Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu'na (Türkiye KAMU-SEN) bağlı Türk Haber-Sen 8. Olağan Genel Kurulu coşkuyla gerçekleştirildi. Türkiye Kamu-Sen Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Yücel Kazancıoğlu yeniden Genel Başkanlık görevine seçildi.
Saygı duruşu ve istiklal Marşı’nın ardından divan teşekkülü gerçekleştirildi. Divan Başkanı Türk Büro-Sen Genel Başkanı Türkeş Güney, katip üyeler ise Türkiye Kamu-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Şahin ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolgun oldu.

YÜCEL KAZANCIOĞLU: GENEL KURULUMUZ HABER HİZMET KOLU ÇALIŞANLARIMIZA HAYIRLI OLSUN
Türk Haber-Sen 8. Olağan Genel Kurulu’nun açılış konuşmasını yapan Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan yardımcımız ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Yücel Kazancıoğlu; Geçtiğimiz günlerde Yalova’da görevi başında şehit olan 3 polisimizi rahmetle anıyorum. Bu vesile ile ebediyete intikal etmiş tüm şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, gazilerimize uzun ömürler diliyorum.
Milletin ve memleketin geleceği için durmadan yorulmadan çalışan, sendikamızın bugünlere gelmesinde
Emeği geçen, ömürlerini bu davaya vakfeden ve bugün aramızda olmayan büyüklerimizi bu davanın emektarlarını rahmetle anıyorum,
Türk Haber-Sen ve Türkiye Kamu-Sen için samimiyet ve sadakatle çalışan binlerce teşkilat mensubumuzu en derin saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Kıymetli Hazirun, İletişim ve haberleşme; savaşta cephe kadar önemlidir. Bugün dünyada savaşlar yalnızca silahla değil; bilgiyle, algıyla, iletişimle yapılmaktadır. Siber saldırılar, dezenformasyon, psikolojik harp ve medya manipülasyonu artık savaşın asli unsurlarıdır.
Böylesi bir dönemde PTT, TRT, BTK, RTÜK ve İletişim Başkanlığı gibi kurumlar sıradan kamu yapıları değildir. Bunlar devletin stratejik kurumlarıdır. Bu kurumların kökleri bir yönetmelikle değil; yüzyılları aşan bir devlet geleneğiyle şekillenmiştir.
Bilindiği üzere
“Muhaberesiz muharebe olmaz.”
Dünyanın ve ülkemizin dört yanında savaşların kuşattığı bir dönemde hizmet kolumuzun önemini de vurgulaması açısından önemli bir ifadedir.
Kriz anlarında en önde duran, haberleşmenin, bilginin ve güvenliğin merkezinde bulunan bu görevleri ifa eden stratejik kurumlarımız için her platformda
Türk Haber-Sen olarak şunu söylüyoruz:
Haberleşme hizmet kolu faaliyetleri devlet hizmetidir, Kamu personeli eliyle yürütülmelidir, Devlet, kendi çalışanını güvencesiz bırakmamalı
emeği piyasa mantığına teslim etmemelidir.
Medya, günümüz toplum yaşamında toplumu şekillendiren bir güçtür.
Aile yapısını zedeleyen ve ahlakî çözülmeyi normalleştiren içeriklere karşı daha dikkatli ve sorumlu bir yayıncılık anlayışına ihtiyaç vardır.
Toplumdaki ahlaki aşınmanın bir boyutu da kültürel kopuştur.
Gençliğimiz uyuşturucu ve alkol tehdidi altındadır. Aile yapımız zayıflatılmakta, değerlerimiz örselenmektedir.
Televizyon dizileri ve yayın içerikleri;
Türk ailesiyle, inanç dünyamızla ve
kültürel kodlarımızla açıkça çatışmaktadır ve yalnız bir yaşam tarzı, tek doğruymuş gibi sunulmaktadır.
Biz buradan açıkça söylüyoruz:
Bu millet, töresiyle, imanıyla ve manevi değerleriyle vardır.
Değerlerini kaybeden milletler, geleceğini de kaybeder.
Bu noktada TRT’nin; ailenin korunmasını,
millî kültürü ve tarihi
önceleyen yayın anlayışını bu nedenle çok kıymetli buluyoruz.
Bu şiar ile içerik üreten kirli bilgi çağında Türk insanına yerli ve millî yayın akışı sunan TRT ve kadrolarına; hususiyetle Türk kültürel ve tarihî değerlerini ekranlara taşıyan TRT AVAZ yönetimine ve çalışanlarına buradan bir teşekkür etmeyi de borç biliyoruz.
