Haber Editörü

Ramazan DURMUŞ / GELDE YAZMA

ramazandurmus44@gmail.com

Prof.Dr. Ruhi Ersoy: "Tarihi hafızamıza ve aklımıza yeniden dönmeliyiz"

Prof.Dr. Ruhi Ersoy "Epstein” rezillikleri ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulundu.

Prof.Dr. Ruhi Ersoy:
GÜNDEM 4.02.2026 16:17:00 0

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Başdanışmanı, 25-26. Dönem MHP Osmaniye Milletvekili ve Ahmed Cevad Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Ruhi Ersoy, “Güçlü bir gelecek, kendi tarihinden aldığı güçle, kendi medeniyet tasavvurunu yeniden üretebilen milletlerin eseri olabilir” dedi.

“Epstein” rezillikleri ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan Prof.Dr. Ruhi Ersoy, Batılı toplumlarda yaşanan rezillikleri örneklerle hatırlatırken “Bizim ihtiyacımız ise başkasının günah defterine özenmek değil; kendi medeniyet tasavvurumuza, tarihi hafızamıza ve aklımıza yeniden dönmektir” şeklinde değerlendirdi.

Genel Başkan Başdanışmanı, 25-26. Dönem MHP Osmaniye Milletvekili ve Ahmed Cevad Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Ruhi Ersoy, Erol Güngör ve Yılmaz Özakpınar’ın tespitlerune dikkat çekerek şöyle dedi:

"Hayranlıkla izlediğimiz Batı vitrini biraz aralandığında, karşımıza çıkan manzara sanıldığı kadar parlak değil. Jeffrey Epstein’ın adasında çocuklar yıllarca cinsel şiddete, psikolojik işkenceye maruz bırakıldı; bununla da kalınmadı, insanlık dışı ritüellerle bedenleri meta hâline getirildi. Bu karanlık düzen, Batı’nın “medeniyet” maskesi altında uzun süre gizlenerek varlığını sürdürdü. Üstelik yaşananlar münferit bir sapkınlıkla da sınırlı değildi.

20.yüzyılda İsviçre’de çocuklar ucuz iş gücü olarak köle düzeninde çalıştırıldı. Kanada’da yerli çocuklar ailelerinden koparıldı, kimlikleri sistematik biçimde yok edildi; bir kısmı ölümle baş başa bırakıldı. Avrupa’da Afrikalı çocuklar, insanlık onurunu ayaklar altına alan bir zihniyetle kafeslerde sergilendi. İrlanda’da genç kızlar “ahlâk” adı altında çamaşırhanelere kapatıldı, ağır koşullarda çalıştırıldı ve işkence gördü. Almanya’da “ari ırk” saplantısıyla binlerce çocuk ailelerinden zorla alındı; bu ideolojiye uymayanlar ya susturuldu ya da ortadan kaldırıldı. Fransa’nın işgali altındaki Cezayir’de ise çocuklar dâhil olmak üzere masum siviller vahşice katledildi.

Dolayısıyla mesele birkaç talihsiz örnekten ibaret değildir. Karşımızda, kökleri derinlere uzanan bir ikiyüzlülük, sistematik bir vahşet ve sömürgeci bir akıl vardır. Çocukları köleleştiren, milletleri kimliksizleştiren, coğrafyaları talan eden bu düzen insan hakları söylemini çoğu zaman yalnızca bir vitrin süsü olarak kullanmıştır.

Bizim ihtiyacımız ise başkasının günah defterine özenmek değil; kendi medeniyet tasavvurumuza, tarihi hafızamıza ve aklımıza yeniden dönmektir. Taklit eden, başkası olmaya çalışan bir duruşa sahip olmayan; kimliğinin farkında olan, özgüveni yüksek bir idrake ihtiyaç vardır.

Çünkü bu toprakların değeri Batı’ya benzediği ölçüde değil, Türk kaldığı; kendi ruhunu, ahlâkını ve tarih şuurunu koruduğu ölçüde vardır. Nitekim Erol Güngör’ün de ısrarla vurguladığı gibi, mesele Batı’yı toptan reddetmek ya da körü körüne taklit etmek değildir. Asıl mesele, kendi kültürünü merkeze alan bir zihniyet inşa edebilmektir. Güngör, “medeniyet değiştirmenin mümkün, fakat kültür değiştirmenin zor ve yıkıcı olduğunu” söylerken, Batı’dan alınan her unsurun kendi değer süzgecimizden geçirilmesi gerektiğini hatırlatır. Ona göre, başkasının aklıyla düşünen toplumlar üretici olamaz; yalnızca taklit eder ve zamanla kimliğini kaybeder.

 

 

Rahmetli Erol Güngör’ün işaret ettiği bu fikrî hat, bize açık bir yol gösterir: Batı’nın ilmini ve tekniğini almak mümkündür; ancak ahlâkını, tarih anlayışını ve insan tasavvurunu sorgusuzca ithal etmek, kendi benliğimizi aşındırmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Bu yüzden Türkiye’nin ihtiyacı Batılılaşmak değil, kendi medeniyet birikimini çağın diliyle yeniden üretmektir.

Bu noktada Yılmaz Özakpınar’ın tespiti meselenin özünü berrak biçimde ortaya koyar. İslam Medeniyeti ve Türk Kültürü adlı eserinde kültürü, bir toplumun bilincinde, zihniyetinde, davranışlarında ve ortaya koyduğu eserlerde billûrlaşan hayat tarzı olarak tanımlar. Bu billûrlaşma yalnızca geçmişe ait donmuş bir miras değil; tarihten beslenen, bugünde şekillenen ve geleceğe yön veren canlı bir süreçtir. Gelenek ve tarih, millete sadece hatıra bırakmaz; aynı zamanda başarma hüneri, yaşama gücü ve özgüven kazandırır. Bir toplumu ileriye taşıyan hamlelerin kaynağı da işte bu köklü hafıza ve diri kültürdür. Dolayısıyla güçlü bir gelecek, kendi tarihinden aldığı güçle, kendi medeniyet tasavvurunu yeniden üretebilen milletlerin eseri olabilir."

Haberi Sesli Oku

YAZARLAR