*BİR CUMA GÜNÜ YAZISI…
-EY GÖNÜL ETME DERDİNDEN ŞİKAYET
“-YÜZÜNE BAKTIĞINIZDA SİZE ALLAH’I HATIRLATANLAR,
-KONUŞTUKLARINDA İLMİNİZİ ARTIRANLAR”
“Aşıklara gurbet bülbüle firkat
Derdimi sorarsan dürülü kat kat
Ey gönül derdinden etme şikayet
Yüce dağlar gurur duyar karından.”
{Aşık Veysel)
-YÜCE DAĞIN TABİATI BAŞININ KARLI OLMASIDIR…
Gönüldaşını sırtlayıp dağa çıkarmakta olan bir adama:
“-Yükün ağır" demişler. Adam cevaben:
“-Bu benim yüküm değil kardeşliğim” demiş.
Bir bilgeye;
“-Birinin sana gerçek kardeşlik olduğunu nasıl anlarsın?" demişler.
Cevaben:
“-Kaygımı taşır, halimi hatırımı sorar, eksiğimi gediğimi kapatır,hatalarımı bağışlar, bana Allah'ı hatırlatır," demiş.
Peki demişler senin O'na karşılığın ne olur?
“-Gıyabında dua ederim..."
Allah yolunda kardeşlik ellerin gözlerle ilişkisine benzer:
-Gözler yaşardığında eller yaşlarını siler.
-El ağrıdığında gözler onun için yaş döker...
Hasan-ı Basri (ra) der ki: "Arkadaşlarınızla dostluğunuzu sürdürün. Zira vefakâr bir dost ışık veren bir lambaya benzer. Sen onun ışığını ancak dünyan karardığında idrak edersin."
Kitaplardan sadece bilgi elde edilirken, şahıslardan hem bilgi hem de kişilik elde edilir.
Bunun içindir ki, kardeşliklerin oluşturduğu gönüldaş, dost meclisinde bulunmak, sohbet etmek, ciltler dolusu kitap okumaktan daha faydalı görülmüştür.
Rasûlullah Efendimiz’e;
“–Sohbet edeceğimiz insanların en hayırlıları kimlerdir?” diye soruldu.
Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“–Yüzüne baktığınızda size Allâh’ı hatırlatanlar,
-Konuştuklarında ilminizi artıranlar ve amelleri âhireti hatırlatanlardır.”
Bu vasıfta insanları bulmanın ne kadar zor olduğunu da şu hadisten öğrenmekteyiz:
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, üç şeyden daha kıymetli bir şey olmayacak:
-Helâl kazanç…
-Kendisiyle ünsiyet edilecek bir dost ve takip edilecek yol.”
Günümüz dünyasında helâl rızık elde etmek gibi dost bulmak da zorlaşmıştır.
Çoğu zaman;
“Bir dost bulamadım gün akşam oldu” türküsünü terennüm etmek zorunda kalıyoruz.
Bir türküde diyor ya;
“Geçen gün ömürdendir” diye.
Hani…Türk Sanat Müziğinde Rast Makamı’nda güzel bir şarkı sözünde;
“Yaklaşıyor gün be gün ömrümüz son mevsime,
Kimi şen bu âlemde, kimi çekmede çile,
Elvedâ diyeceğiz sonunda bile bile,
Kimi şen bu âlemde, kimi çekmede çile.”
Çile çekmeyen, dünyaya muhabbet ve rağbet edenler bizim yusuf yüzlü, yunus sözlü ülküdaşlarımızı anlayamazlar...
Bizi ancak Allah’a, vatana, millete aşık olanlar anlayabilir..
Kitaplardan sadece bilgi elde edilirken, şahıslardan hem bilgi hem de kişilik elde edilir.
Bunun içindir ki, kardeşliklerin oluşturduğu gönüldaş,dost meclisinde bulunmak, sohbet etmek, ciltler dolusu kitap okumaktan daha faydalı görülmüştür.
İnsanın yetişmesi ve olgunlaşması açısından sohbet ne kadar önemli ise sohbetin iyi insanlarla olması da o kadar önemlidir.
Günümüz dünyasında helâl rızık elde etmek gibi dost bulmak da zorlaşmıştır.
Hayatta dünyanın merkezinde olmak önemli değil… Bizi seven insanların kalbinin merkezinde olmak önemlidir.
Zaman gençliği, gücü ve kuvveti alıp götürür. Mevki, makam zaten emanettir. Her an gidebilir.
Ölüm ise insanı malından ve servetinden ayırır. İnsanlar ebedi yolculuğa ancak bir kefenle yola çıkar.
