Haber Editörü

Ramazan DURMUŞ / GELDE YAZMA

ramazandurmus44@gmail.com

"Siyaset zirzoplarına yüzümüz dönük, kapımız sürgülüdür”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP'den koparak başka kulvarlarda laf yarıştıranlara anlamlı açıklamalarla cevap verdi.

SİYASET 3.02.2026 11:43:00 0

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP'den koparak başka kulvarlarda laf yarıştıranlara anlamlı açıklamalarla cevap verirken “Bizim çamur zihniyetlere, çamurlaşmış siyaset zirzoplarına yüzümüz dönük, kapımız sürgülüdür” dedi.

Devlet Bahçeli “Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümeslerde yumurtlayanların, çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların Milliyetçi-Ülkücü Hareket’i hakkıyla idrak, layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imkânsızdır” diye konuştu.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşmanın ilk bölümünde şunları söyledi:

Değerli Dava Arkadaşlarım,
Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,
Basınımızın Değerli Temsilcileri,
Bir haftalık aranın hitamında Meclis grup toplantımızda sizlerle tekrardan buluşmanın, kavuşmanın, görüşmenin bahtiyarlığını yaşıyorum.
Bu duygularla hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor; sağlıklı, başarılı ve huzurlu bir hafta geçirmenizi Allah’tan niyaz ediyorum.
Yurt içinde ve yurt dışında; televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı, 
Gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu ve huzurlu bir hayatın mücadelesini nice zorluğa direnerek gerçekleştiren tüm kardeşlerimizi selamların en güzeliyle selamlıyor şükranlarımı sunuyorum.

Mithat Cemal Kuntay-Mehmet Akif örneği

Merhum Mithat Cemal Kuntay’ın altı çizilmesi gereken bir düşüncesi vardır ve şöyledir:
“İnsan, bazen bir mektepten değil bir muallimden çıkar.”
Bir bakıma ve bihakkın akıp giden hayat da bir mektep, başka türlü ifade edersek bir muallim, yani bir öğretmen değil midir?
Bu mektebin sıralarında, bu muallimin nazarında siyasetin temel ve mecburi bir ders olmadığını kim inkâr edebilir?
Yine merhum Mithat Cemal Kuntay, “Mehmet Akif” isimli eserinde can beraberi arkadaşıyla bir diyaloğunu nakleder.
Bir defasında, merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy Berlin’e gider. Dönüşünde merhum Kuntay sorar: “Berlin’de ne var? Ne oluyoruz?”
Merhum Akif cevap verir:
“Ne olacağız; Berlin’e gittim, elçimiz Kuran tefsiri yazıyordu.
İstanbul’a geldim, Fatih’teki hocalarımız siyaset konuşuyordu. Ne olacağız, artık anlarsın.”

Türk-İslam dünyasının siyaset kutbu

Elbette Müslüman Türk’ün ferdi olarak mikro-kozmozda siyaset-velayet dengesini tutturması, bunun da kontrolünü sıkı bir Allah korkusuyla sürdürmesi gerekmektedir.
Nitekim Allah’tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek boşuna bir hevestir.
Biz hem Allah’tan korkan hem de kuldan utanan, mazisi 57 yılı bulan siyasi ve fikri mücadelesiyle imanın, inancın ve milliyetçi iradenin muhik ve muteber burcu olan Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.
Kararlılıkla ifade etmem gerekirse, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bütün Türkiye’nin, bütün Türk milletinin, hatta ve hatta Türk-İslam dünyasının siyaset kutbudur.

Üç hilal milli umutların düşmeyecek sancağı

Buna ilave olarak diyeceğim şudur: Üç hilal, sadece bugünün değil, yarınların da partisi, geçmişle geleceği birbirine bağlayan fazilet, feraset ve fikir köprüsü, ezcümle milli umutların düşmeyecek sancağıdır.
Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümeslerde yumurtlayanların, çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların Milliyetçi-Ülkücü Hareket’i hakkıyla idrak, layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imkânsızdır.
Hz. Mevlana’nın dediği üzere, her insan bir yağmur damlası gibidir. Kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına.
Çamurla karışan çamur atar karşısına, gül bahçesinde olan mis kokular yayar etrafına.
Bizim çamur zihniyetlere, çamurlaşmış siyaset zirzoplarına yüzümüz dönük, kapımız sürgülüdür.
Ruhu bedenine egemen olan bir insanda görülecek davranış kalıbı öncelikle itidaldir.
Şayet insan itidalin pusulasıyla hareket ederse çetin imtihanları, zorlu engelleri birer birer aşacak yürekliliğe ulaşacaktır.

Sapmadan, savrulmadan…

Gerçek yüreklilik bilek gücü veya kas birikimiyle değil aklın ve ahlakın adalet çizgisinde sapmadan ve savrulmadan ilerleyişiyle tecelli edecektir.
İşte böylesi bir erdeme, işte bundan mütevellit erinç haline müstakim bir tutumla müstahak olanlar yaptıkları her işle, attıkları her adımla, ağızlarından çıkan her sözle hayranlık ve hürmet uyandıracaklar, yanlışın ve yanılgının boşluğuna da hiçbir zaman düşmeyeceklerdir.
Büyük halk ozanımız Yunus diyor ya, “az söz erin yükü, çok söz hayvan yüküdür.” 
Çok sözle yüzümüzün kızarıp mahcubiyet duyacağımıza, az ve öz söyleyip hafızalarda derin anlam ve akisler bırakacak maharete sahip olmak lazımdır.

