
Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’da FETÖ eliyle maruz kaldığı alçak darbe girişiminin neredeyse birebir bir aynısı, 3 Ocak 2026’da bu kez Venezuela’da yaşandı.
Bu kez maşa kullanmayan ABD, doğrudan harekete geçti ve başkentindeki birçok noktaya hava saldırısı düzenlediği Venezuela’nın yönetimine el koyduğunu açıkladı.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin alıkonularak ABD’ye götürüldüğü duyuruldu.
Kuvvet kullanma yasağı, egemen eşitlik, devlet başkanlarının başka bir devlette yargılanamayacağı gibi pek çok uluslararası hukukun temel ilkesi çiğnendi.
ABD Başkanı Donald Trump, teamülleri hiçe sayarak gerçekleştirilmesine onay verdiği müdahaleyi “Maduro ABD adaletini görecek” sözleriyle meşrulaştırmaya çalıştı.
Yarım Kalan Hesap
Hatırlanacağı üzere Trump, başkanlığının ilk döneminde de Maduro’yu hedef almıştı.
Halkın desteğini alarak seçildiği gerçeğini yok sayarak, Maduro’nun yerine Venezuela Meclis Başkanı Juan Guadio’yu devlet başkanı olarak tanıdıklarını ilan etmişti.
Trump, başkanlığının ikinci döneminde Maduro’ya karşı söylemlerini daha da sertleştirdi.
Maduro’yu ABD’yi istikrarsızlaştırmak, ülkesine yönelik yasa dışı göçün önünü açmak, bölgedeki uyuşturucu ticaretinin arkasında durmakla suçladı.
Başına 50 milyon dolar ödül koyarak, yönetimden el çekip ülkeyi terk etmesini istedi.
Maduro, ülkesindeki petrol rezervlerine göz koymakla suçladığı Trump’ın tekliflerini geri çevirse de, ABD’nin ülkesine petrol yatırımlarını memnuniyetle karşılayacağını açıkladı.
Ancak bu yaklaşım Trump’ı durdurmaya yetmedi.
Müdahalenin Zamanlaması
Zira Trump’ın hesabı yalnızca Venezuela’nın yer altı zenginlikleriyle sınırlı değildi.
Venezuela üzerinden küresel rekabette olunan hem Rusya ve Çin’e hem de onlarla ilişkiler geliştiren ülkelere açık bir mesaj verildi.
Küresel açıdan amacı olduğu bilinen müdahalenin, ABD iç politikasında da hesaplı bir karşılığı olduğu görüldü.
Cumhuriyetçi Parti’nin oy kaybının, Kongre’deki dengeleri Cumhuriyetçiler aleyhine çevireceği yönündeki değerlendirmeler yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştı.
Epstein dosyasında adının geçtiği belgelerin Trump’ın düşen popülaritesini daha da aşağı çektiği bir dönemde, bu hamlenin iç politik bir manevra olduğu gerçeği görmezden gelinemezdi.
ABD Adaleti
ABD’nin bugüne dek “adalet” götürdüğünü iddia ederek müdahale ettiği ülkelerde ortaya çıkan tablo ortadayken, Venezuela müdahalesinden bir adalet çıkacağını beklemek saflık olurdu.
Trump’ın “adalet” kavramını bir paravan olarak kullanması, sınırsız bir haydutluğun üzerini örtme girişimiydi.
Ne yazık ki bu strateji, belirli çevrelerde karşılık da buldu.
Önemli Dersler
Venezuela’nın içinde bulunduğu durum, güçlü bir orduya sahip olmanın, bağımsız savunma kapasitesinin ve dış müdahalelere karşı iç cephenin sağlam tutulmasının hayati önemini bir kez daha gösterdi.
Ne var ki, içimizde bazı siyasetçiler bu tabloyu doğru okumamakta ısrarını sürdürdü.
Özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaşananları yanlış yorumlaması dikkat çekiciydi.
Özgür Özel, hadi bugün yaşananları doğru yorumlayamadı.
Peki koltuğunda oturduğu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de mi hiç okumadı?
Atatürk’ün “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten ‘kaleyi içinden almak’, dışından zorlamaktan çok kolaydır” sözleri bugün yaşananların izahı değil miydi?
O halde Özgür Özel, yaşanan hadiselere Atatürk’ün bu sözleri ışığında bakmamakta neden ısrar ettiğini artık açıklamak zorunda değil midir?
