Dr.Oğuz POYRAZOĞLU / AKIL PENCEREMDEN


Türkiye’yi Birlikte Düşünmek

Türkiye’yi Birlikte Düşünmek | 4. Hafta | Birlikte Yaşama Kültürü: Yakınlık, Mesafe ve Güvenin İnşası.


AKIL PENCEREMDEN
Türkiye’yi Birlikte Düşünmek | 4. Hafta | Birlikte Yaşama Kültürü: Yakınlık, Mesafe ve Güvenin İnşası.


Haftaya giriş:
Bu hafta birlikte yaşama kapasitemizi konuşacağız: birlikte yaşama kültürü, kutuplaşma ve dil sorunu, ortak değerler mümkün mü sorusu… Üç yazı boyunca, kimlik tartışmalarını büyütmeden; ortak paydaları güçlendiren serinkanlı bir akıl yürütme deneyeceğiz.

Birlikte yaşamak “katlanmak” değildir

Birlikte yaşama kültürü bazen yanlış bir yerden tarif ediliyor: “Kavga etmeyelim yeter.” Oysa birlikte yaşamak, sadece çatışmasızlık hali değil; güven, saygı, adalet duygusu ve gündelik temas demektir. İnsanların aynı şehirde, aynı okulda, aynı işyerinde Türkiye’yi Birlikte Düşünmek | 4. Hafta | Birlikte Yaşama Kültürü: Yakınlık, Mesafe ve Güvenin İnşası. bir hayat kurabilmesi demektir.

Bu yüzden birlikte yaşama kültürünü iki basit soruyla okuyabiliriz:

· Birbirimize ne kadar güveniyoruz?

· Birbirimize ne kadar mesafe koyuyoruz?

Mesafe büyüdüğünde ne olur?

Mesafe büyüdüğünde toplum sadece ayrışmaz; aynı zamanda diyalog kapasitesi azalır. İnsanlar, karşıt gördüğü grubu “yanlış düşünen” değil, “tehdit” gibi algılamaya başlar. Bu durumda fikir ayrılığı, yönetilebilir bir farklılık olmaktan çıkar; bir kırılma hattına dönüşür.

KONDA’nın toplumsal grupların birbirine uzaklığını ölçen “mesafeler” yaklaşımı, bu duygusal ve sosyal uzaklığı anlamak için kıymetli bir pencere açıyor.

Bu tür çalışmaların en önemli katkısı şudur: Kutuplaşmayı yalnız siyasetin değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş bir his olarak görmemizi sağlar.

Güven meselesi: Tanımadığın insanla arandaki görünmez bağ

Bir toplumda “genel güven” yükseldikçe, insanlar daha kolay iş birliği kurar, daha kolay uzlaşır, daha kolay birlikte üretir. Dünya Değerler Araştırması gibi çerçeveler, toplumların güven haritasını izlemeye yardımcı olur. Güvenin düşük olduğu yerlerde ise en küçük meseleler bile “niyet okuma”ya dönüşür.

Bu nedenle güveni artırmak, yalnızca “iyi olalım” demekle olmaz. Güven;

· kuralların öngörülebilir olmasıyla,

· adalet duygusunun güçlenmesiyle,

· kurumların eşit mesafede durmasıyla,

· insanların bir araya gelebileceği ortak yaşam alanlarıyla artar.

Birlikte yaşamanın en güçlü zemini: ortak gündelik hayat

Birlikte yaşama kültürü çoğu zaman “küçük” yerlerde büyür: okulda, mahallede, apartmanda, işyerinde…

Aynı çocuğun okul servisini paylaşıyoruz, aynı marketten alışveriş yapıyoruz, aynı sokakta yürüyoruz. Bu ortaklıklar iyi yönetildiğinde “yakınlık” üretir. Kötü yönetildiğinde ise “tahammülsüzlük” büyür.

Kısacası birlikte yaşama, büyük cümlelerden önce küçük adaletler ister: sıraya riayet, saygı, hakkaniyet, nezaket, karşı tarafı insan olarak görebilme.

Sonuç: Birlikte yaşama kültürü toplumu “yumuşatır”

Toplum yumuşadığında konuşma alanı genişler; konuşma alanı genişleyince de sorunlar yönetilebilir hale gelir. Bu yüzden birlikte yaşama kültürü, romantik bir ideal değil; toplumsal dayanıklılık meselesidir.

Bir sonraki yazıda, bu dayanıklılığı en çok zorlayan başlığa geçeceğim: kutuplaşma ve dil sorunu. Çünkü bazen mesafeyi büyüten şey olaylar değil; kelimeler, etiketler ve sertleşmiş alışkanlıklardır.

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden – Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr
 

#birlikteyaşamakültürü #toplumsaluyum #toplumsalgüven #mesafe #sosyalbarış #ortakyaşamalanları

YAZARLAR