Ülkücü hareket, yalnızca bir siyasi yol değildir; imanla beslenen, sabırla büyüyen, çileyle olgunlaşan ve fedakârlıkla yücelen kutlu bir davadır. Bu dava, Türk milletinin varlığına adanmış bir iman yolculuğu, bir sadakat yemini ve bir vefa destanıdır.
80 öncesinde ailemizi, okulumuzu, geleceğimizi düşünmeden bayrak ve ezan uğruna verdiğimiz mücadele, ihtilalcilerin “bu ülkeyi kurtarmak size mi kaldı” diyerek işkencelerle ve idamla yargılamalarıyla sınandı.
Cezaevlerinde geçen yıllar, darağaçlarının gölgesinde büyüyen imanımız, zindanların karanlığında sabrımızla yoğruldu. 90’da cezaevinden çıkıp yarım kalan üniversite eğitimimize devam ederken, kutsal bildiğimiz davamızdan asla vazgeçmedik.
Taşmedreselerin soğuk duvarlarında sabırla sınanan irade, darağaçlarında şehadetle mühürlenen sadakat, pusularda toprağa düşen yiğitlerin kanıyla yazılan vefa…
İşte bu dava, acıların ve fedakârlıkların harmanında yoğrulmuş bir millet sevdasıdır. Her bir şehit, her bir çilekeş ülkücü, bu davanın taşına harç, yoluna ışık, geleceğine umut olmuştur.
Bir zamanlar bizlerle yan yana görünmekten kaçanlar, bizlere öcü gibi bakan asayiş kolluk kuvvetleri vardı.
Tahliye olamamış ülküdaşlarımızın akıbetleri, firarlarımız, bir ekmeğe muhtaç kalan arkadaşlarımız hâlâ hafızamızda. Ama bugün, ülkücülerin itibarı iade edilmiş, Türk milletinin kutlu yürüyüşü yeniden güçlenmiştir.
Başbuğ Alparslan Türkeş’in açtığı yol, Türk milliyetçiliğini bir fikirden öteye taşıyarak milletin kaderiyle bütünleşen bir ülküye dönüştürdü. O yol, yalnızca bir siyasi çizgi değil; aynı zamanda bir ahlakın, bir sadakatin ve bir ülkünün adı oldu.
Onun ardından Dr. Devlet Bahçeli, feraseti ve devlet aklıyla bu kutlu davayı sürdürdü. Onun tavrı Türk milletine rehber, sözü Türk devletine istikamet, duruşu ülkücü harekete sarsılmaz irade olmuştur.
Bugün Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da Türk soydaşlarımızla kucaklaşılmış; içeride ve dışarıda düşmanlar hizaya getirilmiş; savunma sanayimiz eksiklerini hızla tamamlamış; Azerbaycan toprakları kurtarılmıştır. En önemlisi, liderimizin “Biz bu uğurda kellemizi koyduk” diyerek başlattığı terörsüz Türkiye yolculuğu, gelecek nesillere huzurlu bir vatan bırakma arzusuyla taçlanmak üzeredir.
Biz biliriz ki çile olmadan zafer olmaz, sabır olmadan ülkü büyümez, vefa olmadan dava yaşatılmaz.
Üç hilalin gölgesinde, albayrağın altında yürümek bizler için yalnızca bir şeref değil; aynı zamanda bir ahlak, bir sadakat ve bir ülkünün adıdır. Bu yürüyüş, dün darağaçlarında şehadetle sınanmış, bugün meydanlarda imanla güçlenmiş, yarın ise Turan ufuklarında yankılanacaktır.
Rabbim, merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e rahmet eylesin. Onun açtığı yol, Türk milletinin gönlünde bir ışık, ülkücülerin kalbinde bir iman olarak daima yaşayacaktır. Bilge Liderimiz Dr. Devlet Bahçeli’ye sağlık, güç ve uzun ömürler nasip eylesin. Onun feraseti Türk devlet geleneğinin en güçlü ifadesi, onun sabrı Türk milletinin en sağlam dayanağıdır.
Bizler ve ülkücü nesiller var oldukça;
• Her şehit bu davanın göğe yükselen duasıdır.
• Her çilekeş bu davanın taşına harçtır.
• Her sabır bu davanın yoluna ışık olmuştur.
Bu dava, Türk milletinin alın teriyle, gözyaşıyla, duasıyla yoğrulmuş bir kutlu emanettir.
Bizler bu emaneti taşırken yalnızca bir siyasi hareketi değil; bir iman yolculuğunu, bir sadakat yemini ve bir vefa destanını yaşatmaktayız.
Ne mutlu Türk’üm diyene.
15.03.2026
Av.Dr.Zafer Gülseven
MHP MYK ÜYESİ


