Dr.Oğuz POYRAZOĞLU / AKIL PENCEREMDEN


İkinci Çeyreğin Eşiğinde: Devlet Aklı, İç Cephe ve Küresel Hukukun Aşınması

Büyük hedefler, büyük söylemlerle başlar; kararlı bir devlet aklıyla hayata geçer.


Yeni bir yıla girerken yapılan her siyasi değerlendirme kıymetli değildir. Kıymetli olan, yalnızca bugünü anlatan değil; yarını okuyan, hatta yarın için bir devlet refleksi inşa eden metinlerdir. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 21’inci yüzyılın “ikinci çeyreği” vurgusuyla yaptığı ilk grup toplantısı konuşması, bu açıdan sıradan bir siyasi konuşma değil; çok boyutlu bir stratejik çerçeve olarak okunmalıdır.

Konuşma; iç siyaset, ekonomi, güvenlik ve dış politika başlıklarını birbirinden kopuk alanlar olarak değil, aynı devlet aklının tamamlayıcı parçaları olarak ele almaktadır. Bu yönüyle metin, yalnızca bir siyasi duruş beyanı değil; küresel hukukun aşındığı, güç siyasetinin sertleştiği bir dönemde Türkiye’nin nasıl ayakta kalması gerektiğine dair kapsamlı bir yol haritasıdır.

Takvim ilerliyor olabilir; fakat asıl mesele, devletlerin reflekslerinin bu yeni döneme ne ölçüde hazır olduğudur.

İç Cephe: Güvenliğin Görünmeyen Ama Belirleyici Alanı

Konuşmanın omurgasını oluşturan kavramlardan biri açık biçimde “iç cephe”dir. Bahçeli, dış tehditleri ve küresel krizleri anlatırken sürekli olarak içerideki dayanıklılığa dönmekte; güvenliği yalnızca sınır hattında değil, kurumsal ve toplumsal bağışıklık düzeyinde tanımlamaktadır.

Bu yaklaşım, modern güvenlik anlayışıyla birebir örtüşmektedir. Günümüzde devletler, cepheden değil; içeriden zayıflatılmaktadır. Sızma, devşirme ve kurumsal çözülme, askeri tehditlerden çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir.

“Direk teslimiyet olmadan, devlet ricalinde, askeri ve güvenlik bürokrasisinde, siyasi ve stratejik makamlarda devşirilmiş insanlar bulunmadan, bir ülkenin devlet başkanını gece yarısı yatağından almak hiç kimsenin yapabileceği bir şey değildir.”

Bu cümle, konuşmanın stratejik merkezidir. Burada anlatılan yalnızca bir dış örnek değildir; iç zaafların dış müdahaleyi mümkün kıldığı gerçeğidir. Devlet kapasitesi, silah gücünden önce kurumların sadakati ve liyakatiyle ölçülmektedir.

Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefi, salt bir güvenlik politikası değil; iç cephenin tahkimi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve devlet refleksinin sağlamlaştırılması hedefidir.

İç cephe sağlam değilse, dış politika sürdürülebilir olmaz.

Ekonomi: Bağımsızlığın Sessiz Ama Vazgeçilmez Cephesi

Konuşmada ekonomi başlığı, rakamlarla değil; egemenlik ve bağımsızlık perspektifiyle ele alınmaktadır. “Bağımlılık katsayısını azaltmış milli ekonomi” ifadesi, günümüz jeopolitiğinde son derece gerçekçi bir yön tayinidir.

Artık ekonomik bağımlılık, yalnızca refah kaybı değil; siyasal karar alma alanının daralması anlamına gelmektedir. Enerji, finansman, teknoloji ve tedarik zincirleri üzerinden kurulan baskılar, devletlerin manevra kabiliyetini doğrudan sınırlamaktadır.

“Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış milli ekonomimizle; ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve milli bütünleşmeyi eşzamanlı hayata geçirmek mümkündür.”

