir” diyen Yıldız, Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türk milletinin kadim hikayesini temsil eden tarihsel tecrübenin bugünkü adresi ve kurumsal merkezi olduğunu ifade etti.
Yıldız "20. yüzyılın başında milliyetçiliğin devlet içerisinde güç kazanmasında İttihat ve Terakki Fırkası’nın politikaları etkili olmuşken 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda en büyük siyasal hareket olarak kendisini göstermiştir” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, “Şanla şerefle 57. Yıl” başlıklı açıklaması şöyle:
"Milliyetçi Hareket Partisi olağanüstü bir tecrübenin, milli bir birikimin, imrenilecek bir disiplinin merkezidir.
Tüzel bir kişilik olarak Milliyetçi Hareket Partisi, bu kişiliğini sadece hukuki var olma gerçeğinden değil Türk tarihinin sorumluluğundan Türk milletinin tarihsel hikayesinden almaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi,
Türk milletinin kadim hikayesini temsil eden tarihsel tecrübenin bugünkü adresi ve kurumsal merkezidir.
Bunlar teorik ifadeler değil, elli yedi yıllık pratik, somut ve davranışa dönüşmüş her sağduyulu Türk vatandaşının tanıklık ettiği gerçeklerdir. MHP Türk siyasetinin en eski ve köklü partisidir.
Geçmişten günümüze birçok badireden geçmiş ve her geçtiği badireden daha bir güçlenerek çıkmışdır.
12 Eylül ve 15 Temmuzlar gibi ülkemizin en karanlık dönemlerinden başı dik bir şekilde çıkmıştır.
Uzantıları içerde ve dışarda olan ülkemizin birliği ve dirliğine kast etmiş her odağın karşısında gördüğü yıkılmaz bir kale olarak milletimizin saf sinesinde yer almıştır.
Türk milliyetçiliğinin devlet politikası haline gelmesinin ilk aşaması 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkmışken, ikinci aşaması 21. yüzyılın ilk çeyreğinde gelişme göstermiştir.
20. yüzyılın başında milliyetçiliğin devlet içerisinde güç kazanmasında İttihat ve Terakki Fırkası’nın politikaları etkili olmuşken 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda en büyük siyasal hareket olarak kendisini göstermiştir.
20. yüzyılın başında batılı
emperyalist devletler Anadolu’da Türk varlığını yok etmeye çalışırlarken, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından milliyetçilik fikri üzerine kurulmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra Türkiye’de milliyetçilik geri plana atılmış ve adeta unutulmuştur. Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından
9 Şubat 1969’da Milliyetçi Hareket Partisinin kurulması ve sivil milliyetçiliği merkeze alarak ortaya çıkmasından Sayın Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlığına kadar genel olarak milliyetçilik sivil bir hareket olarak kalmış ve ara ara bazı konularda devlete rengini verme imkanı elde etmiştir.
Başbuğ Alparslan Türkeş’in vefatından sonra 6 Temmuz 1997’de Milliyetçi Hareket Partisinin
Genel Başkanlığına seçilen Sayın Devlet Bahçeli gelişerek değişmek
ve değişerek devam etmenin ülkücü terkibinde siyasal sembol haline gelmiştir.
Çağın değişen, gelişen ve dönüşen şartlarına göre hareketin de gelişip değişmesini ve yeni terkipler oluşturmasını istemiştir ve bu amaç için mücadele etmiş ve etmeye de devam etmektedir.
Sayın Devlet Bahçeli liderliğindeki ülkücü-milliyetçi kadrolar, siyaset hayatında bu ülkenin yüzyılların birikim ve tecrübesiyle bir arada yaşama kültürüne fazlasıyla sahip olduğuna inanmıştır.
Yine aynı kadrolar; “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan ve kendisini bu ülkenin müktesebatına ait hisseden herkes Türk’tür” yaklaşımını benimsemiş ve toplumda ayrılığa neden olabilecek unsurlara müşterekleri hatırlatmıştır.
Öte yandan Türk milliyetçiliğinin kendisi dışındaki uluslara öteki muamelesi yapan ırkçı milliyetçilik anlayışlarından ayrıldığını, her ulus ve bayrağın kendi bağlamında saygın olduğunu vurgulamıştır.
Türk’ün binlerce yıllık birikimiyle yoğurduğu millet anlayışının, ötekini yok ederek değil, yaşatarak nasıl var olunabileceği gerçeğini vurgulamış ve evrensel bir değer olarak “Türk’ün milliyetçilik anlayışı”nın dünya milletlerine sunulması gerektiğini savunmuştur.
Türk milliyetçiliğini, karşılaştırıldığı emsallere nazaran ılımlı ve yumuşak kılan Türk milliyetçilerinin herhangi bir ırk ya da milleti peşin düşman bellememesi gerçeği saklı durmaktadır.
Nitekim Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Devlet Bahçeli de bu hakikati şu sözleriyle vurgulamıştır:
“Milleti sınıflara ayıranlara, zümrelere bölenlere, etnik ve mezhep kategorisine çekenlere tavır aldık, cephe açtık. Bize göre millet bir kültür birliğidir, tarihsel beraberliktir.
Ziya Gökalp’in yorumuyla düşünce kalıbımıza dökülen, Mümtaz Turhan’dan Erol Güngör’e kadar uzanan tekâmül etmiş ve tutarlılığını korumuş fikri çizgimizin kavrayışı aynısıyla budur.
Türkeş Bey’in tavsiye ve tembihi de bu şekildedir.
Irki temelde, biyolojik esaslara göre millet tarifi çok tehlikelidir. Nitekim, kaynaştırmak yerine kutuplaştıran, kucaklaştırmak yerine kavgaya tutuşturan, rahmani olmak yerine şeytani olan, bu çarpık ve marazi kayma halidir.
Geçmişimizin parlak sayfalarında ırk düşkünlüğü, ırkçı saplantı aransa bile kesinlikle bulunamayacaktır.
Soy başka, ırk başkadır; soysuzluk başka, ırkçılık bambaşkadır.
Biz Türklüğümüz laboratuvar imkânları ile kabullenmedik. Biz Türklüğümüzü kafatası ölçümleriyle keşfetmedik. Biz Türklüğümüzü başkalarını hor ve hakir görerek elde etmedik.
Gaspıralı İsmail Bey’in dediği gibi, ‘Dilde Bir Olduk, Fikirde Bir Olduk, İş’te Bir Olduk’
Bütün millet fertleri arasında anı da birdir, acı da birdir. Bin yıllık hukuk daimidir.
Millet aynı kültüre aynı inanca, aynı dile, aynı maziye, aynı geleceğe sahip insanlardan meydana gelen canlı bir organizmadır.”
Bizler Milliyetçi Hareket Partisinde görevliyiz.
Her adımımız ölçülü olmak zorundadır.
İtimat vazifelerine ehliyetli kişi olmak kolay değildir.
Samimi ve dikkatlice, büyüklük hislerine kapılmadan ve mükafat ümidine düşmeden gelişi güzel istek ve telkinlerinden etkilenmeden, istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatle
kamusallaştırılmış bir hayatımızın olduğunu bilmek zorundayız.
Baskı ve zorlamaya gerek olmadan görevi olduğuna inandığı işleri mezhep, meşrep, meslek, mensubiyet taassubuna kapılmadan, haktan ve adaletten ayrılmadan yapmak durumundayız.
Cumhuriyetimizin istikameti bellidir: bireysel özgürlüklere, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına, güçlü kamu kurumlarına dayalı demokratik, laik sosyal hukuk devletinin gelişmesine katkı sağlamak hepimizin görevidir.
Biz, milletimizin onurunu koruyarak ve devletimizin haysiyetini gözeterek Terörsüz Türkiye hedefine yürüyoruz. Bu mesele tartışmaya kapalı, ertelenemez ve geri dönülmez bir devlet meselesidir."