-SELANİK VE MAKEDON MUHACİRLERİNE “SABETAYİST”
DİYEN VE KOYNUNDA HAÇINI SAKLAYAN ‘KILIÇ ARTIKLARI’NA
DERİZ Kİ:
-KEŞKE BİZİM SEYHAN NEHRİ KENARINDA Kİ SELANİK VE ÜSKÜP MUHACİRLERİ KADAR TÜRK VE MÜSLÜMAN OLSAYDINIZ.!

Doğup büyüdüğüm Seyhan Nehri kenarında Yavuzlar Mahallesine bitişik Köprüköyü Mahallesinde, Balkanlar'dan göç edenlerin yaşadığı mahallede 1930'da yapılan Köprüköyü Camisi (Yeşil Cami) dış duvar ve minaresini kaplayan şirin mi şirin sarmaşıkla dikkati çekiyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde Balkanlar'dan Anadolu'ya göç eden muhacirlerin yerleştirildiği merkez Yüreğir ilçesi Köprüköyü Mahallesi'nde, dönemin önde gelen iş adamlarından Bosnalı Salih Efendi öncülüğünde yapımına başlanan Köprüköyü Camii 1930'da ibadete açılmış.
Yeşil Cami’in çevresi, zamanla vatandaşların katkısıyla düzenlendi. Bahçesine ekilen sarmaşık, cami duvarlarını ve minareyi kapladı.
Minaresi ,”çam ağacını” andıran cami, bu özelliğiyle halk arasında "yeşil cami" olarak anılıyor.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında “mübadeleyle” gelen göçmenlerle o dönem köy olan mahallenin nüfusu artınca bir cami yapılması ihtiyacı ortaya çıkıyor.
O dönem öne çıkan iş adamı ki kendisi de Balkanlar'dan gelmiş olan BOSNALI SALİH EFENDİ, cami yapılmasına öncülük ediyor ve inşaata başlanıyor.
Salih Efendi, caminin ahşap ve
kerestesini karşılarken, inşaattan
haberi olan Atatürk de çinko ve diğer
malzemelerin teminini sağlıyor.
Kendisi de Selanik doğumlu olan Atatürk, muhacirler ile arasındaki hemşehrilik duygusundan hareketle caminin yapılmasına destek vermiş.
Halk arasında "Yeşil Minareli Cami" veya "Yeşil Cami" olarak anılıyor.
Sarmaşıklar kadar caminin bahçesindeki rengarenk çiçekler de yapıya ayrı güzellik katıyor...
Caminin etrafını saran sarmaşıklar doğal bir klima vazifesi görüyor. Camiye gelen cemaat avluda oturarak, yaptığı ibadetin manevi hazzını yeşillikler içerisinde yaşıyor.
Rahmetli babamla zaman zaman bu hazzı duymak için Cumaları bitişik mahallemizdeki bu güzel camide Cuma namazını kılardık. Güzel yıllardı.
Burada nur yüzlü muhacir dedeler Balkanlardan göç ederken Bulgar ve
Rus zulmünü o kadar acıklı anlatırlardı ki hepimiz haliyle Moskof düşmanı olurduk.!
Her ne kadar aileden gelen milli
duygular var ama göçmen dedelerin
Rus zulmünü, bizim mahalledeki
Türkistanlı aksakallıların Çin zulmünü
anlatmaları Yavuzlar Mahallesinin
“Bozkurt yuvası” olmasının en önemli
kilometre taşı olmuşlardır. Allah o nur
yüzlü aksakallılardan RAZI OLSUN.
Sosyal medyada cahilce “Selanik göçmenlerinin büyük çoğunluğu SEBATAYİST “ demek bu tonton nur yüzlü Balkan muhacirlerini incitir…
CAHİLLİK insanlık için büyük bir tehlike ve en korkulacak İNSAN MODELİ.
Laf söz anlamazlar.! Yüzyıllar önce Hz. Pir Mesnevi’sinde der ki;
“Sen ne söylersen söyle, söylediğin karşıdakinin anladığı kadardır.”
Eğer karşındakinin aklı ne kadar eriyorsa, yaptıklarının hükmüde o kadardır.
Hz. İsa;
“Ben ölüleri dirilttim fakat cahilleri diriltemedim.!” buyurmuştur.
Hz. Ali;
“Faziletli kişiler hakkında HASET edilir... Cahillerde ilim sahiplerine DÜŞMAN kesilirler” der.
Endülüs’te bir alimin yaptığı hatadan dolayı onu cezalandırmak için ya cahil bir kimse ile ya hapsederler yada bir arada yaşamaya zorlarlarmış.
CAHİL, her şeyin dış yüzünü görür, kabukta kalır, her şeyi bildiğini sanır,
boş iddialarda bulunur. Cahilin tedbiri düşüncesi köksüz ve çürüktür. Bundan dolayı cahiller için;
“Cahil... yaşayan ölüdür.!” denilmiştir.
Bu yüzden Hz. Mevlana yüzyıllar önce yazmış olduğu Mesnevi’sinde der ki;
“Cahil bir kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.!” Çünkü olgunun halini ham kişi anlayamaz.
Gerçi ehil olmayana sabretmek ehil olanı parlatır ama cahiller; laftan, sözden, bilgiden, belgeden, kaynaktan anlamazlar ağzına geleni söylerler.!
Mensubu olmakla övünç duyduğum Aziz Türk Milleti'nin son derece erdemli, faziletli, ferasetli, anlayışlı bir millet olduğuna inanırım.
Kıt tarihi bilgisiyle sosyal medyada ahkam kesenlere deriz ki;
-Kuyumcunun mesleği demirciye gitmez.! Diyanet takviminin arkasını okuyup, Şeyhül-İslam Ebu Suud Efendi kesilenlerden Allah’a sığınırım.!
