Reelpolitik Penceresinden Devlet Bahçeli’nin 20 Ocak Konuşması: Terörsüzlük Doktrini, Suriye’de Üniter Denge ve İç Toplumsal Tahkim
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı konuşması, gündelik politik tartışmaların ötesinde; güvenlik mimarisi, bölgesel düzen tasavvuru ve toplumsal dayanıklılık eksenlerinde çok katmanlı bir stratejik çerçeve sunuyor. Reelpolitik okuma, bu metni bir niyet beyanı olarak değil, güç–risk–maliyet hesabının siyasal dile tercümesi olarak görmeyi zorunlu kılıyor.
Bir metin, üç muhatap: Seçmen, devlet aklı ve dış aktörler
Siyasal liderlerin grup konuşmaları çoğu zaman “iç kamuoyuna hitap” kalıbına sıkıştırılır. Oysa Reelpolitik perspektifte bu tür metinler aynı anda üç ayrı muhataba konuşur: seçmene meşruiyet ve mobilizasyon üretir; devlete politika koordinatı ve kırmızı çizgiler bildirir; dış aktörlere caydırıcılık ve pazarlık zemini sunar. Devlet Bahçeli’nin 20 Ocak konuşması, tam da bu üçlü hattı tek bir söylem omurgasında birleştiren bir “çok katmanlı metin” niteliği taşıyor. Konuşmanın merkezinde yer alan “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefleri, yalnızca güvenlik başlığı değil; yeni bir siyasi düzen inşasının çerçevesi olarak kurgulanıyor. Bu yönüyle konuşma metni, bir dönemeç konuşmasından ziyade “yeni yüzyılın ikinci çeyreği”ne dair bir stratejik çerçeve denemesi olarak okunmalı.
Terörsüzlük: Hedef değil, yeni güvenlik mimarisinin adı
Konuşmanın ana ekseninde “terörsüzlük” kavramının bir slogan gibi değil, süreklilik iddiası taşıyan bir güvenlik mimarisi gibi kurulduğu görülüyor. Reel politikte bunun karşılığı şudur: Devlet, terörle mücadeleyi dönemsel operasyonlar dizisi olmaktan çıkarıp, yönetilebilirliğin kalıcı parametresi haline getirir. Bu yaklaşım üç yönden sonuç üretir. Birincisi, iç güvenlikte süreklilik iddiası, kurumların koordinasyon ve kapasite dilini sertleştirir; bu da karar alma süreçlerinde “risk azaltma” refleksini güçlendirir. İkincisi, içeride güvenliğin tahkimi, dış politikada hareket serbestisini büyütür; çünkü pazarlık gücü, sahadaki belirsizliği ve iç kırılganlığı azaltabilen aktörün elini güçlendirir. Üçüncüsü, “terörsüzlük” söylemi, toplumun farklı kesimlerini ortak paydada buluşturma kapasitesi taşıdığı ölçüde siyasal maliyetleri düşürür; Reelpolitik dilde bu, yönetilebilirlik ve rıza üretimi demektir. Bu noktada konuşma, “bozucu telkinler” ve “bozguncu senaryolar” vurgusuyla, süreçleri sabote etmeye dönük hamlelerin de hesaba katıldığını ima ediyor: Yani konuşma metni, yalnız hedefi değil, hedefe yönelen tehdidi de tarif ediyor.
Suriye dosyası: Üniter yapı ısrarı bir ideolojik tercih değil, risk daraltma hamlesi
MHP lideri Devlet Bahçeli, konuşmasının Suriye bölümünü, söylem düzeyinde “üniter yapı”, içerik düzeyinde ise “silahlı yapıların tasfiyesi ve merkezi otoriteyle entegrasyon” kavramları üzerine oturtuyor. Bu iki vurguyu salt ideolojik reflekslerle açıklamak eksik kalır. Reelpolitik açısından parçalı devlet yapıları, dış güç rekabetinin en rahat çalıştığı zeminlerdir; vekil aktörler, çoklu otoriteler ve fiili kontrol alanları sınır güvenliği üzerinde sürekli maliyet üretir. Bu nedenle “üniter yapı” ısrarı, Türkiye’nin sınır hattındaki belirsizliği azaltmaya dönük bir risk daraltma stratejisi olarak da okunabilir.
Konuşmada geçen “ateşkes ve tam entegrasyon” atfı, bu stratejinin sahadaki somut mekanizmasına işaret ediyor: Silahlı alanların “müzakere edilebilir” bir devletleşme zeminine değil, merkezi otoriteye eklemlenerek etkisizleşmesine vurgu yapılıyor. Burada ayrıca “Kürt kardeşlerimiz başka, örgüt başka” ayrımı dikkat çekici. Reelpolitik düzlemde bu ayrım, kimlik alanını terör alanından ayırarak hem içeride toplumsal gerilim maliyetini düşürmeyi hem de dışarıda meşruiyet tartışmalarını yönetmeyi hedefleyen bir siyasal çerçevedir. Netice itibarıyla Suriye dosyası, konuşmada yalnız bir dış politika başlığı değil; “Terörsüz Bölge” hedefinin zorunlu tamamlayıcısı olarak konumlanıyor.