Bu yaklaşım, süper güç iddiasının yalnız askeri ya da diplomatik değil; ekonomi-politik bir iddia olduğunu göstermektedir. Savunma sanayiinde atılan adımlar kadar, eğitim kalitesi, üretim gücü, hukuki öngörülebilirlik ve kurumsal kapasite de bu hedefin temelidir.

Bağımsızlık, artık yalnızca sınırları korumak değil; üretim gücünü ve karar iradesini koruyabilmektir.

Hukuk: Küresel Düzenin Aşınan Temeli

Konuşmanın en sert ve en dikkat çekici bölümlerinden biri, uluslararası hukuka dair yapılan değerlendirmelerdir. Birleşmiş Milletler’in etkisizleşmesi, insan haklarının araçsallaştırılması ve hukukun seçici uygulanması, küresel düzenin temelini sarsmaktadır.

“Uluslararası hukuk uzun senelerdir çöp tenekesinin dibindedir.”

Bu ifade, duygusal bir çıkıştan ziyade, mevcut sistemin fotoğrafını çeken bir teşhistir. Hukukun yerini gücün aldığı bir dünyada, normlar değil; çıkarlar belirleyici olmaktadır. Bu durum, yalnızca mazlum coğrafyaları değil; sistemin tamamını istikrarsızlığa sürüklemektedir.

Hukukun aşınması, devlet başkanlarının dokunulmazlığının tartışmaya açılması ve “zorla lider transferi” gibi uygulamalarla somutlaşmaktadır. Bu tablo, uluslararası sistemin artık öngörülebilir olmaktan çıktığını göstermektedir.

Hukuk aşındığında, yalnız adalet değil; barış ihtimali de zayıflar.

Dış Politika: Güç, Denge ve Diplomasi Üçgeni

Konuşmanın dış politika yaklaşımı, çatışmacı değil; dengeleyici ve caydırıcı bir çerçeve sunmaktadır. Türkiye ne edilgen bir izleyici ne de savrulan bir aktör

olarak konumlandırılmaktadır. Arabulucu, masaya toplayan ve denge üreten bir diplomasi anlayışı öne çıkarılmaktadır.

“Ön alan, öncü olan; dar seçeneklere sıkışmayan, devamlı seçenek üreten bir diplomatik vizyonla hareket etmek zorundayız.”

Bu vizyonun sürdürülebilirliği ise iki şarta bağlıdır: içeride istikrar, dışarıda caydırıcılık. Diplomasi, ancak bu iki unsur birlikte var olduğunda etkili olabilir.

Gazze bağlamında yapılan değerlendirmeler de bu çerçevede okunmalıdır. Sivil hayatın dokunulmazlığına yapılan vurgu, kimliklere değil; ilkelere dayalı bir duruşu işaret etmektedir.

Barış, taraf tutmaktan önce ilke tutmayı gerektirir.

Sonuç: Ufuk Yetmez, Yol da Sağlam Olmalı

Bu konuşma, yüksek hedeflerle yüksek tehdit algısını aynı çerçevede ele almaktadır. İstanbul’un fethinin 600’üncü yılına uzanan bu tarih, 2053 ufku, iç cephenin tahkimi, ekonomik bağımsızlık ve küresel hukuk eleştirisi birbirinden kopuk değil; aynı stratejik aklın parçalarıdır.

Türkiye, fırtınalı bir dünyada yalnızca güçlü olmak değil; güçlü kalmak zorundadır.

Ancak güçlü kalmanın yolu, yalnız büyük cümlelerden geçmez. Hukukla, kurumlarla, üretimle ve toplumsal güvenle örülmüş bir süreklilik gerektirir. Ufuk büyütmek yön verir; yolu sağlamlaştırmak ise o ufka ulaşmayı mümkün kılar.

Büyük hedefler, büyük söylemlerle başlar; kararlı bir devlet aklıyla hayata geçer.  

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden Köşe Yazarı

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr

YAZARLAR