Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI


Askıda 500 pide-ekmek ve Devle Bey...

DEVLET BEY…Projeye ilk katkıyı kendisi sağlayarak öncülük etmiş ve projeyi başlatmıştır. Allah ondan razı olsun…


*BİR HAFTA SONU YAZISI…

-DEVLET BEY YİNE BU YILDA ASKIDA EKMEK/ASKIDA PİDE
PROJESİNİ BAŞLATMIŞTIR

 

 

Her Cuma hutbesinden hemen sonra imam efendi tarafından okunan NAHL Suresi 90.ayette Cenab-ı Allah buyuruyor ki;

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınkara yardım etmeyi emreder…HAYASIZLIĞI/FENALIK VE AZGINLIĞI DA YASAKLAR…O düşünüp tutasınız diye öğüt veriyor.”

Evde odun yok, kömür yok, tenekede yağ yok, çuvalda un yok...

Bir babanın evlatlarının yanındaki halet-i ruhiyesi düşünmek bizi Meram Bağları’nda oturduğumuz sıcak odayı zemheriye çevirmeye sebeptir.

Psikolojik, sosyolojik bilimleri bir arada barındırır bu durum…

Sayın Devlet Bahçeli bir çiftçi evladı olarak 2026 yılının sosyo-ekonomik sıkıntılarıyla karşı karşıya kalan dar ve sabit gelirli insanlarımıza bir katkı sağlamak ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmek için:

“ASKIDA 500 ADET PİDE/EKMEK PROJESİ’ni başlatmış bulunmaktadır.

Çiftçilerimizin faaliyetleri esnasında önemli tarımsal girdilerin maliyetlerinden kaynaklı bazı sıkıntılar yaşandığı bilinmektedir.

Bu sıkıntıların giderilmesi öncelikle tarım politikaları yürüten kurum ve kuruluşların sorumluluğudur.

Bununla birlikte, çiftçilerimizin tarımsal üretimleri, o üretim dönemi için Cenab-ı Allah'ın bir lütfu olarak hilesiz, hurdasız şekilde elde edilen en helal kazanç kapısıdır.

Bu düşüncelerle dar ve sabit gelirli, asgari ücretle ve emeklilikle geçimini sağlayan bu vatanın evlatlarının çocuklarının beslenmelerine katkı sağlamak çiftçilerimizin görevi olmalıdır.

DEVLET BEY…Projeye ilk katkıyı kendisi sağlayarak öncülük etmiş ve projeyi başlatmıştır. Allah ondan razı olsun…

Milli şairimiz M.Akif’in en çok önem verdiği, durmadan işlediği konulardan birisi de mili birlik ve beraberlik ruhudur.

Çünkü ona göre bir milleti bölmeden-parçalamadan yok etmek mümkün değildir.

Milli birliği geliştirmenin yollarından birisi de insanların birbirleriyle yardımlaşması, birbirlerini iyi ve kötü günlerinde ziyaret etmeleridir.

SEYFİ BABA şiirinde o gece yarısı çok zor şartlarda bir hasta dostunu ziyaret etmekte, onun hastalığıyla adeta perişan olmaktadır…Çıkarken ona bir kaç kuruş  yardım etmek ister, ama kesesi boştur. Boynu bükülür. Bunun üzerine Akif;

“YA HAMİYETSİZ (Merhametsiz yaratılmak) OLAYDIM, YA PARAM  OLAYDI.”demekten kendini alıkoyamaz.

Akif, İslamı ve Türklüğü nefsinde toplamış  bir kişi olarak yetişecek nesillerin garip-gurebaya, fakir-fukaraya sahip çıkılmasını istemiştir.

Çünkü bu insanlar VATANDIR. Sahibi olmayan vatan batmaya mahkumdur.!

SADİ ŞİRAZİ der ki;
“-Ta ki ez mehnet-i digâren 
bagemi,
Ne şayet ki named nehend 
ademi.”

“-Başkalarının mutsuzluğuna karşı GAMSIZ kalırsan...
Sana İNSAN demek yakışık olmaz.”

Gönlümün “Şeyh Edebâli’si” olan milli şairimiz M.Akif ERSOY der ki;

“Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; 
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; 
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz, 
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.”

Yaşadığı şehrin arka sokaklarını onun kadar yansıtanı bulmak zordur. O asırlarca ihmal edilmiş insanlarımızı ön plana çıkarır...

Bunu yaparken nutuk çekmek değil, yaşayarak yahut hayatın içinden bir sahneyi bir nevi izleterek bizlere aktarır.

“Kanayan bir yara gördüm mü
yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım,
Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım..!”

Allah ondan RAZI olsun...

“Aldırma...Geç-git” diyenlere MAUN suresini hatırlatırız;
“Yoksulu doyurmaz ve onlar en küçük bir yardımı da engellerler.”

Malın, mülkün ve makamın derdi vardır. Allah mal-mülk,makam-rütbe derdiyle imtihan etmesin kimseyi... Mal ve servet insan için bir imtihandır.! Oysa ki “dünya malı” çarpılır, bölünür, çıkarılır, toplanır ve 5 metre beze dayanır.