Yeri gelmişken bir noktayı daha vurgulamak isterim;
Banka promosyonu ve yayında fiili olarak çalıştığı halde basın kartından yararlanamayan personelin basın kartı alma sürecindeki kıymetli destekleri için TRT Genel Müdürü Sayın Mehmet Zahid Sobacı’ya teşekkür ediyor; Basın kartından yararlanamayan personelin mağduriyetinin giderilmesi noktasında da gerekli desteği vereceğine yürekten inanıyoruz.
Aile; milletin temelidir.
Aileyi korumak, toplumu korumaktır.
RTÜK’ün bu alandaki düzenleyici ve denetleyici rolü hayatî önemdedir.
Dijital platformlar ve sosyal medya alanında ise daha etkin yasal düzenlemeler gerekmektedir.
Dijital emperyalizm ve dijital kapitalizm;
zihinleri kuşatmaktadır.
Gençliğimizi bizlerden çalmaktadır.
Ekonomik baskılar ve güvencesizlik, beraberinde sosyal ve ahlaki çözülmeyi de getirmektedir.
Sanal bahis – kumar gibi, geleceğimizi zehirleyen meseleler her geçen gün hanelerimize daha fazla girmektedir.
Toplum olarak bir başka tehlikeyle daha karşı karşıyayız:
Bilgi kirliliği ve algı operasyonları.
Gerçek haberin değeri düşürülmüş, doğru bilgi itibarsızlaştırılmıştır.
Sosyal medya mecraları; hakikatin değil, çoğu zaman saptırılmış gerçeklerin ve yanlış bilginin öne çıktığı alanlar hâline gelmiştir.
Buradan açıkça söylüyoruz:
Gerçek haber, milli güvenlik meselesidir.
Doğru bilgi, toplumsal huzurun temelidir. Bu nedenle sosyal medya ve dijital platformlara yönelik kanuni düzenlemeler,
sansür değil; sorumluluk esaslı olmalıdır ve bir an önce hayata geçirilmelidir.
İfade özgürlüğü kutsaldır; ama yalan söyleme özgürlüğü diye bir şey de asla kabul edilemez.
İşte bu kuşatmalara karşı;
bilinçli, kültürlü ve sorumluluk sahibi bir toplum anlayışıyla mücadele eden BTK’nın çalışmalarının da önemi apaçık ortadadır.
Türk Haber-Sen olarak;
Hizmet kolumuzdaki kurumlarımızın emektarları ve
tüm kamu çalışma hayatında güvenceli istihdamı savunuyor,
taşeronlaşmaya karşı duruyor,
kamuda liyakat ve ehliyeti esas alıyoruz.
PTT, TRT, RTÜK, BTK ve İletişim Başkanlığı başta olmak üzere tüm kamu kurumlarında adalet ve hakkaniyet temel olmalıdır.
Yaklaşık 200 yıllık devlet kurumu PTT, bugün önemli bir yapılandırma sürecindedir. PTT meselesine ayrıca bir parantez açmak zorundayız.
Çünkü PTT devletin sahadaki yüzüdür.
Bunu;
Pandemide, Depremde,
Selde, yangında ve afette tecrübe ettik.
Polisin, jandarmanın ulaşmakta zorlandığı yerlere PTT emekçileri ulaştı. Devletin varlığını, ciddiyetini ve şefkatini vatandaşın kapısına götüren yine PTT oldu.
Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir:
PTT, ticari bir işletme değildir. Kar amaçlı bir kuruluş olarak değerlendirilmeli devlet ve millet nezdinde hak ettiği değeri görmelidir.
PTT’de yürüttüğü işler ve faaliyetler nedeni ile kamusal bir çalışma sistematiği zorunluluktur. Bu başta gelişmiş Avrupa ülkeleri ve dünyanın kalkınmış ülkelerinin tamamında bu şekilde yürütülmektedir.
Bu nedenle Türk Haber-Sen olarak
PTT’nin yeniden KİT statüsüne kavuşmasını kararlılıkla savunuyoruz.
Taşeronlaşmanın doğurduğu sorunlar hepimizce malumdur.
Haberleşmenin, devlet eliyle yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olduğu ortadadır.
PTT’nin yapılandırılması kapsamında
18 Bölge Başmüdürlüğü oluşturulmasının;
kurum itibarını koruyan,
çalışanların hak ve hukukunu gözeten,
devlet gücünü önceleyen bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini özellikle vurguluyoruz.
Bu süreçte PTT Genel Müdürümüz Dr. Hakan Gülten’e ve ekibine süreci hakkaniyetli ve şeffaflıkla yürüteceklerine yürekten inanıyoruz.
