Truva Savaşı'nı dünyada herkes bilir hele ki Anadolulular çok iyi bilir. Yunanlar, MÖ 12. veya 13. yüzyıl civarında dokuz yıl boyunca Truva'yı kuşatmış ama bir türlü alamamış ve dünya tarihine geçen bir aldatmaca ile bu efsanevi savaşı kazanmıştır.
Yunanların hileyle Truvalıları yenmesi bizlere arkasında devasa bir felsefik yaklaşım barındıran çok müstesna bir söz hediye etmiştir. Bu söz; "elinde hediyelerle de gelse Yunanlara güvenmeyeceksin!" sözüdür.
Düşmanına asla güvenme mesajını salık veren bu sözdeki Yunanlar da hediye de zamanla sembolik bir yapıya bürünmüş ve hayatın her noktasına uyarlanmıştır. Beşeri hayatta da, devlet hayatında da, uluslararası ilişkilerde de bu söz yol gösterici özelliğini tarih boyunca korumuştur.
Hile insanların ve devletlerin hedeflerine ulaşmak için sıkça başvurdukları bir araçtır. Bu aracın çok farklı şekilde ortaya çıktığını ve birçok kez kurbanlarını aldatabildiğini tarihin sayfalarına, insanların sosyal yaşamına baktığımızda görebiliyoruz.
Hangimiz hayat serüvenimizde truva atlarına kanmadık ki? Hangi devlet, düşmanlarının cezbedici zokalarını yutmamıştır ki? Veya hangi toplum şeytani sahtekarlıkların mağduru olmamıştır ki? Dünya böyle bir dünya ve tabiri caizse bu dünyada her türlü dolap döner.
Türk tarihine göz attığımızda Truva Atı misali bizleri hedef alan birçok sinsi planın var olduğunu görürüz. Gelin bir örnekle meseleyi somutlaştıralım. Bilirsiniz Çinliler de Yunanlar gibi hilede mahir bir millettir ve Onlar da siyasi ve askeri kurnazlıkta Yunanlardan geri kalmamak adına türlü yollara başvurmuşlardır. Türk hakanlarına gönderilen türlü hediyeler tam da Truva Atı'nın Asya versiyonlarıdır.
Truva atları geçmişte kaldı diyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Hediye sunan düşmanları geride bıraktık diyorsanız hataya düşüyorsunuz demektir. Süslü, göz kamaştırıcı yemler artık yok diyorsanız aldanıyorsunuz demektir. Düşman varsa, art niyetli insan varsa muhakkak ki güncel Truva Atları da vardır.
Günlük yaşamımıza, dış politikaya, diğer devletler ve milletler ile münasebetlerimize bu pencereden bakmamız kişisel ve ulusal çıkarlarımız için çok mühimdir. Truvalıların durumuna düşmemek, yenilen, kaybeden olmamak adına bal kasesinde sunulan zehirlere kanmamalıyız.
Bir başka köşe yazısında buluşmak dileğiyle...
