Yüce Allah insanları milletler/şubeler halinde yaratmıştır. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de insanların milletler (1) halinde yaratılışı ve yaratılışındaki hikmetler şöyle dile getirilir.:
"Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık ve bir birinizle tanışasınız (bilişesiniz, iyi ilişkiler kurasınız, iyi işlerde bir birinizle yarışasınız) diye şubelere (milletlere, budunlara) ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah katında en şerefli olanınız takvada en ileri olanınızdır. (Hucurat 49/13)
"O gökleri, o yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirine uymaması da O'nun (Yani Allah'ın) ayetlerindendir. (Varlığını, gücünü, kudretini gösteren delillerindendir.) Hakikat bunlarda düşünen insanlar için elbette ibretler vardır." (Rum 30/22)
"…ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne). (Maide 5/ 48)
“Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet (2) yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. (Maide 5/ 48. ayet); "Ve lev şâallâhu le cealehum ummeten vâhıdeten: Eğer Allah dileseydi, onları mutlaka tek bir ümmet kılardı. " (Şura, 42/8, Nahl, 16/93)
Kur'an'ı kerimdeki bu ayetlerde de görüldüğü gibi Allah insanları çeşitli şubeler, ümmetler, milletler halinde yaratmış, her birine ayrı dil, kültür ve özellikler vermiştir. İnsanların bu şekilde farklı milletler halinde yaratılmış olması Hucurat suresi 13. Rum suresi 22. ve Maide suresi 48. ayette de belirtildiği gibi hayırlı işlerde, medeniyetin oluşmasında, bilimde, teknikte ve Allah'ın dinine hizmette yarışmak ve imtihan olmak içindir. İşte milliyetçilik duygu ve düşüncesi bu yarışta önde olmak ve millet olma bilincinden doğmuştur. Ayetlerde geçen hayırlı işlerde yarışma ve Allah’a ve Allah’ın dinine hizmet etme düşüncesi Türk Tarihinde İ’la-yı Kelimetullah Ülküsü (Allah’ın adını yüceltme ve yayma) ülküsü olark tezahür etmiştir.
Bugün üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası milletler, medeniyetler ve devletler mezarlığıdır. Bu coğrafyada Etiler, Sümerler, Frigler, Lidyalılar, Bizans ve Roma gibi çeşitli milletler yaşamış, büyük devletler ve medeniyetler kurulmuştur. Bu milletlerin milli benliklerini yitirmeleri yok oluş sebeplerinin başında yer almıştır. Böyle bir tehdit ve tehlike Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti için de söz konusudur.
İslâm âlimleri bir milletin milli kültürünü ve istiklalini kaybetmesi Orta Kıyamet şeklinde anlatılırlar. Orta Kıyamet, Bir milletin, önce kültürünü ve milli kimliğini ardından da hürriyet ve istiklalini kaybederek, dünya haritasından silinmesidir
Bir millet sadece bağımsızlığını kaybetmekle tarih sahnesinden silinmez, aynı zamanda bir millet kendisine Allah tarafından verilen milli kimliğini, adını, dil ve kültürünü kaybederse tarih sahnesinden silinmiş olur. Gerek Kur'an'da gerekse hadisi şeriflerde Allah tarafından milletlere verilen özelliklere sahip çıkılması üzerinde önemle durulmuştur.
Nitekim Kur'an'da Rad suresinde bu duruma şöyle dikkat çekilir:
"…Muhakkak ki bir toplum özlerini (iç dünyalarını ve güzel ahlaklarını) değiştirip bozmadıkça, Allah da onların durumunu değiştirip bozmaz. Allah (emirlerinden yüz çeviren) bir kavme bir kötülük dileyince, artık onu geri çevirecek yoktur. Onlar için O'ndan başka bir velî (koruyup yardım eden) yoktur." (Rad 13/11)
"Bu (ceza)nın sebebi şudur: Bir topluluk, kendilerinde bulunan (güzel ahlâk)ı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği bir nimeti/güzel bir durumu değiştirmez. Allah, şüphesiz hakkıyla işitendir, bilendir." (Enfal 8/ 53.)
Peygamber Efendimiz ""Bir millete benzemeye çalışan kimse, o milletten sayılır." (Ebu Dâvud, Libas; 4)
Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, toplumsal değişmenin ve çöküşün sebebi, milli benliğin yitirilmesi, inanç ve ahlâki değerlerin bozulmuş olmasıdır. Bu düşünce milli şairimiz M.Akif'in mısralarında şöyle anlatılır:
"Bilmez misin ki kat'î bir düsturdur bu Hak'ça / Bir kavmi bozmaz Allah, onlar bozulmadıkça" (M. Âkif Ersoy)
Islama göre bir milletin Allah tarafından kendisine verilen dil, örf, adet, kültür gibi özelliklere sahip çıkmayarak bunları bozması ve başka milletlere benzemeye çalışması Allah'a ve Allah'ın ayetlerine isyan etmek demektir. Bu anlamda milliyetçilik, milli benliğe, milleti oluşturan milli ve manevi değerlere sahip çıkma, bu değerleri yaşama, yaşatma ve bu coğrafyada sonsuza dek yaşama davasıdır.
Aynı zamanda millet olma ve milliyetçilik düşüncesi, namaz, zekât, hac vb. ibadetler gibi bir imtihan vesilesidir.
İslam dini, bir milleti İslamlaştırırken onun, milli kimliğini, töresini, geleneklerini, örf ve adetlerini inkâr etmez; sadece bunların içinde yer alan küfrü, yani İslam’a uygun olmayan şeyleri ayıklar. Ayrıca İslam dini, Kur’an ve sünnete aykırı olmamak şartıyla örfe yani töreye uymayı emreder. İslam’da şeri’i deliller “Edille-i Şer’iyye” olarak bilinen Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet ve Kıyas’tan sonra beşinci muteber kaynak Örf ve âdet yani töredir.
Yüce kitabımız örfü kaynak olarak benimsemiş olup örfe uymayı emreder: “Huzil affe ve’mur bil ma’rûfi … (Resûlüm!) Affetme yolunu tut, örfü emret ve cahillerden yüz çevir (kendini bilmezlerin söz ve hareketlerine karşılık verme).” (Araf 7/199, ayrıca bak: Ali imran 3/110)
Eldeki tarihi bilgilere göre sahabe döneminde İslâm’dan önce geçerli olan birçok sosyal örf ve âdetleri devam ettirmekle kalmamış, bazı faydalı yabancı âdetleri de benimseyerek uygulamışlardır. İslam’daki şer’i hükümlerin ekserisinin kaynağı, bu örf ve adetler olmuştur. Osmanlı döneminde uygulanan ve adına Mecelle denen İslam hukukuna göre de “örf ile tayin, nass (ayet ve hadis ile) ile tayin gibidir.” (Mecelle Md. 45)
Türk tarihinde Töre, törü adı verilen ve herkesin uymak zorunda olduğu hukuki ve ahlâki kurallar bütünü olan töre, İslam dinindeki örfün karşılığıdır. Türk tarihinde devlet ve toplum hayatı töre esaslarına göre şekillenmiştir. Orhun Abidelerinden öğrendiğimize göre: İl (devlet) yıkılsa töre kalır. Töre sayesinde devlet yeniden kurulurdu. Töreye uymaya herkes mecburdu. Töre konuşunca hakan susar, zor kapıdan girerse töre bacadan çıkardı. Türk töresinin anayasa hükmünde dört değişmez ilkesi vardı. Bunlar sırasıyla Könilik (adalet), Uzluk (iyilik, faydalılık), Tüzlük (eşitlik) ve Kişilik (insanilik) ti. Türk milleti töre esaslarına bağlı kaldığı müddetçe tarihte büyük devlet ve medeniyetler kurmuş, töreden uzaklaştığı zamanlarda ise büyük sarsıntılar ve sıkıntılar yaşamıştır.
İslamiyet dîni tebliğ etmek, iyiliği emretmek, kötülüklerden sakındırmak, yardımlaşmak gibi dini görevlere de önce yakınlarımızdan başlamayı emretmektedir. Bu amaçla Sevgili Peygamberimize Şuara suresi 114. ayette "Ve enzir aşiretekel agrabine Önce en yakın akrabalarını uyar!" emri verilmiş, zekât, fitre ve sadaka gibi mâli ibadetleri yerine getirirken de önce akrabalarımızdan ve komşularımızdan başlanması emredilmiştir. "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder." (Nahl 16/ 90) Kur'an-ı Kerim’de ve hadisi şeriflerde akrabalarla yakın ilişki içerisinde olmak ve sıla-i rahim (akraba ziyareti ve akraba ile yakın ilişkide bulunmak) emir ve tavsiye edilmiştir. "Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının" (Nisâ 4/1) Peygamber Efendimiz: "Sıla-ı Rahim ömrü uzatır. "Akraba ile ilgi ve alakayı kesen kavim üzerine melaike inmez." buyurmuştur. Kurtubi tefsirinde "Sıla-ı Rahim vacip olduğu ve akraba ile alakayı kesmenin haram olduğu hususunda Ümmetin icmaı (görüş birliği) bulunduğunu nakledilmiştir.
İslam her şartta yakınlarımıza yardımı emreder. Enes bin Malik (r.a.)'dan Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et." dendi ki:
"Ey Allah'ın Rasulu, şu mazluma zaten yardım ediyoruz. Peki, zalim olunca nasıl yardım ederiz?" Buyurdu ki:
"Tutar ve zulümden alı korsun. İşte bu da senin ona yardımın olur."(Müslim İlim: 47, 16. Hadis) "Sizin en hayırlınız, günaha girmemek şartıyla milletinin, aşiretini müdafaa edeninizdir." (Ebu Davud, Edep; 113) İşte bu ayet ve hadisi şeriflere göre milliyetçilik, yakından uzağa ilkesi ile toplumsal yardımlaşma ve dayanışma ifadesinin hayata geçirilmesidir.
