Ana akım medyadaki kanallardan birinde yayınlanan bir dizide, “laik-seküler” kesimi tasvir ederken, akşam yemeğinde “domuz eti” yiyen bir sınıf olarak nitelemişler, bu sınıfı.
Laik-seküler kesimin mahallesinin mensubu değilim; lâkin bugüne kadar yüzlerce “laik-seküler” kesimden dostum ve tanıdığım oldu, lâkin hiçbirisinin domuz eti yediğine, şahitlik etmedim. Laik-seküler kesimi, gerçek dışı senaryolar ile ötekileştiren, kutuplaştıran, halkı kin ve nefrete yönlendiren bu sahne ve bu tarz senaryolar, domuz eti yemekten, daha büyük bir halt yemektir!
Bizim toplumumuz insanı, her türlü haltı yer; lâkin domuz eti yemekten imtina eder. Buna “laik-seküler” kesim de dahil. Bu cümlem içinde birçok tezatı barındırabilir, lâkin bir Türkiye gerçeğidir, söylemim.
Alkol de domuz eti de inancımıza göre haramdır; lâkin hangi mahalle mensubu olursa olsun, bizim insanımız alkol masasında dahi, “domuz eti”ne karşı yüksek bir hassasiyet barındırır.
Bundan dolayı da reyting kaygısı güderek, etki ajanlığına soyunmak, toplum mühendisliği yapmak ve insanların adalet inancını sarsan bu tür davranışlar sergilemek, inanmış olduğunuz değerlere hizmet etmek yerine, karşı mahalle olarak görmüş olduğunuz insanların saflarını sıklaştırıp, kendi mahallelinizin dahi sizden şüpheye düşmesine sebebiyet vermektedir.
Unutmayın ki iman etmiş olduğunuzu ikrar etmiş olduğunuz Hazret-i Peygamber, kendisine iman etmeyenlerin dahi kendisinden “emin” olduğu bir şahsiyetti.
İnsan kaybetmek kolaycılıktır, mühim olan insan kazanıp, gönül fethine çıkmaktır.
Velhasıl-ı kelâm, laik-seküler kesimin domuz eti yediğine şahitlik etmedim; lâkin olmayan bir şeyi, oldu gibi gösterenlerin, domuzluğuna şahitlik ettim.
Selâm, sevgi ve muhabbet ile…