Ankara merkezli okuma: “Pergelin sabit ucu” yöntem önerisidir
Konuşmada yer alan “pergelin sabit ucunu Ankara’ya koymak” yaklaşımı, retorikten ibaret bir benzetme değildir; bir analiz yöntemi teklifidir. Bu yöntem, değerlendirme merkezini Türkiye’de sabitleyip çevreyi buna göre okuma disiplinini önerir. Reelpolitik karşılığı şudur: Önce kapasiteyi güçlendir, sonra etki alanını genişlet. Dışarıdaki her hedefin, içerideki kurumsal uyum, toplumsal dayanışma ve ekonomik dayanıklılıkla desteklenmesi gerektiği ima edilir. Bu bakımdan konuşma, dış politika hamlelerini “iç bütünlük” kavramına bağlayan bir stratejik mantık kuruyor: Şam’ın güvenliği ile Ankara’nın güvenliğini aynı cümlede buluşturan yaklaşım, tam da bu nedenle anlamlıdır; sınır ötesi risk yönetimi, iç düzenin sürekliliğiyle birlikte düşünülmektedir.
İç toplumsal gündem: “Milli ahlak reformu” düzenin güvenlikleşmesidir
Konuşmanın en kritik kırılımlarından biri, uyuşturucu, sanal bahis-kumar ve toplumsal şiddet gibi başlıkların “milli ahlak reformu” çağrısıyla ele alınmasıdır. Bu tercih, iki yönlü bir reelpolitik anlam taşır. Birincisi, modern devlet kapasitesinin yalnız terörle mücadeleyle değil, organize suç ekonomileriyle mücadeleyle de ölçüldüğünü vurgular; bu alanlar ekonomik ve toplumsal dokuyu aşındırarak devletin yönetme kapasitesine doğrudan maliyet bindirir. İkincisi, siyasal meşruiyetin yeniden üretiminde “düzen kurucu” rolü tahkim eder: Toplumsal çözülme anlatısı, siyasetin gündelik tartışmalardan daha yüksek bir “koruma ve onarım” misyonu üstlenmesine imkân verir. Bu noktada konuşma, güvenliği yalnız sınır ve terör başlığına hapsetmiyor; gündelik hayatın güvenliğini de siyasal stratejiye dahil ediyor. Reelpolitik okuma açısından bu, devletin yeni dönemde “iç dayanıklılık” başlığını güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçası olarak gördüğünü düşündürüyor.
İttifak dengesi: Destek–mesafe ayarı ve siyasal rol tanımı
Konuşmada ittifak düzlemi hem siyasal istikrarın teminatı hem de rol tanımının netleştirilmesi olarak okunabilir. Reel politikte ittifak yönetimi, yalnız ortak hedefler değil, aynı zamanda yetki alanları ve sorumluluk çizgileriyle çalışır. Bu tür metinlerde yapılan vurgu, iki hedefe aynı anda hizmet eder: İttifak seçmenine istikrar mesajı verilirken, ittifak içi koordinasyonda kırmızı çizgiler ve pazarlık alanları da tarif edilir. Destek–mesafe dengesinin doğru kurulması hem siyasi maliyetleri kontrol eder hem de stratejik önceliklerin görünür kalmasını sağlar. Bu nedenle konuşma, içeride ekonomik-sosyal başlıklar üzerinden muhalefet eleştirisini sürdürürken, ittifak ortağı kimliğini “politika yönü tayin eden” bir konuma da yerleştiriyor.
Hafıza siyaseti ve Azerbaycan: Meşruiyet sermayesinin dış politikaya tahvili
20 Yanvar anması ve Karabağ vurgusu, yalnız duygusal bir tarih hatırlatması olarak görülmemeli. Reelpolitik düzlemde hafıza, dış politikanın meşruiyet sermayesidir. Türkiye–Azerbaycan ilişkisini “ortak bedel” ve “ortak kader” üzerinden tahkim eden anlatı, bölgesel dayanışmayı çıkar ortaklığının ötesinde bir değer ortaklığına taşır. Bu yaklaşım, dış politikada hareket kabiliyeti için gerekli toplumsal desteği güçlendirir; çünkü dış politika, içeride meşruiyetle beslendiği ölçüde sürdürülebilir hale gelir. Böylece konuşma metni, “tek millet iki devlet” vurgusunu yalnız romantik bir slogan değil, stratejik bir birliktelik zemini olarak konumlandırmaktadır.
Sonuç
Reelpolitik açıdan Devlet Bahçeli’nin 20 Ocak konuşması, bir gündem değerlendirmesinden ziyade üç eksenli bir stratejik çerçeve teklifidir: Terörsüzlük söylemiyle iç güvenlik mimarisini kalıcılaştırma, Suriye’de üniter yapı ve entegrasyon vurgusuyla sınır ötesi riskleri daraltma, “milli ahlak reformu” çağrısıyla iç toplumsal dayanıklılığı yeniden tahkim etme. Bu üçlü çerçeve, “Ankara merkezli okuma” yöntemiyle birbirine bağlanıyor: İç bütünlük güçlendikçe dışarıda etki alanı genişler; dışarıda belirsizlik azaldıkça içeride yönetilebilirlik artar. Bu noktadan sonra belirleyici olan, söylemin gücü değil; bu çerçevenin kurumsal kapasite, hukuki düzen ve somut politika adımlarıyla ne ölçüde desteklenebileceğidir. Reel politikte nihai hükmü retorik değil, uygulamanın maliyet–fayda dengesi verir. Bu konuşma büyük hedefler ve net eşikler ilan ediyor; şimdi asıl soru, aynı netliğin sahada ve gündelik hayatta hangi sonuçlara dönüşeceğidir.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden – Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr
