Şah İsmail sadece soy olarak değil, kültür olarak da Türk oğlu Türk'tür. Arapça ve Farsça'nın baskın olduğu dönemde Türkçe eserler vermiş ve resmi dil olarak kullanmıştır.
Bundan başka -Şah İsmail Kürt'tür- diyen Ahmet Şimşirgil'in kaynak gösterdiği Safvetü's Safa adlı eser 1357-58 arasında yazılmıştır. Ayasofya'daki nüsha ise 1491 yılına aittir. Çoğaltılmış bir kopyadır yani. Eser " menkibevi " dir. Yani daha çok şeyhlerin, velilerin, evliyaların kerametlerinin ve doğa üstü güçlerinin anlatıldığı eserlerdir. Bu sebeple güvenilir değildir. (Tufan Gündüz)
Kaynağın nüshaları arasında farklılıklar olduğu açıklanmıştır. 1491 yılına ait nüshada Şah İsmail'in dedelerinden biri için Kürt olduğu bilgisi verilmesine karşın 1485 tarihli Hollanda'nın Leiden Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan nüshada Türk olduğu bilgisine yer verilmiştir.
Tarihçi Talha Uğurlu el ise bugün denk geldiğim bir açıklamasında "Bağdat’tan Tebriz’e on binlerce insanı katletmiş bir zorbayı bence Türkler de Kürtler de kabul etmemeli." demiş.
Elbette Şah İsmail’in mezhep siyaseti Anadolu’da ağır sonuçlar doğurmuştur. Ama tarihi kabul edelim / etmeyelim diye yeniden yazamayız. Bu konuyu duygusal reddiyelerle değil, tarih bilinciyle ele almak gerekir.
Ve tarih bilinci şunu gerektirir.
Her şahsiyeti kendi dönemi, şartları ve siyaset aklı içinde değerlendirmek.
Şah İsmail 15.–16. yüzyılın bir hükümdarıdır. O çağda devlet kurmak, bugünün hukuk anlayışıyla değil, kılıç, ideoloji ve mutlak otorite ile mümkündü.
Şah İsmail'in Türk tarihi açısından önemli bir yerde durmasının sebebi bir melek olmasından değil,
Türkçe’yi devlet ve edebiyat dili haline getirmesi,
Türkmen unsurları bir siyasal merkez etrafında toparlaması,
İran coğrafyasında Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmesi,
Safevi Devleti’ni bir Türk hanedanı olarak kurmasıdır.