Anadolumuzda gönül tellerimizi titreten güzel bir türküsü vardır;

“Kadir Mevlam senden bir 
dileğim var,
Beni muhannete muhtaç 
eyleme,
Yedi deryalara gark eyle 
beni,
Yine de muhannete muhtaç 
eyleme.”

Bakın...Ruhî-i Bağdadî' der ki;

“Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler / Yevme lâ yenfeu’da kalb-i selîm isterler..."

“-Ey hoca sanma ki senden altın ve gümüş isterler. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günde tertemiz ve sapasağlam bir kalp isterler.”

Rabbim bizleri açıklıkla yoklukla musibetle terbiye etmesin. Peygamber Efendimiz “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” demiştir.

Peygamber efendimizin hadislerini 
kulak ardı etmeyelim. Birbirimizden 
yardımlarımızı esirgemeyelim.

İnanın bu hareketiniz Rabbimin hoşuna gider. Sizi her türlü beladan, musibetten korur. Evinize bereket ve huzur yağar... Yani BUĞDAY...

BUĞDAY:
-İlahi gücün nimeti, 
-Yaradanın kuluna rızk olan nefesidir. 
-Ekmeği kutsal yapan “Buğday mucizesidir.” 
-Güneşin sonsuz sabrı ve toprağın azametli fedakarlığıdır.

Buğday, bizim kültürümüzde gıdadan daha fazladır. Berekettir, nimettir ve gelenektir.

Biz nimet dediğimiz zaman ağırlıklı olarak BUĞDAY EKMEĞİNİ anlıyoruz.

“Kendini FASULYE gibi nimetten  sayıyor.!” sözümüz,nimet kavramının içeriğini ne denli boşalttığımızı, daralttığımızı gösteriyor.

Önem verdiğimiz “ekmek kapım” sözünden başlayarak, en büyük günahın bir başkasının “ekmeği ile oynamak” olduğuna inanırız.

Her dinde ekmek kutsaldır:
-Bir Musevi’nin Yehova’ya sunduğu ekmek mayasız olmalıdır. 
-Bir Hıristiyan için ekmek İsa’dır.
-Bir Müslüman için ekmek kutsal yiyecektir. Yere düşünce öpüp alnına götürecek kadar kutsaldır.

Yıllarca devamlı ekranlarda görünen rahmetli ünlü bir eğitimcinin seminerinde bir deneme için “doların” sıfırı her dakika artmasına rağmen salondaki seyircilerin hiçbiri sahnedeki bir dilim ekmeğe basmak için kılını bile kıpırdatmamışlardır.

Yanımdaki arkadaşa “İşte bizim Aziz Milletimiz.!” demişimdir.

Mısır Nil Vadisinden, Roma’ya ve oradan tüm dünyaya yayılan BUĞDAY, zamanla bir çok ülkede ve tarihte ekmek halkın iktidarla ilişkisini tayin ettiğini görmekteyiz.

-Roma’da işsiz insanın işsizlik sigortası ekmek olmuştur. 
-İşsiz insana ekmek bedava verilirmiş. Buna zamanla şarap da eklenmiştir. Burası Roma...

Ekmek önceleri evde yapılmaya başlanmış, sonra da fırınlara taşınmıştır. Mısırlılar mayalı ekmeği, Romalılarda değirmeni yapmışlardır.

-Anadolu’ya gelince Konya-Karahöyük’de M.Ö.2 binlerde evlerde fırınlar bulunmuştur.

-Anadolu’ya göç eden Türk boylarının sadece “hayvancılıkla” uğraştığı tezi yanlıştır.

-Araştırmaların ışığında Türklerin darı ve çavdardan çok BUĞDAY tercih ettikleri biliniyor.

Osmanlı Devleti’nde ekmek tekeli sürmüştür. Devlet hem buğdayın depolanmasını üstleniyor hem de fiyatı belirliyordu.

Evliya Çelebi’ye göre, İstanbul’da fırıncıların 950 dükkanı, 10 bin çalışanı varmış. Fırıncıların büyük bir kısmı Arnavutluktan göç eden müslüman gençlerdi.

-Eskiler ekmeğe “Nân-ı Aziz” de derlerdi, yani “çok değerli nefis ekmek..!” 
-Nân-ı Haramdan kaçılır, Nân-ı Helâl peşinde koşulurdu.!

Tarihi Konya Bedesteninde ilk yıllar kiracısı olduğum ev sahibine kira vermeye gittiğimde rahmetli Abdullah Doğru amca beni bir saate yakın bırakmaz, çay-kahve söyler, sohbet ederdik.

Bu sırada bir kaç kişi toplu para verirlerdi. Bana dönüp “Ali Hoca, bunlar köylünün “HARMAN PARASI” derdi.

İki ay önce düğün yapanlar “ekinleri biçip”, buğdayları tüccarlara veya Toprak Ofisine satıp, aldıkları kutnu kumaşlarının borçlarını öderlerdi.

Bedesten esnafı ile çiftçi arasında senetler yapılmaz, güven tamdı. Borçlar  “karakaplı” deftere yazılır ve çelik kasada saklanırdı. Harmandan sonra buğday satılınca borç ödenirdi.

