Akıl Penceremden: Türkiye’yi Birlikte Düşünmek
Ekonomi: Rakamların Ötesi (III) — Üretim, Emek ve Adalet İlişkisi
Üretim artmıyorsa refah kalıcı olmaz. Emek adil pay almıyorsa toplumsal huzur kalıcı olmaz. İkisi birlikte yönetilmezse ekonomi “sayı”da kalır, “hayat”a geçmez.
Önce kısa bir hatırlatma
İlk yazıda günlük hayatın ekonomisini; ikinci yazıda orta sınıfın dönüşümünü ele aldık. Bu üçüncü yazı, iki başlığı birbirine bağlayan temel eksene odaklanıyor: Üretim–emek–adalet.
Üretim: sadece “ne kadar” değil, “ne üretiyoruz?”
Türkiye’nin büyümesi, üretim kapasitesi ve ihracat performansı önemlidir. Fakat belirleyici olan, büyümenin niteliğidir:
· Düşük katma değer mi, yüksek katma değer mi?
· Verimlilik artıyor mu, yoksa maliyet artışlarıyla mı ayakta duruyoruz?
On İkinci Kalkınma Planı bu noktada net bir yön çiziyor: yeşil ve dijital dönüşüm odağı; sanayinin tarım ve hizmetlerle bütünleşik biçimde başat rolü; dünya ticaretindeki konumu güçlendirme hedefi.
Bu, “üretim” kavramını sadece fabrika sayısından çıkarıp teknoloji–verimlilik–rekabetçilik üçgenine yerleştiriyor.
Emek: ücret değil, alım gücü
Emek piyasasında asıl tartışma, yalnız nominal ücret değil; alım gücüdür. Enflasyon patikası, ücretlerin gerçek değerini belirleyen temel etkendir. TCMB’nin orta vadeli öngörülerinde 2025 sonu için %31–%33, 2026 sonu için %13–%19 tahmin aralığının verilmesi; politika çerçevesini gösterir.
Fakat emek açısından kritik soru şudur: Dezenflasyon süreci ilerlerken gelirlerin satın alma gücü ne kadar korunuyor?
Adalet: ekonomiyle ilgili, çünkü “meşruiyetle” ilgili
Adalet duygusu zayıfladığında ekonomi yönetimi daha zorlaşır. Çünkü toplum, fedakârlığın “adil paylaşıldığına” inanmazsa, en doğru politika bile toplumsal karşılık bulmakta zorlanır.
Bu nedenle üretim–emek–adalet ilişkisini üç somut soru üzerinden okumak gerekir:
1. Üretkenlik artışı kimlere, nasıl yansıyor?
2. Gelir kaybı ve geçim baskısı toplumda hangi kesimleri daha sert vuruyor?
3. Dengeleyici sosyal politikalar, ekonominin “tamamlayıcı unsuru” olarak işliyor mu?
OVP’nin anlamı: hedefler kadar “uygulama disiplini”
OVP 2026–2028, resmî çerçeve olarak yayımlanmış bir yol haritası.
Fakat OVP türü metinlerin gerçek etkisi, uygulamada ortaya çıkar: bütçe disiplini, vergi adaleti, istihdamın niteliği, kayıt dışılıkla mücadele, verimlilik artırıcı reformlar. Yani adalet meselesi “temenni” değil; tasarım ve takip meselesidir.
Sonuç: Refahın kalıcılığı, denklemin üç ayağına bağlı
Sadece üretim artarsa ama emek pay alamazsa; sadece emek artarsa ama üretim zayıfsa; sadece adalet konuşulup verimlilik ihmal edilirse… Hiçbiri kalıcı sonuç vermez. Türkiye’nin ihtiyacı, bu üç ayağı birlikte güçlendiren bir gerçekçilik.
Gelecek hafta “Teknoloji, Dijitalleşme ve Türkiye” başlığına geçerken, ekonomiyi bu kez şu soruyla genişleteceğiz: Verimliliği artıran teknolojiye nasıl yatırım yapacağız ve dönüşümün toplumsal maliyetini nasıl yöneteceğiz?
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr
