CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yakın zamanda bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı duyanlar olarak hayretler içinde kaldık, kulaklarımıza inanamadık.
Ülke genelindeki sorunlara yine sırt döndüğünü gözlemlediğimiz Kılıçdaroğlu; bir de herkesin hep bir ağızdan terör örgütü diye nitelendirdiği HDPKK için güzellemeler yaptı; Demirtaş’ı da suçsuz bir kader mahkumu gibi göstererek sinir uçlarımıza dokundu.
Önce adaletten dem vurdu; sanki adalet kendi çıkarları doğrultusunda işlemeyince ‘sapıyormuş’ gibi bir hava yarattı her zamanki gibi; çünkü onların adaleti hukuk kitaplarında yazanın ötesindeydi, hukuk üstünlüğüne bile tahammülü olmayanların hezeyanlı serzenişlerine şahit olduk.
“Siyasi partilerin kapatılmaması lazım, 'Talimatı verdim, istediğim zaman kapatırım' demek demokrasi değildir.” dedi. Bunu söylerken tüm şehitlerin kanını eline bulaştırmış olan HDP’yi değil de; sanki sıradan, suçsuz ve günahsız bir partiyi anlatıyormuş gibi yaptı.
Aynı anda 81 ilden yükselen acı feryatları, şehitleri ve onlarının yakınlarını, yakılıp yıkılan ve tarumar edilen onlarca ormanı vs görmezden gelerek masum bir partiye haksızlık yapılıyormuş gibi bir edaya büründü. Tüm ülkenin terör örgütü olduğunu bildiği ve mecliste görmeye tahammül edemediği HDPKK’yı, ‘Birkaç kişi istediği için kapatmaya çalışıyor.’ algısı yaratmaya çalıştı yine. Bir kez daha tüm memleketin istek, tutum ve beklentilerini bir kenara bırakıp; siyasi rant peşinde koştu.
“Anayasa Mahkemesi, birilerinin babalarının çiftliği değildir.” derken aslında babalarının çiftliği gibi kullandıklarını inkar etmekle kalmayıp; bir de iktidar bunu yapıyormuş gibi bir intiba bırakmayı elzem gördü.
“Bu bölgede yaşayan Kürt halkı vardır. Bu halkın anadil sorunu vardır. Anadilde eğitim hakkı olmalıdır diye düşünüyoruz” derken sanırım buranın Türkiye Cumhuriyeti olduğunu unuttu. Bu arzusunun aslında Anayasanın 66. maddesini; yani "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür." tanımını tanımadığını bir kez daha ayan beyan ifşa etmiş oldu. Bu ülkenin anadilinin Türkçe olduğu gerçeğini tanımadığını da yine bu ‘ayrıştırıcı’ açıklamaları ile dile getirmiş bulundu.
Bununla da kalmayan Kılıçdaroğlu çok daha ileriye gitti ve bebek katili PKK’nın siyasi kolu olan HDP’lileri savundu ve suçsuz olduklarını iddia etti.
“Selahattin Bey'in içeride tutulmasının temel nedeni şu, hiçbir suçu yok. Hiçbir günahı yok. Selahattin Demirtaş'ı da, Osman Kavala'yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de ne kadar haksızlığa uğramış düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız. Selahattin Demirtaş ile en fazla görüşen milletvekilleri de CHP'li vekillerdir. Onu da bilmenizi isterim" dedi.
Buna göre Kılıçdaroğlu ve şürekâsının nazarında tüm terör karşıtları ve teröre lanet edenler haksız; teröristler haklı; PKK’lı, DHKP-C’li, FETÖ’cü vs. kim varsa günahsız; onların yargılanmasını isteyen bizler günahkâr; Eli kanlı teröristler aslında sadece ‘düşünce mahkumu’ bizler ise onlara zulmedenler mi oluyoruz?
Türk Milleti’nin ve devletini seven tüm vatandaşların bu sözleri kaldırması, bu ifadeleri yutkunması, bu fikri onaylaması mümkün değildir. Kılıçdaroğlu bahsettiği o ‘Demirtaş ile en fazla görüşen CHP’li vekilleri’ derhal şehit anaları ve çocuklarıyla yüzleştirmeli; kendisi de o dilinden düşürmediği ‘Helalleşme’ mevzuuna şehitlerimizin aileleri ile başlamalıdır, teröristlerle ve onların sırtını sıvazlayanlarla değil!