Bu konuda 399 KHK’lı arkadaşlarımızın başka kurumlara geçmesi konusunda Türk Haber-Sen’in duruşu açıktır, nettir:
399 KHK’lı personelin başka kurumlara geçişi kolaylaştırılmalıdır.
Bu sürecin;
şeffaf,
istişareye açık
ve çalışanın hak ve hukukunu, iradesini esas alan
bir şekilde yürütülmesi şarttır.
Başka kurumlara geçmek istemeyen personel İdari Hizmet Sözleşmesi’ne zorlanmamalıdır.
Başka kurumlara geçmek isteyen personelin ise özlük hakları ve iş tanımları eksiksiz korunmalıdır.
Hizmet kolumuzda uzun süredir üzerinde kararlılıkla durduğumuz ve defaatle gündeme getirdiğimiz bazı temel hususların altını bir kez daha özellikle çizmek istiyorum;
TRT Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan kadrolu personelimizin ÖHT’li çalışanlar karşısında hak kaybına uğramamasını,
BTK ve RTÜK başta olmak üzere birçok kurumda 666 sayılı KHK’dan kaynaklanan maaş ve özlük hakları eşitsizliklerinin giderilmesini,
BTK’da idari ve teknik uzmanlığın önünün açılmasını, mevcut uzmanlar için ise yapılacak sınavlarla Bilişim Uzmanlığı kadrosuna geçişine imkân tanınmasını, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda normal çalışma saatleri dışında görev yapan memur ve sözleşmeli personelin fazla çalışmalarının karşılığının bir an evvel ödenmesini ve hizmet kolumuzda kariyer uzmanları ile mühendislerin haklarının korunmasının; liyakat, ücret dengesi ve kariyer güvencesi temelinde ele alınması gereken yapısal bir mesele olduğunu açıkça ifade ediyoruz.
Aziz Dava Arkadaşlarım,
Kamu çalışanlarının ekonomik durumu, ne yazık ki son yıllarda ağır yara almıştır.
Maaşlar, hayat pahalılığı karşısında her ay biraz daha erimektedir.
Alım gücü azalmış, memur geçim derdine düşmüştür.
2023 yılında verilmeye başlanan ilave ek ödeme, emekli maaşlarına eklenmediği için görev aylığı ile emekli aylığı arasında var olan makas daha da açılmış, emeklilik adeta kamu çalışanlarının kâbusu haline gelmiştir.
İdari hizmet sözleşmesi, özel hukuk hükümlerine tabi istihdam şekilleri açısından doğru değildir.
Görevde yükselme sınavlarının düzenli olarak yapılmaması, mülakat uygulamaları ile liyakat ilkesinin zedelenmesi, atama ve yer değiştirmelerde aile birliğine yönelik düzenlemelerin eksik kalması gibi pek çok sorun, ülkemizde kamu personel sisteminin çağın gereklerine ve çalışanların beklentilerine cevap veremediğini ortaya koymaktadır.
Yine bu çerçevede Sendikacılıkta bir ilki gerçekleştirip; Türkiye Kamu-Sen olarak 2025 yılı Şubat ayında Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışacak bu sorunları gören ve bunlara karşı çözüm öneren Türk ve Türkiye Yüzyılı için Kamu Personel Rejimi önerimizi kamuoyuna tanıttık.
Liyakat, devlete sadakat, statü hukuku, görevde ve emeklilikte uygun bir refah seviyesi saç ayaklarında yükselttiğimiz kamu personel rejimi önerimizi politika yapıcılara ilettik.
Önümüzdeki dönemde bu taleplerimizin ve ete kemiğe büründürdüğümüz ilkelerimizin hayat bulması için var gücümüzle mücadele edeceğiz.

Bilindiği üzere; 4688 sayılı Kanunun ilk haliyle toplu görüşme olarak ifade bulan görüşme usulü, 2010 Anayasa değişikliği sonrası, 2012 yılında 4688 Sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle Toplu sözleşme şeklini almıştır.
4688 sayılı kanunda yapılan değişiklik ile getirilen Toplu Sözleşme düzeninin, kamu çalışanlarının arzu ettiği uluslararası sözleşmelerle belirlenen toplu pazarlık imkânına kavuşturulması için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Ancak bu beklenti 2012 yılından bu tarafa gerçekleşen süreçte, kamu çalışanları ve emeklileri için hüsrana dönüşmüştür.