Alim bir kişiye “Dostlukları devam ettirilecek insanlar kimlerdir?” diye sorulunca şu cevabı vermiştir:
“–Dîni bütün ve aklı kâmil olanlardır.
Bu özelliklere sahip olanlar;
-Sana yakın olmayı menfaatine alet etmez,
-Senden uzaklarda olsa seni unutmaz,
-Ona yaklaştığında sana yakın olur, uzakta olduğunda seni görüp gözetir,
-Kendisinden yardım istediğinde yardımına koşar,
-Muhtaç olduğunda ise yardım eder ve fiilî yardımı sözle yardımından daha çok olur.”
“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” atasözü, iyi insanlarla beraber olmanın önemini vurguladığı gibi zararlı insanlarla hem dem olup sohbet etmenin tehlikelerine de işaret etmektedir.
Hazret-i Peygamber Efendimiz de hadislerinde;
“Kişi, arkadaşının dîni üzeredir.
O hâlde sizden biri kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.” buyurmuştur.
Hazret-i Ömer (R.A) dost bulmanın ne kadar önemli ve ne kadar zor olduğuna şu sözü ile işaret etmiştir:
“Sizden birine kardeşi tarafından dostluk eli uzatılırsa ona sağlamca tutunsun, çünkü her zaman bu dost elini bulamaz.”
Diğer bir sözünde ise şöyle der:
“Dostların birbirleriyle karşılaşmaları:
-Zihinler için cilâ…
-Kalp için şifadır.”
Yûnus Emre ise dertsizlerin, gamsızların, nâdanların vefasızların sohbet meclislerine alınmaması gerektiğini dile getirir ve şöyle der:
“Erenlerin sohbeti artırır mârifeti,
Bî-dertleri sohbetten her dem süresim gelir.”
Aslında insanın dünyalık adına sahip olduğu en kıymetli şeyi gönüldaşları, dostlarıdır.
Dost edinme hususunda gayreti olmayan insan en zavallı insandır.

-Erzurum’un İspir ilçesinden Tarih Hocası İbrahim KALIN Başkanımız gibi güzel insanın dilide güzeldir.
-Işık olma yolunda ışık saçar etrafına.
-Kainatın sadece bir zerresi olduğuna idrak etmiş tevazu sahibi gönüller rahmete, nimetlere şükreder.
-Dava arkadaşlarına gönüldaşlarına yol gösterirler.
Dervişe sormuşlar;
-Huzur ve mutluluk nedir.?
Derviş demiş ki;
-İnandığım yolda inandığım kişiyle yürümek.
KATLANDIĞIMIZ DEĞİL,
RAZI OLDUĞUMUZ İNSANLAR
DOSTLARIMIZDIR.
“-Önce refîk, sonra tarîk”
(Önce yoldaş, sonra yol) denilerek, yola çıkacağımız insanları dikkatli ve rikkatli seçmemiz tembihlenir.
Canlar…
İlk olarak şunu söyleyelim:
“-İNSANI, YOL DEĞİL…YOL ARKADAŞLARI YORAR.”
Size güven vermeyen kişilere güvenerek yola çıkmayın, inandıklarınızla yola çıkın.
Yola çıkacağımız insanları yüzde yüz isabetle seçme şansımız ise maalesef yoktur…
Çünkü bu seçimi veya elemeyi, esas itibariyle yapacak olan bizler değilizdir;
-Yoldur, yolculuktur,
-Yanımızdakinin dostumuz olup olmadığı, yolculuk esnasında ortaya çıkar.
Özellikle siyasette ve ticarette, bu yürüyüşlerin büyük bir kısmı hüsranla sonuçlanır.
Tanıdığımızı sandığımız insanları tanıyamamış olmanın üzüntüsü ve şaşkınlığı, bizi yolculuktan daha fazla yorar.
Tam da burada şunu sormalı:
-Kırk yıl birlikte olmuş olsak bile, bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?
-Rakamlar maddiyatı,
-Harfler ise maneviyatı temsil eder…
Dolayısıyla, rakamlar (ve hesaplar) üzerinden sahici bir dostluk oluşmaz, sadece ortaklık kurulur.
Taraflar, ancak bir harfin (anlamın) ucundan tutarlarsa, dost olabilir veya kalabilirler.
Rakam ile harfi toplamaya kalkışırsanız eğer, bu işlem, sizi Nurettin Topçu’nun şu sözüne götürür:
“-Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister."
Asıl marifet, bahar aylarında veya yaz mevsiminde değil, kışın açabilmektir.
Yani iyi gün dostu olmak kolaydır, en mühimi, kötü gün dostu olabilmektir.
Dostlukta kıdem esastır…
Toparlayalım, dünyevi şeyler için “kırk yıllık dostların” birbirini yok saydığı günlerden geçiyoruz.
