Yıldıray ÇİÇEK / TÜRKGÜN'DEN


İlk taşı günahsız olanınız atsın...

Yanındaki yolsuzluk yapıyor, susuyorsun; kendinden olmayan biri yapınca yerden yere vuruyorsun. Yanındaki rüşvet alıyor, susuyorsun; başkası alınca kıyameti koparıyorsun.


Son dönemde Türkiye’de; yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, kumar, suç örgütleri, uyuşturucu kullanımı, alkolizm ve organize fuhuş gibi alanlarda sistemli ve ciddi bir artış yaşanmaktadır. Bu gidişat, sorumluluk duygusu taşıyan ve geleceğe dair kaygı duyan herkes için artık ertelenemez bir toplumsal mesele hâline gelmiştir.

Eğer bu çürümeye karşı ortak bir hassasiyet ve güçlü bir duruş sergilenmezse, yarın yeni nesillerin içinde büyüyeceği yapı; değerlerinden kopmuş, ahlaki zemini çökmüş ve suçla iç içe geçmiş bir toplumsal ağa dönüşecektir.

Bu meselede gördüğüm en hayati yanlış ise olaylara ve suçlara kişiye göre bakma alışkanlığıdır. Ne yazık ki bu çarpık bakış açısı; bireylerde olduğu kadar kurumlarda, siyasi partilerde, spor kulüplerinde, medyada, iktidarda ve muhalefette de kökleşmiş durumdadır.

Bu zihniyeti özetlemek için sıkça kullandığım, acı ama gerçekçi bir ironi vardır:

  • X kişi elma çaldı: Hırsız.
  • Başka bir X kişi elma çaldı: Hırsız değil.
  • Neden?
  • Çünkü o X, benim arkadaşım. Benim arkadaşımsa hırsız olmaz; olsa da hırsız denmez.

Etrafımızda olup bitenlere, yaşanan olaylara bir bakalım…
Hâkim olan yaklaşım çoğu zaman bu değil mi?

Bir başkasının zaafı ya da yanlışı söz konusu olduğunda arenada aslan kesilip yapanı parçalıyoruz; ancak mesele kendi çevremizden, bize yakın biri olunca bir anda “görmedim, duymadım, bilmiyorum” refleksine bürünmüyor muyuz?

Yanındaki yolsuzluk yapıyor, susuyorsun; kendinden olmayan biri yapınca yerden yere vuruyorsun.
Yanındaki rüşvet alıyor, susuyorsun; başkası alınca kıyameti koparıyorsun.
Yanındaki uyuşturucu kullanıyor, görmezden geliyorsun; başkası kullanınca infaz ediyorsun.
Yanındaki alkolizm ve organize fuhuş batağına saplanmış, susuyorsun; başkası aynı suça bulaşınca ahlâk bekçiliğine soyunuyorsun.
Yanındaki kara para aklıyor, suç örgütleriyle ve çetelerle her türlü menfaat ilişkisine giriyor, sessiz kalıyorsun; başkası yapınca hedef tahtasına koyuyorsun.
Yanındaki hücresel FETÖ yapılanmalarına susuyorsun; başkasının çevresindeki FETÖ’cüye ise öfke kusuyorsun.
Yanındaki, devletin imkânlarını ve siyasi nüfuzunu kullanarak iş takip ediyor, komisyonculuk yapıyor; başkası yaptığında ise birden ahlâk ve etik değerleri hatırlıyorsun.

Bütün bu örnekler ortadayken, Hz. İsa’nın “İlk taşı günahsız olanınız atsın” sözündeki gibi, gerçekten taş atabilecek biri var mı?

Sen, ben, o…
Biz, siz, onlar…
Kim varsa buyursun, atsın.
Taş herkesin elinde kalır, değil mi?

“Benden olursa ne yaparsa yapsın mesele değil; başkası yaparsa linç et” anlayışı, ne yazık ki siyasi parti yandaşlığında da ideolojik aidiyetlerde, medyada ve birçok kurumda açıkça yaşanmaktadır. Aynı zihniyeti bireysel ilişkilerde de görmek mümkündür; menfaat söz konusu olduğunda ilke, ahlâk ve vicdan kolaylıkla askıya alınabilmektedir.

Bu çifte standardın en net sergilendiği alan ise sosyal medyadır. Suç aynı olmasına rağmen, kişiye göre suç muamelesi yapılmakta; tepkiler ve yargılar tamamen değişmektedir.

Hepimizin hatırladığı bir olay var. İktidar bünyesindeki bir danışmanın, bir aracın içinde uyuşturucu kullandığına dair görüntüler ortaya çıkmıştı. CHP’nin başını çektiği muhalefet medyası, aylarca bu olay üzerinden iktidarı yıpratmak için neler yazdı, ne yorumlar yaptı. Danışmanın şu yetkiliyle, bu yetkiliyle fotoğrafları var diye günlerce “Pudra Şekeri” geyikleriyle albümler yayımladılar.

Gün geldi, Ankara Büyükşehir Belediyesinde şef olarak çalışan bir kişinin, İstanbul’dan Ankara’ya uyuşturucu sevkiyatı yaparken yakalandığı ortaya çıktı. Üzerinde “Ankara Büyükşehir Belediyesi Kriz Yönetim Merkezi GÖREVLİ” ibareli görev kartı bulunan bir araçta, uyuşturucuyla birlikte yakalanmıştı. O kişinin Mansur Yavaş ve Meral Akşener’le çekilmiş fotoğrafları da daha sonra ortaya çıktı.

Söz konusu iktidar olunca seferberlik başlatanlar, kendi bünyelerinde yaşananlar karşısında sus pus olmuşlardı. CHP içinde daha sonra buna benzer birçok örnek daha yaşanmıştı.

Demeye çalıştığım şudur: Özellikle saydığım konu başlıkları, herkes için kırmızı çizgi olmalıdır. Yapan kişinin kim olduğuna göre davranışlarımızı ve verilecek cezaları değiştirmemeliyiz. “Bana yakınsa görme, bana uzaksa cezalandır” mantığı vicdanlı ve adaletli bir yaklaşım değildir.

Yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, suç örgütleri, uyuşturucu kullanımı, alkolizm ve organize fuhuş gibi olaylar karşısında, işine geldiği gibi davranan herkes bu toplumun çürümesinin sorumluları arasında yer almaktadır.

Temiz bir Türkiye’yi bırakacak olanlar, bugünün yöneticileridir. Eğitimde, ahlakta, adalette, sağlıkta, hukukta ve ekonomide güçlü bir yaşam kalitesi oluşturarak gelecek nesilleri korumalıdırlar. Aksi takdirde gidişat, açıkça tehlike sinyalleri vermektedir.

YAZARLAR