Tekraren ifade ediyoruz ki; kamu çalışanları için lehe olan her ne varsa daha ileri götürmek için, her platformda, elimizi taşın altına koymaktan geri durmayacağız.
Bugün dünya tarihsel bir kırılmanın içindedir. Artık kimse eski dünyanın kurallarıyla yeni dünyayı okuyamaz.
Orta Doğu’da süregelen savaş hali, artık malumun ilanıdır.
Katil İsrail; düştüğü Siyonizm çukurunda,
Kadın, çocuk, hastane, ibadethane tanımayan fütursuzluğu ile tüm dünyanın gözü önünde Gazze’de ise bir insanlık suçu işlenmeye devam etmektedir.
Gazze’de yaşananlar bir çatışma değil, açık bir katliamdır, soykırımdır.
Ve bu katliam karşısında sessiz kalan uluslararası sistem, iflas etmiştir.
Doğu Akdeniz ve Kuzey Kıbrıs yalnızca sınırdaş ülkelerin değil, önümüzdeki yüzyıllarda dünyanın enerji çatışmasının yeni sahnesi olma yolundadır.
Doğu Akdeniz’de enerji üzerinden kurulan denklemler, Kuzey Kıbrıs üzerinden yapılan hesaplar, Türkiye’nin jeopolitik rolünü hedef almaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın Karabağ’dan aldığı “azadlık” ülküsüyle ayakları yere basan iradesi ise hâlâ bazı çevreler tarafından yeterince anlaşılamamaktadır. Türk dünyasının kurumsallaşması bazılarını rahatsız ediyor; ama bu rahatsızlık, bizim doğru yolda olduğumuzun işaretidir.
Tüm bu başlıklar bize şunu söylüyor:
Sadece çalışma hayatına odaklanmış, dünyayı ve devletin yükünü görmeyen bir sendikacılık anlayışı yarının sorunlarını anlayamaz. Büyüğümüzün dediği gibi, “Devlet olmazsa, kimle neyin sendikacılığını yapacağız?” sorusu hepimizin zihninde diri durmalıdır.
Kerkük ve Musul misakı millimizdir,
Batı Trakya’daki soydaşlarımız yalnız değildir.
Mavi Vatan’daki kalemiz Kıbrıs, Türk’ün Akdeniz’deki teminatıdır.
Doğu Türkistan’daki Türk kardeşlerimizin sesi, yüreğimizdedir.
Gazze’de çocuklar bombalar altında can verirken, Afrika’da insanlar açlıkla mücadele ederken, İslam coğrafyası kan ve gözyaşı içindeyken bizim banane diyen bir anlayışı benimsememiz
çalışmalarımızı tüm bunlar yokmuş gibi yürütmemiz söz konusu değildir.
İşte tam bu noktada Türkiye Kamu-Sen’in durduğu yer hayati önemdedir. Türkiye Kamu-Sen’in ayaklarını bastığı zemin, güç aldığı irade; şuurlu bir yaklaşımın tezahürüdür.
12 Eylül’de dik duran iradenin temsilcileri olarak Türkiye Kamu-Senliler; 28 Şubat’ta milletinin safında 15 Temmuz’da tereddüt etmeden meydanlarda yerini almıştır.
Bizim sendikacılık anlayışımız; devletle kavga eden, milleti yok sayan, ülkesini tanımayan bir anlayış değildir. Çalışan, üreten, yol gösteren sendikacılık; aynı zamanda bir değerler manzumesinin açık beyanıdır.
Anayasa’nın ilk dört maddesi, 42. ve 66. maddeleri bizim için tartışma konusu değildir; olması da düşünülemez, teklif dahi edilemez.
Bununla birlikte dünyanın değişen atmosferinde; ülkemizin ön alıcı hamlelerinde de, bölgesine ve dünyaya barış mesajı veren devlet aklının takipçisiyiz. Terörsüz Türkiye, terörsüz bir bölgeve bölgesinde güçlü bir aktör olarak Türkiye misyonunu benimsemiş devlet vizyonunun da yanındayız.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti bir yıldız gibi parıldarken; bu vizyonu önemsiyor, bu noktada duruşumuzu net biçimde ortaya koyuyoruz.
Kurucu Genel Başkanımız Ali Işıklar ağabeyimiz başta olmak üzere vefasıyla da bu teşkilata sadık kalmış tüm değerlerimizin ismini yaşatmak, onları onurlandırmayı bulunduğumuz her yerde kendimize görev biliyoruz.
Kurumsal hafızamızı diri tutmak geçmişten bize aktarılmış, bizim de gelecek nesillerimize aktaracağımız borcumuzdur.
