Burcu burcu vatan kokan bir nesil...
Bozuk mal üreten fabrikanın dişlileri arasından kurtulmuş Nesil!..
Bu nesil bugün bulutları yara yara sela limanına! doğru yol almakta…
Bu nesil 1950 sonrası doğan nesildir..
Doğuşları bir macera hayatları bir başka maceradır onların…
Bu nesil...
Eteği dumanlı, başı dumanlı
Dağlarda doğmuş
Dağ çocuklar!
Onlar elleri toprak kokan bir babanın ve topraktan koparılmış canlı bir kaya gibi burcu burcu vatan kokan bir ananın oğulları..
Belki de hastahanelerde doğanların sayısı, gecekondularda, çayırda, tarlada doğanların sayısından azdı..
Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış…Höllük üzerinde yatmış, şeker çuvalından pantolon, kara lastikten ayakkabı giymiş…
Evde inek koyun beslemiş, ama kendine okulda ABD süt tozu içirilerek, kokmuş Hollanda peyniri ile beslenmiş, bir garip nesil…
Bir çoğunun doğum tarihleri de belki de tevatürdür..
Bizim neslin gençliğe adım atışı yıllarında, Türkiye'nin aydınları yazar çizeri siyasi yöneticileri muhalefeti hakim olan güçlerin büyük bölümü batı hayranı, Amerika hayranı, Rus hayranı idi!..
Çok az Milliyetçi muhafazakar insan vardı devlet yönetiminde…
Ülke hafızasını yitirmişti. Gençler yabancı ideolojilerin kıskacında idi.
Milliyetçilik suçtu. Okullar emperyalist solun, ülke yönetimi Kapitalist ABD'nin boyunduruğunda idi…
İşte Başbuğ böyle bir dönemde sadece Komunizme değil bütün emperyalizm güçlerine kafa tutarak bir başkaldırı hareket başlattı…
Türkeş ve Milliyetçi Hareketin Siyasetinin öznesi gençlikti..
Milliyetçi muhafazakar gençlik hareketi ile bizleri aydınları düşünürleri hakim güçlerin elinden çekip aldı... Hakim güçleri çılgına döndürdü..
Böylece hakim güçlerin elinden 10-15 yılı çekip aldı ve ülkücü gençliği devlet yönetiminde hakim kılmak için yetiştirdi…
Başbuğ Türkeş bir taraftan gençliğe Türklük şuuru Türk Milliyetçiliği mefküresi aşılarken bizler de bu mefküreyi okullarımızda aldığımız; ilk okuldan itibaren "Yurttaşlık bilgisi... Aile Bilgisi, Lisede Mantık, Sosyoloji, Psikoloji okuyan bilgiyle ülkücü dünya görüşünü sentezleyerek donanımlı okumuş bir milli ve yerli nesil olma zemini bulduk..
Öyle bugünkü gibi sene sonu gelince karnemize kolay kolay geçti yazılmazdı!..
Sınıfı doğrudan geçmek aslanın ağzındaydı.. Bütünlemeye kalmadan geçeni parmakla gösterilirdi..
Biz, her dönem üç yazılı bir sözlü imtihandan, geçmeden mektep bitirip diploma almadan önce de bütün sınıfların derslerinden sil baştan yeniden mezuniyet imtihanı olan, birkaç kitap okuyup jüri önünde sunuş yapmadan mektep bitiren bir nesil değiliz..
Ha bu arada bizim nesil, kopya çekmeyi de severdi.
Ama akşamdan kopya hazırlarken öğrenen kopya çekmeye cesaret ederken yüzü kızaran, utanan ve yakalandığında yerin dibine giren, hatta öğretmenden dayak yiyen bir nesildi bizim nesil!..
Bizim nesil bugünkü gibi bilgiye hazıra konmazdı..Bilgi bir tuşun ucunda değildi.. Emek isterdi çok okumak isterdi..
Buna rağmen biz, Endonezya'nın ihracatını, Vietnam'ın ithalatını, Şili'nin dağlarını, dünyanın sularını nehirlerini haritadaki ülkelerin yerlerini gözü kapalı göstermeden sınıf geçemezdik.
Basit tamir işleri, evin elektrik, su, vb bir çok arızalarını tamir edebilen becerikli bir nesildik..…
Biz ‘’oğul sen oku ben yatağımı satarım çobanlık ederim’’ diyen fedakar babaların, saçını süpürge eden anaların evlatlarıyız!
Dolayısıyla biz, bizi büyüten besleyen, yemeyip yediren, giymeyip giydiren anasını babasını "Bakım evine" gönderen, ama evinde kedi köpek besleyen, bunlara verilen değeri anasına babasına atasına dedesine, vermeyen nesillerden olmadık..
Anne baba ata dede kadir, kıymet bilen vefalı bir nesil olduk..
Biz, en yakını anacığının, babacığının cenazesine bahaneler uydurup, “tatildeyim” diye gelmeyen vefasız nesil hiç olmadık...
İşte bu nesle Başbuğ rehber oldu. ‘’Hepiniz birer Türk Bayrağısınız!..’’ dedi.
Başbuğ bu nesle teşkilatçılığı, cesareti öğretti..
Böylece haksızlığa, ahlaksızlığa emperyalizme kafa tutarak baş kaldıran bir nesil ülkücü gençlik yetişti..
