Terörsüz Türkiye'yi anlamamak: Cehalet mi, ihanet mi?

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri esas alarak “Terörsüz Türkiye” sürecinin hayati önemine şu sözlerle vurgu yapmıştır:
“Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz.
Şimdi anlaşıldı mı, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefindeki ısrar ve irademiz.
Şimdi anlaşıldı mı, millî birlik, kardeşlik ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız.
Şimdi anlaşıldı mı, ‘Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olmaz’ söz ve beyanımızdaki sahicilik ve sağlamlık.”
Ne var ki Türkiye’deki bazı fikir soysuzları, bu sürecin giriş–gelişme–sonuç bütünlüğünü kavramaktan acizdir; ya da işin özünü bildikleri hâlde bilinçli biçimde çarpıtmaktadırlar.
Hatta bu kişiler, büyük bir ciddiyetle “ABD ve İsrail’in yaptıklarının ‘Terörsüz Türkiye’ süreciyle ne ilgisi var?” ya da “İç cepheyi güçlü tutmak ne demek?” gibi sorular sorabilmektedir. Elbette gerizekâlı olmak da kolay değildir; bu hâl, kendine özgü bir zihinsel yetersizlik gerektirir.
Sanki yarım asırdır Türkiye’ye ve bölge ülkelerine musallat olmuş bir terör örgütü yokmuş gibi davranıyorlar.
Sanki ABD ve İsrail’in silahlandırdığı, finanse ettiği bir terör yapılanması hiç var olmamış gibi konuşuyorlar.
Sanki Türkiye’yi, İran’ı ve Suriye’yi bölmek için terör örgütlerini taşeron olarak kullanan emperyalist güçler yokmuş gibi davranıyorlar. (Irak’ın da aynı merkezler tarafından parçalandığı gerçeğini ise özellikle görmezden geliyorlar.)
Venezuela’da devlet başkanı ve eşi ABD tarafından kaçırılıyor, Amerika’da her türlü aşağılamaya maruz bırakılıyor. Buna rağmen, ülkede kendilerine musallat edilmiş bir terör örgütü dahi yokken, iç cephede en küçük bir duruş sergileyemediler. Üstelik bunu, emperyalist müdahaleye karşı mücadele geleneği olan sosyalist bir ülke olmalarına rağmen başaramadılar.
Türkiye’de yürütülen “Terörsüz Türkiye” projesi ise; emperyalizmin hem ülkemiz hem de bölgemiz üzerindeki hesaplarını bozmayı, kurduğu kirli ağları dağıtmayı hedeflemektedir. Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’a yapılan “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykır” çağrısı ile; bugüne kadar PKK’nın siyasi uzantısı gibi hareket eden DEM’e yöneltilen “Gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın” çağrısını anlamamak için ağır bir zihinsel körlük gerekir.
Buna rağmen aynı çevreler, olayın öznesi de yüklemi de apaçık ortadayken, “Devlet Bahçeli bu çağrıyı neden yaptı?” diyerek süreci ihanet gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa yaklaşık bir yıldır PKK kaynaklı terör nedeniyle tek bir şehit dahi verilmemiştir. Sağduyu sahibi Kürt kardeşlerimiz ile bölgede devletine, bayrağına ve vatanına bağlı aşiretler “Terörsüz Türkiye” projesini desteklemek amacıyla toplantılar düzenlerken, bu süreçten Türkiye’nin ne kaybettiğini söylemek mümkün değildir.
Ancak daha düne kadar PKK ile defalarca iş birliği ve ittifak yapmış olanlar, bu süreçten rahatsızdır. Bu rahatsızlık ABD ve İsrail adına mı, yoksa kendi siyasi çıkarları adına mıdır? Bunu da kendilerinin açıklaması gerekir.
ABD ve İsrail, Suriye ve İran’da PKK uzantısı terör örgütlerini kullanarak iç çatışma çıkarmaya çalışırken; Türkiye’deki bazı akıl fukaralarının “Terörsüz Türkiye” hedefindeki iç cephe vurgusunu hâlâ anlayamaması, olası bir emperyalist saldırı karşısında hangi safta duracaklarının da açık bir göstergesi olmuştur.