Hz. Ali (r.a) buyuruyor ki;
“-Hızlı yükselenlere imreniliyor.
-Oysa en hızlı yükselenler toz, duman, saman ve tüydür.
Hesap yapmaktan iş yapmaya veya dostluk kurmaya vakit bulamayanların sayısı da her geçen gün artıyor.
Bazı dost bildiklerimiz ise kırıcı, kıyıcı ve ifşa edici. Oysa dostluk, açmayı değil, kapatmayı gerektirir.
Sözgelimi;
-Dostunun sırrını herkesten saklamak, ayıplarını örtmek,
-Sözüne müdahale etmemek,
-İyiliğini istemek, onun hüznüyle mahzun olmak.
Bütün bunlar, “dostluğun edepleri” arasındadır.
Çünkü dostluk ve kardeşlik, öldükten sonra da devam eden kıymetlerimizden biridir. “AHİRET KARDEŞLİĞİ” diye boşuna denilmiyor.
Sabahtan akşama “BEN(!)” diyerek etrafındaki varlığı titreten beşer kendini kainatta güneş yerine koyarda fark etmez dünyanın onun çevresinde dönmediğini feleğin tokadını yemeden.
Hayat insana, kendi yüzlerini ve insanların binlerce yüzünü gösteriyor!
Yol arkadaşlarınız, dostlarınız, kardeş belledikleriniz ve sevdiklerinizle yaşayıp gidiyorsunuz.
Ama bir zaman oluyor ki, onlarla taban tabana ters düşüyor, doğrularınız ve hak uğruna dilsiz şeytan olmak istemiyorsunuz!
Sözleriniz, başka yüzlerini çıkarıyor ortaya adam bellediklerinizin!
Öyle bir an geliyor ki işte bu deyimi sarfetmek zorunda kalıyorsunuz:
SIDKIM SIYRILDI!
Sıdk bir kez sıyrıldı mı, yerine dönemiyor bir daha!
Kim, fasulyenin sıyrılan kılçığını yerine yapıştırabilmiştir ki bu güne kadar!
En iyisi, sıdkımızın sıyrıldıklarından uzakta durmak ve de sıdk ile bağlanacağımız dostlar edinmek!
KİBİR…Kendini beğenme ve
bir nevi hastalık belirtisidir.
Bu ya aşağılık duygusu denilen bir saplantının değişik bir biçimde tezahürü veya cehaletin, aldanmanın bir sonucudur.
KİBİR…Kabalığın, hamlığın, yetişmemişliğin, hayalperestliğin tezahürüdür.
Sevgili Musa EROĞLU Usta ne de güzel der;
“Havalanma, deli gönül
Uzun sürmez, yorulursun
Eser de bir çelimsiz yel
Dalga dalga savrulursun”
“BİR ZAMANLAR”… Adam sandığımız ağabeylere (!) deriz ki;
-Attığınız taş ürküttüğünüz kuşa değdi mi?!
-Bir köşede, küçük bir vakıf odasında otursaydınız, gelen giden gençlere çay ikram edip hatıralarınızı, Dokuz ışığı ve Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’sini anlatsaydınız ve…
-Herkesin “abisi” olsaydınız daha şık ve daha doğru, faydalı, itibarlı olmaz mıydı?!
OYSA Kİ;
-BİR DURUŞU OLMALI İNSANIN,
-BİR BAKIŞI, BİR ANLAYIŞI,
-BİR AŞKI, BİR DAVASI OLMALI.
Kimler geldi kimler geçti bu kutlu ocaktan…
Allah ölenlere rahmet eylesin, kalanlara da “yalnızlığa” katlanma gücü versin.
Ortak yönleri;
-Her biri kendisini dünyanın merkezi görmüş,
-Bütün yükün tek taşıyıcısı saymış,
-…Ve bir noktadan sonra “yalnız kurt” olmuş ve sonra kaçınılmaz kader:
“YALNIZLIK!”
Herkese kendi yalnızlığı hayırlı olsun…
Arkadan gelenlere demem o ki;
-Siz bu yolu seçmeyin. İki akıl bir akıldan üstündür.
-İşlerinizi istişare/danışarak yürütün. Ortak akılla yürümek en doğru yoldur.
-Detaylarda tartışıp egolarınıza uyarak narsist yalnızlaşmak yerine tevazuya sığınıp hayatı birlikte omuzlayın.
