Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca büyük güçlerin hesaplaşma alanı olmuş, milletlerin kaderi çoğu zaman masa başında çizilmeye çalışılmıştır. Bugün Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, sadece üç ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve doğrudan doğruya Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Çünkü Türkiye; tarihî, coğrafi ve stratejik konumu gereği Ortadoğu’daki her gelişmeden etkilenen bir devlettir.
Ülkücü milliyetçi bakış açısıyla meseleye yaklaştığımızda, temel ölçümüz her zaman Türk milletinin bekası, devletimizin birliği ve vatanımızın güvenliğidir. Başkalarının güç mücadelesi, bizim sınırlarımızda istikrarsızlık, göç dalgası, ekonomik baskı ve terör tehdidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle bölgede çıkacak her savaş, Türkiye için sadece dış politika konusu değil; aynı zamanda milli güvenlik meselesidir.
Amerika ile İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Ortadoğu’da dengeleri altüst edecek bir gelişme olur. Böyle bir senaryoda sınırlarımızın hemen ötesinde yeni bir kaos alanı doğar. Kaos ise en çok terör örgütlerini besler. Tarih göstermiştir ki, otorite boşluğu olan her yerde terör örgütleri palazlanır, dış güçlerin taşeronluğunu yapar ve bölge ülkelerini içeriden zayıflatmaya çalışır. Türkiye, geçmişte bunun acı bedellerini ödemiştir.
İşte bu noktada “Terörsüz Türkiye” hedefi hayati bir anlam taşımaktadır. Ülkücü milliyetçi düşünceye göre güçlü devlet, ancak iç cephe sağlam olduğunda dış tehditlere karşı dimdik durabilir. İçeride terörle mücadelede zaaf gösteren bir ülke, dışarıdaki gelişmeler karşısında da kırılgan hâle gelir. Bu yüzden terörle mücadelenin tavizsiz, kararlı ve milli bir duruşla sürdürülmesi şarttır.
Türkiye’nin çevresi ateş çemberiyle sarılıyken; Irak’ta, Suriye’de ve İran hattında yaşanan her gelişme doğrudan güvenliğimizi etkilemektedir. Böyle bir ortamda milli birlik ve beraberlik en büyük gücümüzdür. Ülkücülük; sadece slogan değil, fedakârlık, sorumluluk ve millet menfaatini her şeyin üzerinde tutma anlayışıdır. Devletin bekasını, siyasi hesapların üstünde gören bir şuurdur.
Terörsüz bir Türkiye demek; gençlerimizin dağa değil ilme yönelmesi, güvenlik güçlerimizin enerjisini iç tehditlere değil daha büyük hedeflere harcaması demektir. Ekonomik kalkınmanın hızlanması, savunma sanayimizin daha da güçlenmesi ve Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak elinin rahatlaması demektir. İç huzurunu sağlamış bir Türkiye, dış baskılara karşı daha dirençli olur.
Amerika ve İsrail’in İran’a saldırması , bölgede mezhep temelli gerilimleri artırabilir, yeni vekâlet savaşlarını tetikleyebilir. Bu süreçte Türkiye’nin en büyük dayanağı; milli şuuru yüksek, devletine bağlı, birlik içinde hareket eden bir millet olmasıdır. Ülkücü milliyetçi anlayış, tam da bu noktada iç cepheyi tahkim etmeyi, devleti güçlü kılmayı ve teröre asla müsamaha göstermemeyi savunur.
Türk milleti tarih boyunca nice badireler atlatmış, nice kuşatmaları yarmış bir millettir. Ancak bunun yolu, iç kavgaları bir kenara bırakıp ortak değerlerde buluşmaktan geçer. “Önce ülkem ve milletim” anlayışı; bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir şuurdur.
Sonuç olarak; bölgede yaşanan savaş , Türkiye’nin terörle mücadelesini daha da stratejik hâle getirmektedir. Terörsüz Türkiye hedefi, sadece bir güvenlik politikası değil; milli bekamızın teminatıdır. Ülkücü milliyetçi duruş ise bu hedefe ulaşmada kararlılığın, fedakârlığın ve millet sevdasının adıdır. Güçlü devlet, güçlü milletle mümkündür. Ve güçlü millet; birliğini koruyan, teröre geçit vermeyen, milli iradeye sahip çıkan millettir.
Gökhan TAĞRAP
