Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI


Tuğrul Efendi...

Fikrini ve iradesini başta bölücüsever ve mecralara kiralamış ve rahmeti babasının soyadına layık olamayan Tuğrul Efendi gibi BAŞINI KUMA SOKMUŞ olanların sözü de kendisi de muteber değildir.


GELELİM…MAZGALLAR ARASINDAN LAĞIMA DÜŞEN FIRILDAĞIMA….

DAHA ÇOCUKKEN ANLADIM Kİ;
ESKİSİ GİBİ GICIR GICIR PARLAK
OLMUYOR!

HAYATTA EN BÜYÜK İSRAF:
HAK ETMEYENLERE VERİLEN DEĞER…

SOYADINA BAKILMAMALI…EBU LEHEP VE ŞERİF HÜSEYİN’DE “HAŞİMİ” İDİLER…

BU DURUM BİRİNİN “ATEŞİN BABASI” YANİ CEHENNEMLİK, DİĞERİNİN “HAİN İNGİLİZ UŞAĞI” OLMASINA ENGEL Mİ OLDU?

Fikrini ve iradesini başta bölücüsever ve mecralara kiralamış ve rahmeti babasının soyadına layık olamayan Tuğrul Efendi gibi BAŞINI KUMA SOKMUŞ olanların sözü de kendisi de muteber değildir.

Ülkücü kavramıyla esasen hiç alakası olmayan ruhsuz biyolojik varlık olmaktan öteye anlam taşımadıkları hepimizce mâlumdur.

Kimin eli kimin cebinde belli değil…Bu “aşırı menfaat duygusu ve para hırsı” insancıklarda omurga bırakmadı. Her şeyden önemlisi... Sarılmak için özlemek lazım.Biz sizi özlemedik ki sarılalım Tuğrul Efendi.

Zaten oldum olası sizi sevemedim. Bana hep Kanuni Sultan Süleymanın oğlu Sarı Selim’i (II.Selim) hatırlatıyordun;
GEVŞEK ve LİYAKATSİZ!!

“Güvenmek” sevmekten çok daha önemlidir. İNSAN GÜVENDİĞİNİ SEVER.

Güvenin bittiği yerde, sevgi de kuş olup gider.

“RABBİM SELAMET VERSİN” desem de aslında bu söz Konya’da…Neyseee…geçelim.

GELELİM MAZGALLAR ARASINDAN LAĞIMA DÜŞEN FIRILDAKLARIMA:

Seyhan Nehri kıyısında bulunan Yavuzlar Mahallesi’nde çocuk iken sokak ortasında yaşıtlarımla “topaç” dediğimiz fırıldakları sarar çevirirdik.

Yine birgün fırıldakı iple güzelce sıkıca sarıp asfalta atttığımda fırıldak döndü, döndü, döndü…Hayy Allah.! Mazgalların arasından lağımın içine düştü.!

Allah kimseyi "oyuncağı elinden alınan çocuğu karşısına çıkarmasın". Serseri mayın gibi oluyor. Gözü dönüyor.!

O sırada sokaktan geçen mahallenin çocukları olarak çok sevdiğimiz ve kelini saklamak için Adana'nın Temmuz  sıcağında bile şapka giyen KEL ABBAS’tan  yardım istedik.

Çocuk iken ne heybetli görünürdü gözüme Kel Abbas.

Geçenlerde sıla-i rahim yaptığım Adana'da sokakta Kel Abbas abimizi gördüm; Hababam sınıfındaki Kel Mahmut hocaya dönmüş. Rabbim sağlık afiyet versin mahallemizin abilerine.

Kel Abbasın kürek yardımıyla lağımdan çıkardığı fırıldak nasıl olmuşsa 10 dakika gibi kısa süre içinde renkleri birbirine girmiş; fırıldağımı tanıyamaz olmuştum.!

Evimizin yanındaki PAKTAŞ fabrikasından akan ABD malı kimyasal atıklar fırıldağımızın renklerini bozmuş, eski parlaklığı kalmamıştı.!

Lağımdan çıkan fırıldağı bir daha elime almadım. Çöp tenekesine attım.! Üzülerekte olsa.

Daha sonraki günlerde fırıldaklarımız mazgallar arasından lağıma yine düştüler ama Kel Abbas abiden yardım istemedik. Çünkü eskisi gibi güzel olmuyorlar.

Zilletli bir yükselişin bilinen akibeti sadece düşüş değil, ani ve acıklı bir çakılmadır. Kutlu davaya ihanet edenler buna müstahaktır.

Dualı ve şühedalı bir kutlu hareket olan gençlik sevdamız Üç Hilal’e ve cennet vatanımıza ihanet edenlerin sonu ne acı ve ne rezilcedir.

Sevgili Ülküdaşlarım…
Allah bize bunları tek tek seyr-i  alem yapacak!! Biz de ibretle izleyeceğiz sonlarını.

Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin dediği gibi;
“DAVA ADAMI…sofraya yürür gibi idam sehpasına yürür.!” Tuğrul Efendide dava adamlığı nerdeeee…

Biz kimseyi yarı yolda bırakmadık. Ahde Vefasız nankörler menfaatlerinin bittiği yerde indiler..

Bu kişiler mevki ve makamları ne olursa olsun dava adamları değillerdi. MEDİNE’DE Kİ HURMA BAHÇELERİ için mücadele ediyorlardı.

Devlet Beyin dediği gibi;
“Biz, kendine eski ülkücü veya MHP’li diyerek, gittikleri yerin bir türlü yenisi olmayıp, İTİBARINI BİLE bu kutlu hareketin eskisi ve müsveddesi olmakla övünenlerin tuzaklarına düşmeyiz.”

Kimlerin kuru yaprak misali nerelere savruldukları artık bu saatten sonra bizi ilgilendirmiyor. 50 yıldır bilirim ki “bizim gülistanın gülü başka bahçelerde diken gözüyle bakılır.”

Bestekârı Cevdet Çağla’nın olduğu Türk Sanat Müziğinde çok sevdiğim HÜZZAM Makamında güzel bir şarkı var;

“Şu göğsüm yırtılıp baksan, dikenler aynı güldendir,

Şikâyet bilmeyen kalbim kanar hep aynı eldendir.”

Kendi düşen ağlamaz.! 
-Bizim obamız Üç Hilal’li MHP,
-Ocağımız ise Bozkurtlu Ülkü Ocakları… Allah’a çok şükür…Cenab-ı Allah ülkücü gönüllerden düşürmesin.

Şems-i Tebrizi der ki;

“Yüzü dost, özü düşmandan usandım.
Dili Mü’min, kalbi şeytandan usandım.
Dostum; herkesin kahrı çekilir amma,
Ben, davasız Müslüman’dan usandım.”

İnsanlar gelir-geçer. Ancak kurumlar hele, hele kuruluş amacı "Türk Cihan hakimiyeti mefkuresi" olan ve Türk Devlet geleneğine bağlı kalan köklü teşkilatlar ilelebed KALICIDIR.

Dil-tarih, Yüksek Öğretmen, Ankara Ocağı, Genel Merkez ve Taşmedrese kilometre taşlarında bulunan ve son 50 yılın “yakın tarihini yaşayarak” gören bir tarih öğretmeni olarak derim ki;

Şühedalı ve dualı kutlu davamızın ambarındaki torbalardan don dikenlerin CEMAZİYELEVVELLERİNİ BİLMEKTEYİZ! Zamanı geldikçe ortaya dökelecek. Zaten dökülüyor ne mal oldukları..

Kişilik zayıflığı sebebiyle  “EZİK” oldukları için, soytarılık yaptıkları gittikleri KAVALA Mahallesinde kendilerini ispatlamak ve şirin görünmek isterler.

Devletin zaafa uğraması pahasına siyasi gelecek planları yapanların devleti ayakta tutmak adına siyasi bedel ödemeyi göze almış MHP’nin siyasetini anlaması da mümkün değildir. Bunlara “MHP düşmanı” tanımlaması yapmakta artık yetersizdir.

DEVLET BEY...
Bu konuda ne de güzel söyler;
“Bakarsınız büyük dava adamı pozu verirler. Gerçekte koca bir hiçtirler.! İşlettikleri DEDİKODU ŞANTİYESİ, kaynattıkları FİTNE KAZANIDIR.”

Üniversite yıllarımdan beri zaman ve mekanda inandım ki ve emin oldum ki ucuz insanların üstüne kurulan hayaller bize pahalıya patlıyor.

Türkeş soyadı gibi..Sazak gibi…Taşer gibi…Dava büyüklerimizin oğlu da olsa, kızı da, damadı da olsa…Aslında değer yargısı olmayanlara DEĞER yüklemenin suçlusu bizleriz.! Hayatta en büyük “isrâf” hak etmeyenlere verilen değer.

-Soyundan olmak bir mana teşkil etmiyor yolundan olmak gerek. 
-Nuh peygamberde eşini ve oğlunu kendi yoluna alamamış yazık ki..
-Ebû Leheb de Peygamberin amcasıydı! Şerif Hüseyin de kendisini Peygamber'e nisbet ediyordu!

Bu durum birinin ateşin babası (cehennemlik), diğerinin hâin (İngiliz köpeği) olmasına engel mi oldu?

Atalar der ki;
“Alimden zalim…Zalimden alim doğar”

Kanuni’nin oğlu Sarı Selim gibi…

Bugün ülkücü olmayanın dün 
ne olduğunun bir önemi yok. Kenardan cenaze namazını seyredenler kendileri gibi yaşayanların mahallesine göç ettiler. Oraya verebilecekleri hiç bir değere sahip değiller.

Taşındıkları mahallenin rengini alacaklar ama oraya hiç bir renk katamayacaklar.

Bizim de onlarla ilgili gönlümüzdeki bütün HAFIZA İZLERİNİ SİLİP üzülmek yerine “temizlendiğimiz” için SEVİNMEMİZ İCAP EDER.

PARTİ PARTİ GEZEN SOYKALARI BİZE SEVDİRMEDİĞİN İÇİN SANA BİNLERCE ŞÜKÜR ALLAH’IM

Yakın tarihi hem yaşayarak hem de “alim” derecesindeki hocalarımdan dinleyerek ve onların kitaplardan okuyarak…Yılların tecrübesiyle biliriz ki;

HAİNLER ÖNCE EKMEK YEDİĞİ OCAĞA HIYANET EDERLER!

İhanet ettikleri yere en şiddetli saldıranlar bunlar olur, ihanetlerine haklı bir gerekçe oluşturma kaygısı ve çabasına girerler.

SÖZÜN ÖZÜ CANLAR:

Delik ibrik kalaylansa, 
Faydası söyle; kime?
Adam ol, haddini bil,
Sonra düşersin dile

Sen garip bir soytarısın,
Gümüş zurna neyine,
Bilmiyorsan hiç kalkma,
Otur otur yerine.

Yaaa Tuğrul Efendi… artık dile düştün.
Kendini son yıllarda bozuk para gibi harcadın. Bir insanın kendisine yaptığı kötülüğü şeytan yapmaz. Oya ki Hz. Pir Mesnevi’sinde ne de güzel söyler;

“O KADAR ÇOK KOŞMAYIN,
O KADAR ÇOK YORULMAYIN,

ŞU YERİN ALTINDA ÇIRAK NE OLMUŞSA...USTA DA O OLMUŞTUR”

Ne Ağalık ne Efendilik kar etmez... Hani... güzel bir Sivas türküsünde 
der ya;

“Asrı gurbet harap etmiş köyümü,
Bülbül gitmiş, baykuş konmuş gel hele,
Ben Ağayım ben Paşayım diyenler,
Kapıları kitlemişler gel hele.”

Gerçek düşmanlarıyla kavgaya KORKANLAR, kadim dostlarını düşman yaparlar ve ne yazık ki onlarla kavga eder duruma gelirler.

Mesnevi’de Hz.Pir der ki;
“Kişi kim olduğunu bilmek isterse, 
kimleri sevdiğine baksın.”

Çünkü aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.

Atalarımız “sana senden olur, her ne olursa, başın selamet bulur, dilin durursa” ve “göz iki, kulak iki, ağız tek, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek” demişlerdir.

Yunus Emre’de der ki;
“Sözünü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz,
Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede 
bir söz.”

Dil üzerine çok söz söylenmiştir;
-Bir söz söylerken hem kendi hemde karşınızdakinin ahiretini düşünerek konuşun..!
-Söz insanın terazisidir.Fazlası ziyan, azı vakardır.
-Alay ve boş konuşmak belaya yol açar.
-Hikmeti konuşmakta değil, susmakta aramalıdır.
-Az konuşan kınanmaz, üstelik itibarı çok olur.
-Dil, irfan hazinesinin anahtarıdır, çok konuşan, gönüldeki hizmet cevherini boşaltır.

“Eğer kalbte darlık ve üzüntü, vücutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş ve yersiz konuşmalardan meydana geldiği bilinmelidir” derdi gönlümün Şeyh Edebali’si rahmetli babam.

Susmak aklın süsü ve cehaletin örtüsüdür. Tatlı dilli ve cömert ehli olunmalıdır.

Diline sahip olmayanı şeytan her sahada oynatır. Büyük bir uçurumun kenarına getirir, yüzüstü yuvarlar, felakete sürükler. Dile vatan sevgisi ve ahlak dizgini vurulursa dünya ve ahiret saadetine kavuşur.

Başıboş bırakılırsa zarardan zarara girer.

Meram Bağları’ndan;
SEVGİ ve MUHABBETLE

Mesut Tura
18.07.2024 11:19:50
Gönlüne yüreğine sağlık kıymetli ağabeyimiz. Rabbim hiç kimseye Bu kutlu davaya girip te ihanet eder duruma düşürmesin.

Ahmet Güler
19.07.2024 17:13:32
Yüreğine sağlık. Ölmüşlerinize rahmet.. İşte ele ayağa düşmek bu olsa gerek.. Nefis, nefis hep nefis.. Kaldırıma taş olamayacakların soyadından dolayı adam yerine konmaması, sevgi saygı duruşmalarını kaldıracak çapta olmadıkları konusu malesef hepimizi utandırdı. Nokta..

YAZARLAR