Ancak hiç de öyle yapılmıyor. Daha ilk kelamında dava cehaleti ortaya çıkan, ezberlediği cümleleri yüksek ses tonuyla söylemeyi marifet sanan,hak hukuk bilmez, tarih okumaz , ilmihalden ve gıybetten habersiz, dava, düstur bilmez zübüklerin hal ve hareketlerini Ankara’da daha üniversite yıllarımda tasvip etmezdim.
Rahmetli Başbuğumuz ne de güzel söylemiş… ”Ülkücülük... Bir gönül işidir… Gönül verenlerle hizmet edilir.”
Ülküdaşlarımıza karşı bitmeyecek bir vefamız, eksilmeyecek bir muhabbetimiz vardır.
Her vakit duamız odur ki;
hak etmeyeni sevdirme bize Yarabbi.
VAZGEÇENLER UNUTULUR…
Sevdiği kıza kavuşamadığı için çekip gitmek isteyen gence, Aksakallı Bilge sorar;
-Mecnun Leyla’sından vazgeçti mi?
-Hayır.
-Kerem ateşten kaçtı mı?
-Hayır.
-Ferhat dağları delmekten korktu mu?
-Hayır.
-Ya Gavurdağlı Ahmet?
Bir süre susup düşündükten sonra genç;
-O'nu hiç duymadım ki efendim, deyince…
Gençlerin AYNA da göremediklerini KERPİÇ duvar da gören Aksakallı Bilge:
-Tabi duymazsın…Çünkü O VAZGEÇTİ!
-UNUTMA…VAZGEÇENLER DEĞİL, MÜCADELE VERENLER TARİHE GEÇERLER.
Yılların tecrübesi ile deriz ki;
-İŞTE MARİFET BURADA…
“Sevmek ve vazgeçmemek” hususunda rahmetli Aşık Veysel ne de güzel der:
“Aşıklara gurbet bülbüle firkat
Derdimi sorarsan dürülü kat kat
Ey gönül derdinden etme şikâyet
Yüce dağlar gurur duyar karından”
-Eğer sen yüce dağ isen üstündeki kardan, etrafındaki fırtınadan, başındaki sert rüzgârlardan gurur duy. Bunlardan dolayı üzülme, mahzun olma. Yüce dağın tabiatı, başının karlı olmasıdır.
-Yüce dağ olmaya talipsen başının karlı, yolunun fırtınalı olmasına da razı olacaksın. "Benim yüce dağla işim olmaz, ben şurada bir küçük tepe olayım." diyebilirsin. Bunda kötülenecek, ayıplanacak bir şey yok.
-Ama sen "Bir yüce dağ olayım." diyorsan o zaman bulunduğun yerin kar, boran, fırtına, soğuk olmasına da hazırlıklı olacaksın.
-Bizim Yusuf yüzlü, Yunus sözlü gönül ehli derviş…Gönlünü bir yüce dağ yapmış ve sonra o yüce gönlüyle bütün Anadolu'yu, bütün insanlığı kucaklamış.
Dediğimiz gibi Canlar…İşte marifet burada…
Her seher vaktinde duamız odur ki; Hak etmeyeni sevdirme bize Yarabbi.
Bakın...Niyazî-i Mısrî kimlerle anlaşabileceğimizi çok güzel ifade etmiş;
“-Dünyaya muhabbet ve rağbet edenler bizi anlayamazlar...
-Bizi ancak Allah’a aşık olanlar anlayabilir”
-Yavuz Sultan Selim’in Hasan CAN gibi sevimli sırdaşı varken, rüşvetçi CİNCİ Hocaları,
-Bir zamanlar medrese’de iki arkadaş olan ve “devlete nizam veren” NİZAM-I MÜLK varken Alamutlu HASAN SABBAH’I,
-İki Ömer’den biri olan adaletli kişilik Hz.ÖMER BİN HATTAB varken, cahil bir insan olan EBU CEHİL’i (Ömer bin Hişam),
-Aziz Devletinin ve Asil Milletinin hizmetkarı DEVLET BEY varken, gezmediği parti kalmayan “çapsızları-soykaları” bize sevdirmediğin için sana ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAH’IM.
Bizim Ülküdaşlarımız…Türkiyenin geleceğinde tam ve kesin söz sahibi olacaklardır İnşallah…Zira “KADER GAYRETE AŞIKTIR”
-BOŞUNA MI ÇEKİLDİ BUNCA ÇİLELER ?!
BUGÜN CUMA… Cuma’nın hayrı, bereketi, sağlık ve mutluluğu ülkemizin, milletimizin, bütün Türk-İslam Âlemininin üzerine olsun inşallah…
HAYIRLI CUMALAR.
Meram Bağları’ndan;
SEVGİLER🌹🇹🇷🌹
6 Mart 2026
Taş Medreseli Tarih Öğretmeni:
Ali KUZENCİK