Deriz ki...BUĞDAY...İlahi gücün NİMETİ...Rabbimin kuluna RIZK olan nefesidir. Bu yüzden rahmetli babam bana ve kardeşlerime;

“EVİNE BUĞDAY YAĞSIN EVLADIM” derdi.

Cenab-ı Allah hiç bir kulunu açlıkla  imtihan  etmesin…Cümlemize helâl rızık  nasip etsin inşallah. Rabbim bizi “açgözlü” olmaktan ırak eylesin.

“Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sâhibi olan ancak Allah'tır.” (Zâriyât, 58)…

-Ne karınca zayıf olduğu için aç kalır, 
-Ne de aslan pençesinin gücüyle karnını doyurur. Rızık Allah'a aittir.

“Allah, kullarından dilediğinin rızkını bollaştırır, dilediğine ise yeterince verir. Şüphe yok ki, Allah herşeyi bilendir.” (Ankebût / 62)

Şunu bilin ki, hayır yolunda ne harcarsanız, Allah onun yerine yenisini lutfeder. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

-Rızık da ecel gibi insan daha dünyaya gelmeden Rabbimiz tarafından belirlenmiştir. 
-Ecel nasıl kesin ise rızık da öyle kesindir ve herkesin rızkı tıpkı eceli gibi bellidir.

Sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olan Hak Teala kendine inanana da, inkâr edene de, itaat edene de, isyan edene de, çalışana da, çalışmayana da rızkını verir.

Her insan için çalıştığı vardır ama kimi helal yoldan kimi ise haram yoldan kazanır rızkını.

Kimisi çalışıp çabalayıp alın teri ile kazandığını rızık olarak getirir evine, kimi ise yanlış yollara sapar haram lokma geçirir evladüiyalinin kursağından.

Rızkını verenin Allah olduğuna iman eden mümin kimseye minnet etmez, korkmaz ve kaygı duymaz.

Seyyid Nesîmî ne de güzel der: 
“İblisin talim ettiği yola minnet eylemem. 
Rızkımı veren Huda'dır, kula minnet eylemem.”

Müslüman izzet ve onur sahibidir rızık endişesini taşımaz ve bilir ki O’nun yardım ve nimeti kendisine dayanıp güvenenlerledir:

“-Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz Allah kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. 
-Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları hâlde akşam doymuş olarak dönerler.” (Tirmizi)

Rızık hususunda tam teslimiyet ve tevekkülle Yüce Yaratan’a sığın ama çalışmayı ve yeryüzüne dağılıp nasibin olan rızkı aramayı da bırakmamak gerekir Canlar…

Yüce Allah’ın bize nasip ettiği rızka razı olmamız gerekir.

“-Neden başkası varlık içinde zevküsefa sürüyor neden ben darlık içindeyim” demekten de sakın.

Zira kiminin nasibine çok düşer kiminin nasibine de az düşer.

Hırsa kapılıp, aç gözlülük edip elimizdekine şükür etmez isek darlıkve sıkıntı peşimizi bırakmaz, dünya ve ahirette bedbahtlardan oluruz Allah korusun…

Ayrıca deriz ki;
Okunan Hatm-i Şeriflerden hasıl olan sevabı dağıtmak kolay…Asıl önemli olan yapılan ticaretten hasıl olan KÂRI DAĞITMAK…

Bugün insanlığın ekmek ve su kadar muhtaç olduğu en önemli şey; merhamettir….DEVLET BEY:
Hem Başbuğumuzun hemde rahmetli Dündar Taşer Beyin yanında yıllarca yetişmiş edepli, imanlı, ferasetli, merhametli, cömert ve ileri görüşlü devlet adamıdır.  ALLAH ONDAN RAZI OLSUN...

DEVLET BEY...
Bu Aziz Milletin yıllar sonra bile hayırla anacağı bir BİLGE devlet adamı ve kendisini Ülkücü olarak adlandıran herkesin örnek alacağı Dünya Türklüğünün karargahında bulunan lideridir.

Vefa, bizim için yalnızca İstanbul’daki bir semtin veya bir faninin adı değildir.

Vefa adam olmaktır, ahlaklı olmaktır, mertliktir, iman ve vicdan alametidir.

Dava ve ülkü arkadaşlarımıza karşı bitmeyecek bir vefamız, eksilmeyecek bir muhabbetimiz vardır.

Rahmetli Başbuğumuzun ve Bilge Lider Devlet Beyimizin yolunda yürümek bizim için şereftir.

12 Eylül Öncesi bizim neslin “cömert ve merhametli” genç asistan ağabeyi “DEVLET ABİSİ”…Bilge Lider Devlet Bahçeli Bey’e Allah'tan sağlık sıhhat ülkü dolu nice güzel uzun ömürler diliyorum...

Meram Bağları’ndan;
SEVGİ ve MUHABBETLE
🌹🇹🇷🌹

7 Mart 2026

Taş Medreseli Tarih Öğretmeni:
Ali KUZENCİK

YAZARLAR