
Genel başkanlık koltuğuna kurulur kurulmaz yakın çevresi, onun yeni bir siyasi vizyonla yola çıktığı söylüyordu.
Partisinin yıllardır değişmeyen alışkanlıklarını değiştireceği öne sürülüyordu.
Sonra ne mi oldu?
Aradan geçen sürede vaat edilen değişimin yerini eski alışkanlıkların daha keskin bir tekrarı aldı.
Vizyon söylemi kısa sürede polemiklerin ve kriz siyasetinin gölgesinde kayboldu.
***
CHP’nin yeni lideri, kaostan beslenen eski anlayışın izinden yürüdü.
Varlığını Türk ve Türkiye düşmanı yabancı başkentlerin takdirini toplamaya adadı.
Siyasi iktidara halkın sevgisiyle değil, sokak çağrılarından beslenerek gelmenin yollarını aradı.
Haliyle atılan değişim sloganlarının hepsinin içi boş çıktı.
***
Çünkü o sloganları atanların hali Özgür Özel’i aratacak ölçüde evlere şenlikti.
Adlarına “gölge kabine” denilmesi de ayrı bir garabetti.
Sözüm ona her biri mevcut bakanlara alternatif olarak sunuluyordu.
Ağızlarından tehdit, hakaret ve iftira eksik olmadı.
Peki Türk milletinin menfaatine bir çift söz ettiklerini duyan oldu mu?
“Ne bu hal” diye sorana “hükümetin karşısındayız” cevabı verildi.
Bu söylemin ardına sığınılarak aslında Türkiye’nin karşısında oldukları gerçeğinin gizleneceği sanıldı.
***
CHP yönetiminde hangi adım atılırsa atılsın, bunun yeminli Türk düşmanlarının eline tutuşturulan talimat listelerine göre şekillendiğine dair örnekler göstermek mümkündür.
Fakat şikâyetçi oldukları konulara dair tek bir somut çözüm önerisi sundukları da görülmemektedir.
Hizmet yoktur, proje yoktur, o halde elde ne vardır?
Karşımızda yabancı devletlere karşı Türkiye aleyhtarlığı yapacak kadar savrulan, beka tehditlerini göremeyecek kadar körleşen, mandacı zihniyetini dışa vuracak kadar alçalan bir CHP yok mudur?
***
Şimdi bu CHP’nin genel başkanı, 2 Mart’ta öne çıkan 20 vaadini açıklayarak ülkenin sorunlarına kalıcı çözümler sunacağını söylüyor.
“Bu zamana kadar neredeydi?” sorusunu bir kenara bırakalım.
Asıl meseleye odaklanalım.
Özgür Özel’in bugün ortaya koyduğu bu çıkış gerçekten Türkiye’nin meselelerine çözüm üretme iradesinin bir sonucu mu?
Yoksa sayıları 40’a ulaşan ve grup toplantılarına dahi katılmayarak parti içindeki huzursuzluğu açığa vuran milletvekillerinin oluşturduğu tabloyu gölgelemeye dönük bir gündem hamlesi mi?