Bizim nesil 1980 öncesinin ateş çemberlerinden geçen Anadolu'nun saf ve masum çocuklarıydılar.
Türk Milliyetçiliği ülküsüne gönül vermiş, “Lider, Doktrin ve Teşkilat tartışılmaz” ilkesi ile yetiştirilmişlerdi.
Ülkeyi ve onu değerlerini sevmek, yüceltmek onlar için bir aşka dönüşmüştü.
Sıkıntılar çektiler, işkencelerden geçtiler, zindanlarda yattılar. Sakat kalan ve toprağa düşenler oldu. Sürgünler yaşadılar.
Bir çoğu önce bozkurt işareti ile selam verdi, sonra bir komünist kurşunuyla can…
Yetmedi mi Amerika'nın gayri meşru çocuklarının ihtilalleri sonucu ipte sallandı!…
Gönül verdikleri davalarının yüceliğine zarar verecek para, makam vs peşinde olmadılar.
Yerli ve milli olamaya özen gösterdiler. Helal kazanç peşinde koştular. Cepleri cepkenleri hep delikti!..
Meslek hayatlarında, ülkeye faydaları dokunsun diye yanıp tutuştular. Büyük bir kısmı eğitimciydi. Binlerce Anadolu çocuğunu fedakarca eğittiler.
Zaman hızla akıp gitti. Yaşlandılar, torun sahibi oldular şimdi emekliliğin tadını çıkarmaya çalışıyorlar.
Saçlarına ak düşse de içlerindeki heyecan ve aşk ilk günkü gibi.
İşte bu nesil şimdi Aksaçlı..!
1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında hala 18’lik deli taylar gibi idealleri ülküleri peşinden koşan hesapsız çıkarsız vicdanlı bir nesil..
İşte bu gün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan bu nesil, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı yasamayı hayatta kalmayı bildi…
Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne ülküdaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi…
Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da, sadakati de vefayı da bildi…
Dündar Taşer Ağam'ın ifadesiyle bu nesil ''Bozuk mal üreten fabrikanın dişlileri arasından (Allahın lütfüyle) kurtulmuş'' nesildir!..
Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…
En azı simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşaatta amelelik, pazarcılık, hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…
Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…
Muhannete muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…
Aç, açık, evsiz yurtsuz, aşsız susuz kalmış, kimseye minnet etmemiş…
Eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş…
Kan kusmuş, kızılcık şerbeti içiyorum demiş…
Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…
Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil..
Ama hepsi milli duygularla beslenmiş bir tuhaf nesil…
Evlenmeye vakit bulamamış …
Evlenenler de eşini işini kaybetmiş..
İhanetler kalleşlikler onların belini bükmüş ama asla ümitlerini kaybetmemiş…
Her biri Amerika’nın gayri meşru çocuklarının ihtilallerinden darbelerinden nasibini almış.
Gelen ezmiş giden vurmuş..
Ekonomik krizler vız gelmiş tırıs gitmiş, zenginliği hiç bilmemişler ki…
Edebi adabı töreyi ahlakı çiğnememiş çiğnetmemiştir.
Sevgisi de nefreti de Allah için Vatan içindi..
Düşmanında merdini aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş…
Dostun namerdinden, arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…
İyi bakın, bunlar bu son kalan kadifeye sarılmış çelik yumruk misali yumuşak gözüküp indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının…
Bu soyu tükenen son kalanlarına iyi bakın iyi tanıyın…
Bunlar candır canandır .
Bunlar arkadaştır ülküdaştır. Ülküdaşlık hukukunu zirveye taşıyanlardır.
Kimisi de Anadolu yollarında ömrümüzü adadığımız bir ülkü, bir ideal dava uğruna bir ömür feda ettiğimiz yol arkadaşlarım…
Bunlara iyi bakın, sizin yanınızda yörenizde kalan varsa bunlara saygı sevgi duyun, ihtiyar diyip geçmeyin kadrini kıymetini bilin.
Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…
Bunların üretimi sonlandı… Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı…
Turan sevdasına kimi Aslı; kimi Kerem oldu…
Neden bu nesil özel biliyor musunuz..?
Bu neslin üzerinden silindir gibi geçildi…
Dozer gibi emperyalistler ezdi geçti…
Hayat bu nesli sınadı, demedi, çarkının dişlilerinden öğüttü ama tüketemedi…
Bu çarktan kurtulabilen kurtuldu…
İşte bu gün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan bu nesil, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı davranmayı yaşamayı, hayatta kalmayı bildi…
Dündar Taşer Ağam'ın ifadesiyle bu nesil ''Bozuk mal üreten fabrikanın dişlileri arasından (Allahın lütfüyle) kurtulmuş'' nesildir!..
Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir…
Bu nesil genç nesil için tam bir müzelik antika nesildir…
Bu nesilden hala inadına yaşayan, ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her neyiniz buvarsa değerini bilin..!
Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…
Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…
Sonra arar da bulamazsınız…
Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…
Dili Türkçe gönlü Türkçe bakışı Türkçe aklı Türkiye yüreği vatan sohbeti ülke ülkü hasreti..
Artık sayıları gittikçe azalan hergün birilerinin uçmağa kanat çırptığı, özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş yaralı bir nesil…!
Bu gençlik bugün son günlerini yaşamakta, hergün birer birer tükenmekte..
Kalanlara selam, uçmağa varanlara rahmet olsun...
İhsan Akan
20 Şubat 2022