Hayatın bazen kendiliğinden işleyen kaideleri vardır.
Karşına çıkan bir hiçlik, bir pislik ya da bir sığlık davranışı; kimi zaman gerçekleri daha geniş ve daha net biçimde görünür kılar. Bu hâl, çoğu zaman tetikleyici bir özellik taşır.
Bazen senin ölçülü ve sınırlarını bilen davranışların değil; karşındakilerin sergilediği bu çıplak hiçlik, pislik ve sığlık tavırları gerçekleri bir bir ortaya döker.
Çünkü onlarınki gürültülü, pervasız ve çirkef bir davranıştır; bu yüzden de daha çok dikkat çeker.
Maskeler düşer, ahlaksızlık deşifre olur, kokuşmuş karakterler somutlaşır, saklanan çirkinlikler gün yüzüne çıkar.
Artık gözlemcilerin, hakemlerin ve karar vericilerin bile söyleyecek sözü kalmaz. Çünkü bugüne kadar idare edilen, göz yumulan hiçbir durumun mazereti, bahanesi ve örtüsü kalmamıştır.
Ancak kötülüklerin sahneden çekilmesi için bazen sadece uzatmaları beklemek gerekir.
Kulun kötülükler karşısında sabır uzatmaları vardır; bir de Yaradan’ın yaratılış hesabı, ilahi adaleti…
Mevlânâ ne güzel söylemiş:
“Kötülükte bulundun mu kork; çünkü o bir tohumdur. Allah onu mutlaka yeşertir, bitirir ve karşına çıkarır.”
Kalbinin kötülüğü yüzüne vurmuş çirkin ruhlu insanlar istedikleri kadar kötülük tohumu eksin…
Vakti geldiğinde o tohumlar filizlenir, boy verir ve ektikleriyle yüzleşmekten kimse kurtulamaz, kaçamaz.
Şeytanla yarışırken günü geldiğinde hesabını veren nice kötü ruh ve beden sahipleri gördük…
Dün hesabını verdiler, yarın da verecekler.
Ne demişler: “Terazi tartıyla, her şey vaktiyle.”
Dünya menfaatleri için köpekleşen, nefsi arzuları için sırtlanlaşan hiç kimse huzur içinde yaşayamaz.
Gölgeleri bile kendilerine yük olur.
Çünkü her pislikte bir iz bırakmışlardır.
Bu yüzden her olayda paranoyaklaşır, her gölgede kendi suçlarının hayaletini görürler.
Bazen de kendi kötülük hayaletlerini başkasına kostüm olarak giydirmeye çalışarak rahatlamaya çalışırlar. Ama o kostüm her bedene uymaz…
Maziye bak, hayata bak, çevrene bak…
Hep bunların hazin sonunu görürsün.
Terazi tarttı, vakit yaklaştı…