Çok bilmiş tipler için Hz. Mevlana yine Mesnevi’sinde der ki;
“Bin sene okusam...Ne biliyorsun? deseler...HADDİMİ derim.!”
Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın soyundan gelen Dışişleri Bakanı-Tarihçi Ord.Prof.Dr.Fuad Köprülü Hocamız yazdığı TUNA Şiirinde der ki;
“Kırık minareden duyulmaz
ezan,
Hep ocaklar sönmüş devrilmiş
kazan,
Bir inilti duydum sandım bir
ozan,
Sesime ses veren karlı
dağlarmış..”
Can Balkan Coğrafyası... Evlad-ı Fatihan... Sana nasıl kıydılar.! Hain-kansız-soysuz “devşirme paşalar” başta Selanik olmak üzre birkaç gün içinde seni elin gavuruna nasıl teslim ettiler.! Balkanlar denilince bir Türk olarak ciğerim her daim kavrulur.
“ÂLİM” insan değerli Tarih Hocası Ord.Prof.Dr.Fuad Köprülü’nün TUNA Şiirinin ikinci kıtasıyla devam edelim.
“Tuna boylarında sıra selviler,
Tan yeli estikçe sessiz ağlarmış,
Gül bahçelerinde baykuşlar öter,
Şu viranelikler eski bağlarmış.”
Rahmetli Hocamız Köprülü
“TUNA” Şiirinin son kıtasında
der ki;
“Söğüt dallarında hasta
serçeler,
Eski akın destanını
heceler,
Tuna ağlıyormuş bazı
geceler,
Göğsünde kefensiz şehitler
varmış.”
XlV. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu’dan Rumeli’ye yönelik yapılan Osmanlı fetih hareketleriyle birlikte Balkanlar’ı VATAN YAPMAK ve “şenlendirmek” için Anadolu’daki Oğuz Türkleri özellikle Konya ve Karaman ile İçel dolaylarından Oğuz Türkleri Balkanlar’a yerleştirildi.
Dolasıyla gönderilenler;
-Türk oğlu Türk’tür...
-Evlad-ı Fatihandır...
-Yörüktür.
Kadim bir Türk Yurdu olan Balkanlar, Osmanlı Devleti öncesinde de Avarlar-Bulgarlar-Uzlar-Kumanlar gibi farklı Türk boylarının yerleşim yeri olmuştur. Biz Türkler İstanbul’dan çok daha önce Balkanlarda idik.
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşından (93 Harbi) günümüze değin Balkanlar’da Misak-ı Milli dışında kalan soydaşlarımız maruz kaldıkları katliam, baskı, zulüm ve asimilasyon politikalarının etkisiyle anavatanları Türkiye’ye göç etmişlerdir.!
Gerek mübadele yılları gerekse İnönü-Menderes-Demirel ve Özal hükümetleri dönemindeki nüfus hareketliliği;Türk’ün Türk vatanına göçünden başka bir şey değildir.
Bugün halen Balkan Coğrafyasında yaklaşık 2 milyon soydaşımız bulunuyor. Balkan Türkleri, sadece “zor günlerde” Türkiye’yi hatırlamaz, fiziki olarak Türkiye sınırları dışında olsalarda ruhen yaşamlarını Türkiyeyi düşünerek ve İstanbul-Bursa sohbetleriyle idame ettirirler.
Manastır-Üsküp-Köstence-Gümüşcine-Prizyen-Kırcaali-Mostar-Ohri vb gibi bir çırpıda sayacağımız onlarca şehirlerde yaşayan soydaşlarımızın sofralarına oturmak bu gerçeği gözlemlemek için yeterlidir.
Tarih bilgisinden yoksun, Türk Tarihini ve Balkan Türklerini hiç tanımamış cahil ki cahil bazı sosyal medya yazarlarının fitne kokan sözleri hem Türkiye’de hemde Balkanlar’da yaşayan Türkleri derinden üzmüştür.
Sevgili Nebi (s.a.v) ne güzel buyurmuş;
“İncittiğiniz insanın ve kırdığınız gönlün bedduasından korkun.”
Akşam dergaha dönen dervişe iki soru sorulurmuş
1-Bugün kalp kırdın mı ?
2-Namazlarını kıldın mı ?
-Birinci soruya EVET diyen dervişe ikinci soru sorulmazmış.
Bu soruyu soracak tekke kalmadı bugün. Ama soru eskimez ve her asırda güncelliğini kaybetmeyecek bir soru..
Meymenetsiz İngiliz finolarının sıfatlarına ve söylediklerine bakınca büyük Türk dostu Pakistan’ın milli şairi Muhammed İKBAL’in “SAHTE MÜSLÜMANLARDAN KAÇIP; İSLAMA SIĞINDIM” sözü aklımıza geliyor!
Osmanlı imparatorluğunu parçalayan zihniyet şimdilerde az da olsa kıyıya köşeye sinip ülkemizin tökezlemesini bekliyorlar her bir Türk oğlunun uyanık olması lazım.
Selanik muhacirlerine bu iftirayı atanlar, Sakarya meydan muharebesinden firar eden koynunda haçını saklayan “kılıç artığı” hain korkakların torunlarıdır.
SÖZÜN ÖZÜ CANLAR…
Evlad-ı fatihan… Aziz Türk Milletinin has evlatlarıdır.
Bugün Ramazan Bayramının son günü…Şer güçler def olsun, hayırlı olan ne ise o olsun…Yüce Rabbim bayramınızı hayırlı mübarek eylesin.
Meram Bağları’ndan;
SEVGİ ve MUHABBETLE
🌹🇹🇷❤️
22 Mart 2026
Taş Medreseli Tarih Öğretmeni:
Ali KUZENCİK