Yüce dinimiz, “Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir” hükmü ile ırkçılığı yasaklamış ve “Irkçılık yapan, ırkçılığa çağıran ve bölücülük yapan bizden değildir” buyurmuştur.
Bazı İslam alimleri milliyetçiliği müsbet milliyetçilik ve menfî milliyetçilik olarak ikiye ayırıp, İslam dininin, temeli ırkçılığa dayanan menfi milliyetçiliği yasakladığını belirtmektedirler. Aslında böyle bir ayrım gereksizdir. Çünkü Milliyetçiliğin menfisi olmaz. Çünkü milliyetçilik, ırkçılığa, bölücülüğe dayanan ve başka milletleri aşağılayan her türlü düşüncenin karşısındadır. Milliyetçilik duygusu bir toplumu birleştirip, bütünleştirirken, ırkçılık böler ve parçalar. Bu anlamda Milliyetçilik ve ırkçılık, ateşle su gibi birbirine zıt kavramlardır.
Özellikle Türk Milliyetçiliği bölücü değil, birleştiricidir. Irkçılığı şiddetle reddeder. Bir başka millete düşmanlık beslemez; barışçıdır.
Türk milletindeniz, İslam ümmetindeniz (Türkçülüğün Esasları, 73) diyen Ziya GÖKALP’e göre de millet ırki bir kavram değildir ve ırk esasına dayanmaz. Gökalp bu görüşlerini Türkçülüğün Esasları adlı eserinde şöyle dile getirir:
“Memleketimizde vaktiyle dedeleri Arnavutluk’tan yahut Arabistan’dan gelmiş milletdaşlarımız vardır. Bunlar Türk terbiyesiyle büyümüş ve Türk mefkûresine çalışmayı itiyat etmiş görürsek sair miletdaşlarımızdan hiç tefrik etmemeliyiz. Yalnız saadet zamanında değil, felâket zamanında da bizden ayrılmayanları nasıl milliyetimizden hariç telâkki edebiliriz. Hususiyle, bunlar arasında milletimize karşı büyük fedakârlıklar yapmış, Türklüğe büyük hizmetler ifa etmiş olanlar varsa, nasıl olur da bu fedakâr insanlara ‘SİZ TÜRK DEĞİLSİNİZ’ diyebiliriz. Filhakika, atlarda şecere aramak lâzımdır, çünkü bütün meziyetleri sevk-i tabiîye müstenit ve irsî olan hayvanlarda da ırkın büyük bir ehemmiyeti vardır. İnsanlarda ırkın içtimaî hasletlere hiçbir tesiri olmadığı için, şecere aramak doğru değildir. Bunun aksini meslek ittihaz edersek, memleketimizdeki münevverlerin ve mücahitlerin birçoğunu feda etmek iktiza edecektir. Bu hal câiz olmadığından ‘Türküm’ diyen her ferdi Türk tanımaktan, yalnız Türklüğü hıyaneti görülenler varsa, cezalandırmaktan başka çare yoktur” (Gökalp, Türkçülüğün Esasları,18-19).
Yeryüzünde hayırlı işlerde yarışmaları için yaratılmış olan milletler, Allah’ın varlığını gücünü ve kudretini gösteren ayetleridir. Bu ayetleri inkâr etmekle Kur’an-ı Kerim’deki ayetleri inkâr etmek arasında hiçbir fark yoktur.
Allah insanları hayırlı işlerde yarışsınlar, dünyayı imar etsinler diye farklı topluluklar şubeler, milletler halinde yaratmıştır, İşte Milliyetçilik bu yarışta var olma, milli kimliğe, millî ve manevî değerlere, töreye, örf ve adetlere sahip çıkma ve bu değerleri yaşama ve yaşatma ve bu topraklarda sonsuza kadar var olma davasıdır.
Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki millet ve milliyet gerçeğine geniş bir yer veren İslam dini; Milletleri imha etmek için değil ihyâ etmek için gelmiştir.
DİP NOTLAR:
1. Millet, Arapçada, din, şeriat, tutulan, gidilen yol anlamlarına gelirken, dilimize anlam kaymasına uğrayarak eski Türkçedeki “budun, Türk Budunu” kavramının karşılığı olarak kullanılmaktadır. Aslında Türkçede kullandığımız mana ile millet ve budun kavramının Arapça tam karşılğı Hucurat suresi 13. Âyette geçen “Şuub” kelimesidir. “Ve cealnâküm şuuben ve gabaile: Biz sizi şubeler ve kabileler halinde yarattık.”
2. Ümmet: Ümmet, insan topluluğu, bir peygamberin tebliğ ettiği dine inanan veya o dine muhatap olanların meydana getirdiği topluluk anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de insan topluluklarının yanında hayvan ve Cin toplulukları (Enam 6/38; Araf, 7/38)için de kullanılmıştır. Biz Türk milletinden olmakla beraber aynı zamanda Müslümanız ve Hz. Muhammed’in ümmetiyiz.
