Dr.Oğuz POYRAZOĞLU / AKIL PENCEREMDEN


Göç, Mekân ve Kimlik

Göç, Mekân ve Kimlik: Şehirler Nasıl Dönüşür, Toplum Nasıl Denge Kurar? Göç sadece nüfus hareketi değildir; şehirde mekânı, mekân üzerinden kimliği ve ilişkileri yeniden kurar.


Akıl Penceremden: Türkiye’yi Birlikte Düşünmek

Göç, Mekân ve Kimlik: Şehirler Nasıl Dönüşür, Toplum Nasıl Denge Kurar?
Göç sadece nüfus hareketi değildir; şehirde mekânı, mekân üzerinden kimliği ve ilişkileri yeniden kurar.

Kısa hatırlatma
Pazartesi yazısında şehirleri sosyal adalet üzerinden okuduk: barınma, ulaşım, kamusal alan… Bugün aynı fotoğrafın “hareketli” boyutuna bakıyoruz: göç.

Göç, şehirde neyi değiştirir?

Göç, şehirde üç şeyi aynı anda değiştirir:

1) Mekânın kullanımı

Yeni gelen nüfus, konut talebini artırır; kiralar, yoğunluk, ulaşım baskısı artabilir. Bu baskı, “şehir adaleti” tartışmasını daha görünür hale getirir.

2) Sosyal temas ve kültürel alışkanlıklar

Mahalle hayatı, esnaf ilişkileri, okul-veli dinamiği, gündelik dil… Göç, temasın biçimini değiştirir. Temas artarsa yakınlık üretir; temas zayıf kalırsa mesafe büyür.

3) Kimlik algısı

Kimlik, çoğu zaman mekânda görünür olur. Mekân değiştiğinde kimlik tartışmaları sertleşebilir. Bu yüzden göç yönetimi, aynı zamanda “birlikte yaşama yönetimi”dir.

Türkiye’nin göç gerçeği: iç göç + uluslararası göç

Türkiye’de göç iki kanaldan ilerliyor:
İç göç: TÜİK’in “İç Göç İstatistikleri, 2024” duyurusu, iller arası göç eden nüfusun büyüklüğünü ve hareketliliğin devam ettiğini gösteriyor. 

Uluslararası göç: TÜİK’in “Uluslararası Göç İstatistikleri, 2024” bülteni, 2024’te Türkiye’ye gelen göçmen sayısını ve eğilimi paylaşıyor. 

Bu iki kanal birlikte düşünüldüğünde, şehirler “nüfus” değil, akış yönetiyor demektir. Akış yönetimi ise plan, kapasite ve iletişim ister.

Göç tartışmasında en büyük risk: meseleyi “etiketlere” sıkıştırmak

Göç, toplumda duyguyu hızla yükselten bir başlık. Bu nedenle iki kolaycılık çok tehlikeli:

Her sorunu göçe bağlamak

Göçü konuşmayı “yasak” gibi görmek
İkisi de doğru değil. Gerçekçi tutum şudur: Göçün getirdiği baskıları da göçmenlerin insan onurunu da aynı anda gözeten bir dil kurmak. Bu, şehirde gerilimi azaltır.

Mekân politikası: entegrasyonun sessiz anahtarı

Göç tartışmasının kilidi çoğu zaman mekândır:

Konut yoğunluğu nerede artıyor?Okulların yükü nerede yükseliyor?

Ulaşım hangi hatlarda sıkışıyor?
Kamusal alan yetersizliği nerede toplumsal gerilim üretiyor?
UN-Habitat’ın kamusal alan yaklaşımı, şehirde ortak alanların “erişilebilir ve herkes için” olması gerektiğini vurgular. 

Bu, göçle birlikte daha da kritikleşir: Ortak alan yoksa, ortak hayat da zayıflar.

Sonuç: Göç yönetimi, şehir yönetimidir
Göç “sadece güvenlik” ya da “sadece ekonomi” değildir. Göç, şehirde okula, barınmaya, sağlığa, kamusal alana ve birlikte yaşama kültürüne dokunur. Bu yüzden çözüm, sadece sert veya sadece yumuşak dil değil; planlı kapasite yönetimi ve dengeli iletişimdir.

Cuma yazısında, haftanın üçüncü parçasında büyük soruyu soracağız: Yaşanabilir şehir mümkün mü? Eğer mümkünse hangi şartlarla; değilse neden? Ve Türkiye şehirleri için uygulanabilir bir “yaşanabilirlik” çerçevesi nasıl kurulabilir?

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden – Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
opoyrazoglu@gazi.edu.tr

#göç #içgöçistatistikleri2024 #uluslararasıgöç2024 #mekânvekimlik #şehiryönetimi #toplumsaluyum #kamusalalan

YAZARLAR