Herkesin çevresinde, kaderin tanıştırdığı bazı insanlar vardır. Bu tiplerin hayatı boyunca tek değer yargısı, her nefes alış verişlerinde düşündükleri kendi menfaatleridir.
Kimi zaman başkalarına dost gibi görünürler, kimi zaman düşman gibi davranırlar; her şey tamamen “Ne kazanırım?” ölçüsüne bağlıdır.
Onlar için sürekli bir denge arayışı vardır; hak ve hakkaniyet onlar için geçerli değildir. Önemli olan hep “Ne olur, ne olmaz?” sorusudur.
Bir olayda menfaatleri varsa, suç ve suçluya bakış açıları da sürekli değişir: Aynı suçu (A) kişi işlerse linç eder, (B) kişi işlerse menfaat ve denge arayışı gereği “Ne var ki bunda?” diyebilirler. İşte bunlar, en aşağılık insan modelidir.
Bu tipler, şahit oldukları en namussuz hâlleri sıradan bir olay gibi pazarlar, en sıradan olayları ise namussuzluk olarak sunarlar.
Her durumda menfaat kokusunu takip eder, ihtimali canlı tutar ve her tarafı ayrı ayrı idare ederler.
Oraya başka, buraya başka davranarak her olayı menfaat süzgecinden geçirirler.
Hep menfaat kaybına uğrama korkusu taşırlar.
Para, pul onlar için adeta ölümsüzlük iksiri gibi değer taşır.
Bu kişiler için Hz. Ali’nin, “İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir… Bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.” sözü hiçbir anlam ifade etmez.
Çünkü kötü insan da, iyi insan da onlar için her an faydalanacakları, menfaatleri için kullanacakları potansiyel figürlerdir.
Bunlara İmam Gazali’nin, “Birtakım arzularının yerine gelmesi için küçülme.” sözünü de tavsiye etsek, onlar için mikroskopla görülecek menfaatler bile ölüm kalım mücadelesi gibi görünmektedir.
Ne diyelim Allah küçültmesin…
Menfaatleri için değer yargısını yitirenler, bulundukları yerin kokuşma ürünüdür. Çıkarları için hiçbir ahlaki ölçü tanımayanlar, toplumun çürüme unsurudur.
Dünyalık menfaatler peşinde koşarken değer yargın kalmadıysa, adalet terazin hileli ise bil ki, insanlık orada ölmüştür.
Ölen ne çok insan var çevremizde…
Kokuyorlar…
Hem de iğrenç bir şekilde…

