57 yıllık mazinin, bir ömür hikâyeleri...
BİR MUHASEBE!
Onlarla ilk 5-6 yaşlarındayken tanıştım.
Babam öğretmendi, bir köye taşınıyorduk ve ben MÇP bayrakları dağıtıyordum...
Sonraki yıllarda evde TÜRKEŞ adını duya duya büyüdüm...
Kocaeli`ye göçmüştük...
14 yaşlarındayken Ülkücü Hareketin yasaklı yayınlarını okuyorum diye polisten ikaz yedim...
17 yaşlarında Bizim OCAK seminerlerine katıldım...
Tanıştığım her akranıma ÜLKÜCÜLÜK anlatmaya çalışıyordum...
Derken üniversite kazandım...
Kader beni KIBRIS`a itmişti...
Kıbrıs`a giderken dönemim Ocak Başkanı bana bir referans mektubu vermişti.
"Orada mutlaka ocak vardır, yoksa yardımcı dernek vardır, başkana bu mektubu ver ve git tanış" dedi...
Okulu burslu kazanmış ve yurtta kalıyordum.
Yurt DHKPC ve PKK militanları ile doluydu.
O sürecin detayları önemli değil, bu durum karşısında ÜLKÜ OCAKLARI aradım...
Kardeş dernek olarak Türk-Birliği Kültür Merkezi ile tanıştım...
O zaman dernek başkanı Erhan Arık`lı idi...
Onunla konuşunca mektubu ona verdim.
O da mektubu okuyunca `OCAK AÇILACAK CUMA GÜNÜ TOPLANTIYA GELİR MİSİN` dedi...
Gittim KKTC Ülkü Ocaklarının ve Kıbrıs`ta Ülkücü Hareketin fiziksel ilk temel taşları benim açımdan orada atıldı.
Ben o toplantıda okulumuzun `HAZIRLIK VE YURTLARDAN` sorumlu başkanı oldum....
Serüven böyle başladı..
Kültür hedefli çıktığımız yolda bir şanssız döneme rast geldim...
PKK denen soysuzlar sürüsü o yıllarda dağ kadrosunu adaya okumaya göndermişti...
Kültür sanat hedefimiz kampüsün ara sokaklarında kanlı vuruşmalarla geçti...
Vurduk, vurulduk, hücreler gördük...
Fırat Çakıroğlu şehadetine 3 kez yaklaştık...
Bu yüzden Fırat aklıma geldikçe içim yanar...
İnanın herkesten başka yanarım...
Neyse...
Bilenler bilir hikayemizi....
Burslu kazandığım okulu bitirmem 6 yıl aldı.
Kuruculuğuna imza attığım ocağın başkanı da oldum.
Yaklaşık 10 yıl kaldığım Kıbrıs`ta neler yaptığıma sadece ülkücüler değil, karşı kuvvetler de şahittir.
Onları tek tek anlatmayacağım...
Yaptıklarımı hazmedemeyenler tarafından haksız, hukuksuz muamelelere tabi tutuldum.
Beni suçladıkları konular:
-Dinler Arası Dialog çalışmalarını sabote,
-Gayri milli unsurlara karşı şiddetli vuruşmalar.
-Kamu düzenini bozma, yönetsel düzeni tehdit etme...vs...
Sonuç bizi adadan itti ve Azerbaycan`a yolumuz düştü...
Orada da hikayemiz değişmedi.
Başkan olmakla kalmayıp, üniversitede ders verdim.
Ektiğim tohumların yeşerdiğini gördükçe gözüm dolar.
Ve belkide hayatta en gurur duyduğum şeydir öğretim görevlisi olmam.
Diyebilirim ki çok çocukluk çağlarım dışında ben ÜLKÜCÜ HAREKETLE yattım, onunla kalktım...
Şahsiyetime yön veren bu mefkure benim hayatım oldu.
İyi ki bu davaya yolum ve gönlüm düşmüş...
İyi ki, bu davanın mefkure sahiplerini tanımışım.
Bu kavgada ne kazandın diye sorabilirsiniz...
Kısaca; kendimi...
Bazen ama keşke bu dava bu kadar büyümeseydi...
Ben vurulurken, kırılırken, hücrelere düşerken yalnızlığımdan çok memnun ve yalnızlığımla çok güçlüydüm...
İtiraf ediyorum dalkavuklara yenildim...
Keşke büyütmeseydik de kalabalıklarda yalnızlık çekmeseydik...
Olsun ben 5-6 yaşlarındaki heyecanımı taşımaya devam edeceğim.
Sen doğmana bak güzel gün… Ben daha ölmedim.
Ölürsem de DÜZGÜN öleceğim inşallah...
Ama asla boyun eğmek, biat etmek, eyvallah demek yok...
Eğilmek bükülmek yok, kırılacağı yerden kırılsın ...
Bu vesileyle;
Evet MHP bugün 57 yaşında.
7 bin yıllık Türk milletinin misyonu ile mücadeleye devam ediyor ve Bu misyon sonsuza dek devam edecek.
Benim hayat hikayem bu destansı hareketin en cılız şekli.
Eminim bu satırları okuyan herkesin mücadeleleri vardır ve onurludur .
Bu davaya baş koymuş ve 50 yaşını görmeden rahmetli olan o yiğit ağabeylerime, mücadeleden vaz geçmeyeceğiz diyerek yoluna devam eden yiğit kardeşlerime şükranlarımı sunarım.
Partinin kurucusu Başbuğ Alpaslan Türkeş'den partinin koruyucusu Lider Devlet Bahçeli'ye kadar herkesten Allah razı olsun.
(Kısaca bir muhasebe yaptım, uzunu kitabımda detaylı olacak... Saygılar sunuyorum …