Kuruluştan bugüne bu şuuru kaybetmiş, yaprak misali aldığı rüzgarla savrulup gitmiş çok kimseler yolunu kaybederken nasıl ki Türkiye, yedi düvelden gelen saldırılara rağmen ayakları titremeden yoluna devam ettiyse; Türkiye Kamu-Sen de nerede durduğunu bilerek yürüyüşüne devam etmiştir.
Bu yolda Türkiye Kamu-Sen; hem devlet hem millet nezdinde güvenilir bir kurum, sığınılacak bir liman, ayakları yere basan bir mücadele adresi olma kararlılığını ortaya koymuştur.
Tabela sendikacılığı yapanlar; çalışma hayatını devlet ve millet düşmanlığı için çatışma sahasına dönüştürenler, şahsi istikbalini davasının önüne koyanlar; zamanında Türkiye Kamu-Sen’den unvan almış, bu kurumsal kimlikle payelenmiş, ama sonra bu kurumu küçültmeye çalışanlar bizi kendi seviyelerine çekemez.
Çünkü biz ne yaptığımızı biliyoruz. Her gün değişen söylemlerle, bir gün orada bir gün burada durarak sosyal medya beğenisi toplayarak sendikacılık yapılmaz. Nerede memur için bir hak arama sahası açılmışsa Türkiye Kamu-Sen dün olduğu gibi yarın da orada olacaktır.
Değerli dava arkadaşlarım,
Bazı eski çevrelerin bugün yaşadığı hazımsızlık boşuna değildir. “Biz gidersek teşkilat çöker” zannedenler, bugün yanıldıklarını görüyorlar. Çünkü onlar gidince teşkilat çökecek sandılar; teşkilat tam aksine katlanarak büyüdü. Artık ne söylediklerinin bir karşılığı var ne de kurdukları eski düzenin bir hükmü…
Çünkü Türkiye Kamu-Sen kimsenin kişisel hikayesi değildir,
Türkiye Kamu-Sen, Türk Haber-Sen ;
Devlet aklı ve milli bir duruşun vücut bulmuş halidir.
“Çalışan, üreten, yol gösteren sendikacılık” ilkemiz ile bugün Türkiye Kamu-Sen, 560 bin Türk memurunun teveccühüyle kök salmış ulu bir çınardır. Bu çınarın gölgesi dosta güven düşmana korku vermeye devam edecektir.
Bugün dünden daha heyecanlı, daha kararlı daha güçlü, daha kurumsal bir yapı olarak yolumuza devam ediyoruz.
Bu kutlu yürüyüşte güven esaslı
kurumsal büyümeyi ilmek ilmek dokuyan bu yolda emeği olan herkese teşekkür borcumuz var.
Kurumsallaşma süreçlerimize karşılıksız katkı sunanlara,
mücadelemizi büyüten teşkilatlarımıza, omuz veren herkese teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle; kapısını 81 ilden gelen her Kamu-Senliye açan, üyelerimizin derdini kendi derdi bilen Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcımız kıymetli büyüğümüz Sayın Yaşar Yıldırım’a ve bu mücadelede Kamu-Sen’i yalnız bırakmayan, düştüğü yerde omuzlayan, bu davanın fedakâr lideri Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey’e şükranlarımı sunuyorum.
Biz; 33 yıllık sendikal bir yapının, 57 yıllık bir hareketin, bir asırlık Cumhuriyetin ve bin yıllık bir medeniyetin taşıyıcılarıyız. Bu sorumluluğun bilinciyle yürümeye devam edeceğiz.
Bu vesileyle 2026 yılının hepimize sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini temenni ediyor; ülkemizin ve milletimizin Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün güçlenerek devam etmesini diliyorum.
Yapılacak 8. Olağan genel kurulumuzun hizmet kolumuza, teşkilatımıza ve memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, hepinizi saygı, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Katılımlarınızla bizleri onurlandırdığınız için hepinize tekrar teşekkür ediyorum.
Ne mutlu Türk’üm diyene!"
TÜRK HABER-SEN 8. OLAĞAN GENEL KURULUNUN ARDINDAN YAPILAN SEÇİMDE YENİ YÖNETİM KURULU ŞU İSİMLERDEN OLUŞTU:
YÜCEL KAZANCIOĞLU (GENEL BAŞKAN)
Hakan İlhan Kurt (Genel Bşk. Yrd.)
Ahmet Önder Kazancı (Genel Bşk. Yrd.)
Ümit Coşkun (Genel Bşk. Yrd.)
Haşim Saraç (Genel Bşk. Yrd.