İrfan TOPÇU


Bir Ekmeğin Hikayesi

Toprakta çürüdüler, değirmende ezildiler, fırınlarda yandılar… Bu insanlar için değmezmiş.


Önce tarladan başlar mücadelesi. Tohum olarak toprağın bağrına ekildiğinde çürümeye başlar fakat, filiz olarak toprağı yarmaya çalışır. Güneşe kavuşmaşı, artık onu yavru verecek anaç bir nebata dönüşmesi yakındır.

Boyu uzadıkça boynu bükülen bir tevazuyla, ataları gibi harmana varmak, tanelerini değirmene göndermek için sararıp solmaktadır.

Aslında, sarı renginin içinde sakladığı beyazlığı sergilemek için, tonlarca ağırlıktaki değirmen taşlarının arasında ezilmeye çoktan hazırdır.

Suyun çevirdiği çark, çarkın döndürdüğü taş, en çok değirmeni seviyordu çünkü insana yakınlaşmaya başlıyordu.

Artık o çuvallara doldurularak adım adım sofralara yaklaşıyordu

Bir fırının teknesinde ıslanırken, aslında hamur olmuyor, insanlar için yıkanıp temizleniyordu.

Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa evrilen usta ellerde şekil alırken, insan oğlunun aşkıyla yanıp tutuşmaktadır. 

Bir disiplin içerisinde, fırıncının küreğine dizilerek iki yüz derecede yanan fırının içerisinde pişmek için sessiz, sedasız ve hareketsizce beklemektedir.

Ham idik piştik Elhamdulillah aşkıyla ekmek olarak fırındaki tezgahta yerini alır. Muhteşem bir serüvenin ardından, yaratılmışların en mükemmeli olan "insan" oğlunun kucağına atlamak için sabrı tükenmek üzeredir.

Ve nihayet beş ekmek verirmisiniz sesini duyduğunda, bir gazete kağıdına sarılarak, diğer dört ekmekle "arkadaşıyla" bereket taşıyacağı mutfağın kapısından girer, sofraya konmak için acelecidir.

Evin hanımı beşini birden koyduğu ekmek sepetinden, iki arkadaşını çıkartır ve bıçakla dilimlere ayırır. 

En çok hayal ettiği sona kendisinden önce giden arkadaşlarını kıskanır ama akşam yemeğinde nasılsa sıra gelecektir diye düşünür. Bir yıl beklemiştir, bir kaç saatten ne çıkardı?

Akşam vakti tencereden çıkan yemek kokusu heyecanına heyecan katıyordu, acaba kime nasip olacaktı? Evin Beyine mi, hanımına mı yoksa çocuklaramı?

Sepete uzanan el iki arkadaşını daha almıştı. Şaşkındı, yine de belki gece için sakladılar, belki de, kahvaltı için ayırdılar diye düşündü.

Herkes uyumuştu, bir türlü sabah olmuyordu. Derken sabah ezanını duydular şimdi kalkarlar, ben de kısmetime kavuşurum diyordu…

Zaman biraz daha geçti, evin beyi dışarıya çıktı, geldiğinde yanında üç ekmek daha vardı. Anlam verememişti.

Yeni gelen ekmeklerden ikisi sofraya kondu, diğerini yanına bıraktılar. 

Bu günler için kurduğu hayaller, bir insana nasip olma aşkı, çektiği çileler, ezilmesi, alevlerde pişmesi, hepsi bu günler içindi…

Bekleyelim bakalım dedi, bu işin sonu nereye varacak.

Akşama doğru evin hanımı sepete elini attı, ekmeği avuçladı, bayatlamış dedi ve çöp tenekesine bıraktı.

Ve ekmek ağlıyordu, sesini duyurmadan, hislerini belli etmeden. 

Toprakta çürüdüler, değirmende ezildiler, fırınlarda yandılar…

Bu insanlar için değmezmiş.

Selam ve dua ile.

İrfan Topçu

YAZARLAR