Hamasetin ilkesiz çekiciliği

Yapılan konuşmalarda, paylaşılan görüş ve düşüncelerde bir makesin bir de makusun şaşmaz gerçeğiyle karşılarız.
Şayet sesimizi değil de sözümüzü yükseltirsek, kaldı ki bu yüksekliği milli ve manevi değer hükümleriyle perçinlersek, hepsinden mühimi ülkemizin menfaatini diğer bütün şahsi ve siyasi menfaatlerin önünde ve üstünde tutarsak o zaman tezahür eden her söz, her düşünce, her görüş millet vicdanında makes bulacaktır.
Çünkü aziz millet varlığının basireti tıpkı tükenmez cevher gibidir.
Fakat cümle cümle maluliyetle ihata edilmiş çelişki çukurlarına düşen açıklamaların, ahlaki safiyetle kalbi samimiyetten mahrum ilke ve içerik yoksunu istismarcı çıkışların talihi biliniz ki makûstur.
Bu makus düşünce ve ezberlerin millet nazarında ne bir karşılığı ne de bir değerinden bahsedilebilecektir.
Hamasetin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse emin olunuz ki atılan hiçbir adımın, söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı ve kalıcılığı olmayacaktır.
Türkiye’mizin geçtiği tarihi eşik hepimize, özellikle siyaset müessesine ve siyaset yapan zevata ihmal edilemez sorumluluklar yüklemektedir.

Vatan ve millet sevgisinin ana yatağı

Makesde buluşmak varken makusun tezgahında bocalamak akıl ve mantık ihlalinden başka bir şey değildir.
Eğer taşımasını bildikten sonra insanda iki tür şuur hali vardır.
Birisi adalet şuuru, diğeri de tarih şuurudur.
Kemale ermiş adalet şuuru bizi imanımızla bütünleştirip Allah’ın yolundan ayırmayacaktır.
Tarih şuuru ise vatan ve millet sevgisinin ana yatağıdır.
Deniz fenerini andıran, aydınlık bir meşaleyi çağrıştıran bu yatakta oluşacak ve ortaya çıkacak fikri atılımın tanım ve tarifi de elbette ve kesinlikle milliyetçiliğin ta kendisidir.
Türk milliyetçilerinin küresel ölçekli iddia ve hedefleri her zaman vardır ve bilinmektedir.
Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp'in "milletlerin eşitliği ve işbirliği" şeklinde formüle edip altını çizdiği müstesna ideali başlangıç noktası kabul etmek ve geliştirmek gerekmektedir. 
Genel manada 21’inci yüzyıl dünyasının daha yaşanabilir, daha insani, daha adil, daha huzurlu, daha sevimli olabilmesinin bir yolunun da böyle bir anlayışı zenginleştirmekten geçtiği açıktır.
Huzursuz ve istikrarsız bir dünyada hiç kimse güvende değildir.

Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat ve risklerini okumak

Bize bir şey olmaz mağrurluğu, her koyun kendi bacağından asılır mantığı, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın masalı alıcısı olmayan, satıcısı bulunmayan çürük ve küflü mal gibidir.
Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat ve risklerini okumak, bununla bağlantılı siyasi/stratejik düşünceye malik olmak eşyanın tabiatına aykırıdır.
Dijitalleşmenin sürekli çıta yükselttiği, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde göz kamaştıran sıçramaların yaşandığı bir zaman tünelinde insan iki durumla eşanlı karşı karşıyadır.
Birisi kalabalıklar içindeki yalnızlığı, diğeri de yalnızlığının tam ortasındaki uğultulu kalabalıklardır.
Mitolojide anlatılan, yüzüne bakanın taş kesildiği yılan saçlı üç kadından birisi olan Gorgon adeta insan varlığının tam göz hizasındadır.
Mesele insanın baştan ayağa taş kesilmesi değil, asıl muharrik sorun kalbin katılaşması, vicdanın taşlaşması, merhamet duygusunun kapanmasıdır.
Geçmişin şimdiki zamanı bellektir, hafızadır.
Zamanın fırtınalı atmosferinde belleğin limanına ihtiyaç duymak son derece normal ve anlaşılır bir insani haldir.
Ancak bu limanda sıkışıp kalmak geleceğin dünya tablosunda bir nevi kenarda beklemek, yedek kulübesinde atıl ve aciz şekilde oturmak demektir.

“Nasıl Bir Dünya”, “Nasıl Bir Türkiye”

Türk milleti asla beklemeyecek, bilahare beklenen, özlenen, yolu gözlenen müşfik ve müteyakkız bir kudret olduğunu devamlı surette ispat ve izhar edecektir.
Bu kapsamda Türk siyasetçisinin, milli ve manevi değerler kümesinden ayrılmayan Türk aydınının müessir bir dünya kavrayışı olmalı, çağın rotasını tayin etme iddiasıyla mündemiç fikir ve politikalar geliştirmelidir.
Tasavvur, tahayyül ve tekliflerimizin ana çerçevesini de, “Nasıl Bir Dünya”, “Nasıl Bir Türkiye” sorularına verilecek kalıcı ve kader belirleyici cevaplar oluşturmalıdır.
Kuru bir taklitçilik yerine özgün, özgüvenli ve öz değerlere bağlı fikir ve politika atılımlarıyla bezenecek müstesna projelerin arayışında olmak, bunları ekonomik, sosyal ve siyasal olayların akışıyla eklemlemek medeniyet müktesebatımızın bize yüklediği başlıca sorumluluktur.
İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir.
Bu nedenle gerek milli kaderimiz, gerekse de küresel kaderimiz üzerinde söz ve iddia sahip olmaktan başka diğer tüm seçeneklere kapalı olmak durumundayız."

Haberi Sesli Oku

YAZARLAR