KURTULUŞ
Kaydetmedi tarihler Türk'ten esir alınmaz "Ya istiklâl, ya ölüm"
Türk başka bir yol tanımaz!
Tarih sahnesine çıktığı ilk günden beri devletsiz yaşamamış tek millettin adıdır Türk!
Sadece tutsak geçen kırk yıldan, onda da İstiklâl için gerçekleştirdiği yüzlerce isyandan söz eder tarihler...
"Ya istiklâl Ya Ölüm", kesin kavlidir bu yüce milletin ve son sözüdür Türk'ün!
İslam'ı ve onunla özdeşleşmiş Türk'ü mümkünse yeryüzünden silmek yok değilse kontrol edebileceği yer ve büyüklükte tutmaktır düşmanın çabası…
Bu yüzden;
Tarih boyunca hiç kesilmemiştir "Haçlı Savaşları"…
Birinci, dünya savaşı kaybedilmiş 600 yıldan fazla süre İslam'ın Sancaktarlığını üstlenen Osmanlı Cihan Devleti’nin önüne "Sevr" getirilmiştir…
Yırtar atar "Sevr"i bu milletin adına "Mustafa Kemal"...
Çıkar yola, yangın yerindeki küllerden yeni bir devlet kurmak, Türk İslam'ı düze çıkarmak, sancağı düşürmemek, Yüce Allah'ın Maide Suresi 54. Ayette bildirdiği korkudan emin olmak ve sonrasındaki müjdeden milletini mahrum etmemek için.
"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (şunu iyi bilsin). Allah öyle bir kavim getirecek ki, Allah onları sevecek, onlar da Allah sevecekler. Mü'minlere karşı alçak gönüllü; kâfirlere karşı şiddetli olacaklar. Allah yolunda cihad edecekler ve kimsenin, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacaklar. İşte bu Allah'ın bir ihsanıdır ki onu dilediğine verir. Allah ihsanı bol olan (her şeyi) çok iyi bilendir." (Mâide Suresi 54. Ayet)
Dedik ya Türk esir olamaz, devletsiz yaşamaz diye…
Hem dininin gereği de budur…
Yüce Allah pek çok yükümlülüğünü "Hür" olan için duyurur…
Müslüman'ın bayramı Cuma namazı bile ancak hür isen kabul olur
Yok değilsen hürriyet için savaşmak öne geçer mecburiyet olur…
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda vatan coğrafyası işgal edilmiş, düşman her yerde cirit atıyor, Müslüman Türk'ün izzeti nefsi ile oynuyordu.
Yine karşısında yedi düvel duruyor
Her yandan yüklendikçe yükleniyordu...
Gazi Mustafa Kemal arkadaşları ile birlikte 19 Mayıs 1919' da Samsuna çıkmış, Kurtuluş Savaşı'nın meşalesini yakmış, Anadolu'da bir taraftan milis savaşları ile düşmanla mücadele ederken bir yandan da gece gündüz demeden, nefes alıp dinlenmeden Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerini gerçekleştirmişti…
Milis kuvvetleri ile başlatılan savaş, insanüstü gayretle bu fakir milletin dişinden tırnağından artırıp kurduğu, genç ihtiyar kadın çoluk çocuk şevkle içinde bulunmak için koştuğu, yokluklar içinde oluşturulmuş düzenli ordu birlikleri ile devam ediyor ve sona yaklaşılıyordu.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak başlatılan Kurtuluş Savaşı’nın üzerinden üç koca yıl geçmiş ve 1922 yılının Ağustos ayına gelinmişti;
Amasya, Erzurum ve Sivas Kongreleri sonrasında Mustafa Kemal'in çabaları ile oluşmuş Büyük Millet Meclisi üyeleri birbiri ardına kürsüye çıkıp fikir beyan ediyor, kavga ediyor Türk Milletinin geleceğini tartışıyordu…
Polatlı'da bombalar patlıyor, sesi Ankara semalarında yankılanıyordu…
Kimi, Milletin kurtuluşunun son şansı olan Meclisi daha emin bir yere Konya'ya taşımayı öneriyor, kimi bir kişiye Başkomutanlık yetkisi verip düşmanla savaşta ve vatanı kurtarma hususunda daha hızlı daha radikal kararlarla sonuca ulaşmayı teklif ediyordu…
Milletin iradesini arkasına almadan ulaşılacak başarının ne içte ne de uluslararası camiada kalıcı çözüme ulaşmayacağını bilen Mustafa Kemal sabrediyor Büyük Millet Meclisi'nin kararı bekliyordu.
Aslında kararını çok önceden vermiş, cepheden dönüşte İstanbul boğazında gördüğü düşman donanmalarını içi ezilerek seyrederken dişlerini sıkarak "geldikleri gibi giderler" diyerek tarihe not etmişti.
Bu karara Milletini ortak etmek için çabalıyordu.
O
Türk Milleti adına Milletin geleceğini tayin edecek Meclisini bir Cuma günü namaz sonrası 23 Nisan 1920'de dualar eşliğinde açmıştı…
Cuma'nın önemini yürekten hissediyor, Alparslan'ın Malazgirt'te Cuma namazı sonrası kefen giyip serden geçerek ordusunun başında kendinden beş kat güçlü düşmanla savaşarak bu yurdu vatan ettiğini biliyordu…
Aldığı her kararına Meclisi dolayısı ile Milletini ortak eden Mustafa Kemal Meclisten yani Milleti için Milletinden talep ettiği ve almak için sabırla beklediği yetkiyi almış alır almaz da tıpkı Alparslan gibi kefen giyip cepheye koşmuştu.
Artık bıçak kemiğe dayanmıştı ve dünyanın gözden kaçırdığı bir husus vardı…
Türk milleti tarih sahnesine çıktığı günden beri esir yaşamamış tarih yazanlar bu konuda henüz kayıt tutamamıştı…
Milletinin bu özelliğini bilen Mustafa Kemal hızla radikal bir karar almış "Ya İstiklâl ya Ölüm" diyerek bugün bile askerlik tarihinde ders olarak okutulan " Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır, Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri" emrini vererek savaşı bütün yurt sathına yaymıştı.
Böyle bir emir her babayiğidin verebileceği ve böyle bir emir her babayiğidin tutabileceği bir emir değildi…
Bunu yapabilmek için Türk olmak, ölmeden ölmeyi bilmek, vatanı ölümüne sevmek, şehadet şerbeti içmek için can atmak gerekti ve buna tarihler, en yakın zamanda da yedi düvel Çanakkale'de şahitti...
Millet yetki verdiğinde akın eden düşmanı durdurma bir günde, düşmanı denize sürme haftasında gerçekleşmiş,
Sonucu;
Sakarya, Dumlupınar ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri önceliğinde
30 Ağustos 1922 Kurtuluş Savaşı Zaferi olarak düşmanın beynine Türk Milletinin Yüreğinin tam orta yerine nakledilmişti…
29 Ekim 1923 tarihinde
"Ne Mutlu Türküm Diyene" Denerek kurtarılan vatanın ismi
"Türkiye Cumhuriyeti" olarak ilan ediliyor
Ve
Tarih-i Kebir bu yüce milletin, yiğitliği konusunda tekrar not düşüyordu…
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
Mehmet Ayhan Günaydın