Akıl Penceremden: Türkiye’yi Birlikte Düşünmek
Dünya Dengeleri Değişirken: Türkiye İçin Yeni Riskler ve Yeni Alanlar
Riskler artık yalnızca sınırda değil; ticarette, teknolojide, finansmanda ve “kural koyma” yarışında da karşımıza çıkıyor.
Kısa bir köprü
İlk yazıda Türkiye’nin küresel sistemdeki yerini konuştuk. Şimdi aynı fotoğrafın “gölge” tarafına bakalım: yeni riskler ve yeni manevra alanları.
Risk 1: Güvenlik mimarisinde sertleşme
Karadeniz, Balkanlar ve Orta Doğu hattındaki dalgalanmalar, Türkiye’nin güvenlik gündemini sürekli “yüksek frekansta” tutuyor. NATO metnindeki Karadeniz ve Montreux vurgusu, güvenlik tartışmalarının önümüzdeki dönemde de canlı kalacağını işaret ediyor.
Bu durum, Türkiye’ye aynı anda iki sorumluluk yükler: caydırıcılık ve diplomasi.
Risk 2: Ticaret gerilimleri ve jeoekonomik parçalanma
Dünya Bankası, 2025 görünümünde büyümenin zayıfladığını; bunun arkasında ticaret engelleri ve politika belirsizliği gibi unsurların etkili olduğunu vurguluyor.
Bu çerçevede Türkiye’nin risk haritası genişliyor:
· İhracatta yeni standartlar ve sınırda karbon/dijital düzenlemeler,
· Finansman maliyetlerinde dalgalanma,
· Tedarik zincirlerinde fırsat doğarken rekabetin sertleşmesi.
Risk 3: Ekonomide “dezenflasyonun toplumsal maliyeti”
IMF’nin 2025 Türkiye değerlendirmesi; büyümenin sürerken enflasyonun kademeli gerileyeceğini, ancak yüksek enflasyonun yatırım ve verimlilik üzerinde baskı yaratmaya devam edebileceğini söylüyor. Metinde şu vurgu dikkat çekici: “Inflation at end-2025 is forecast at 33 percent…” / “2025 yıl sonu için enflasyonun yüzde 33 olması öngörülüyor…”
Bu tür değerlendirmeler şunu hatırlatır: Makro dengeler düzelirken, mikrohayatta (hane bütçesi, kira, gıda, eğitim) stres artabilir. Risk yönetimi burada yalnız ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir başlıktır.
Risk 4: Teknoloji yarışında “orta lig” tuzağı
On İkinci Kalkınma Planı, “yeşil ve dijital dönüşüm”ü merkeze alırken sanayinin tarım ve hizmetlerle bütünleşik biçimde başat rol üstlenmesini hedefliyor.
Bu yaklaşım doğru bir çerçeve; fakat uygulamada iki kritik risk var:
· Orta teknoloji bandında sıkışmak,
· Nitelikli insan kaynağını içeride tutamamak.
Fırsat alanları: Türkiye’nin elindeki “somut” kartlar
Riskleri sıralamak, karamsarlık üretmek için değil; fırsatları gerçekçi zeminde görmek için gerekli.
Türkiye’nin güçlü kartları:
· Avrupa’ya yakın üretim kapasitesi ve tedarik esnekliği,
· Geniş iç pazar ve girişimcilik enerjisi,
· Lojistik ve enerji koridorları üzerinde stratejik konum.
Fakat bu fırsatların “sonuca” dönüşmesi için, plan hedefleriyle uyumlu politika tutarlılığı gerekir. Aksi halde avantajlar, potansiyel olarak kalır.
Sonuç: Risk yönetimi bir “devlet kapasitesi” sınavıdır
Yeni riskler, devlet kapasitesini ölçer: veriyle karar alma, kurumlar arası koordinasyon, şeffaflık, öngörü ve toplumla doğru iletişim.
Bir sonraki yazıda, bu haftanın üçüncü parçasında, şu soruyu tartışacağım: Bütün bu fotoğraf içinde “umutlu gerçekçilik” mümkün mü? Umutla gerçeklik arasındaki köprüyü nasıl kurarız?
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr
