-YARIN RAMAZAN BAYRAMI…
EVİNİZE “BUĞDAY”(BEREKET)
YAĞSIN İNŞALLAH…
-HER BABA KÜÇÜK OĞLUNUN
ELİNİ TUTUP YARIN SABAH
BAYRAM NAMAZINA GÖTÜRMELİ…
-ÖZELLİKLE ULU CAMİLERE…

Ramazan Bayramı’nın;
-Hayrı, bereketi, sağlık ve mutluluğu ülkemizin, milletimizin, bütün Türk-İslam Âlemininin üzerine olsun inşallah…
“Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola
Hüzn ü keder def' ola
Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola
Bayrâm o bayrâm ola”
Üstad Şair Yahya Kemal BEYATLI’nın “SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI” şiirini her okuduğumda;
-Gönül tellerim titrer de titrer…
-Türk Milliyetçiliği yanıma, kalbimin
odacıklarına kan taşıyan bir ana damar olur.
SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI
“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi.
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.”
………………………………
………………………………..
…………………………………
………………………………….
Şairin ulu camii Süleymaniye’de
diz çöküp vatanın birliğine karışması “fena fid devle ve’l mille” halet-i ruhiye noktasına ulaşması, o an yanında hissettiği atalarımızın ruhlarıyla MUHABBET etmesidir…
Deriz ki...Her baba küçük oğlunun elini tutup yarın sabah Bayram namazına götürmeli…
Çünkü;
-Çocuk, bayram namazında babasıyla saf tutar.
-Orada protokol olmadığını görür.
-Cemaatin bir parçası olur.
-Güzel giysiler alınır. El öper, harçlık verilir.
-El üstünde tutulur, adam yerine konulur.
-Kendinin önemli olduğunu hisseder.
Bayram, çocuğun millete dahil olduğu gündür. Bayram namazı milletin şenliğidir. Aslolan kendini oraya ait hissetmektir.
Evlatlarımız bizlere Allah’ın bir nimeti, gözlerimizin nuru, evlerimizin neşesi, soyumuzun devamı, milletimizin istiklali, ahiretimizin duacısı ve Allah’ın emanetidir.
Onlarla sevinir, onlarla üzülür, onlarla istikbale yürürüz. Onlarında beden ve ruh yapıları vardır.
Beden sağlıklarını en iyi şekilde takip ederken, ruh yapılarınıda inanç ve ibadetlerle, Türk-İslamın temel ahlak prensipleriyle beslemek, anne/baba ve eğitimcilerin ortak görevidir.
Ruh yapılarıda mensubu olduğumuz Türk Milletinin örf ve adetleriyle, milli geleneklerimizle doldurmak zorundayız..
Türkistan’dan, Bosna'ya, İstanbul’dan Konya’ya kadar, şehirlerden dağ başlarına kadar bayram aynı üslûp üzre yaşanır. Bayramlar yaşadıkça millet de yaşar.
-Osmanlıda sultanlar adına yaptırılan büyük camilere SELATİN CAMİLERİ denilir…Selatin Camilerinde;
-Sabah namazını kılmak,
-Ziyaretlerde bulunmak,
-Sılayı rahim yapmak,
-Büyüklerin ellerinden öpmek, sevdiklerine sarılabilmek, yakın tarih de “pandemi yıllarında” gördük ki büyük nimettir.
Bu liste sayfalarca uzayabilir...
Ne güzel bir cümle;
“HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK"
Mart Ayı sonuna geliyoruz.
Her ne kadar 21 Mart “Nevruz” yaklaşmasına rağmen bugün Konya’da hava soğuk yağmurlu. Bahar havası daha gelmedi.
Sabah namazı çıkışı fırından ekmek almak için dışarı çıkıp o soğuk değilde “asılan ciğeri kokutmayan serin gedavet rüzgarının” surata çarpışıyla hatırlarsınız baharın yavaş yavaş yaklaştığını…
Bahardan Yaz’a geçişte;
-Yağmur yağar mı ki.? Şemsiyemi nereye koymuştum yahu.?
-Toprağın sıcaklığı, ağaçların yeşillenmesi başkadır.
-Yağmurun kokusu bambaşka. Sırf bunun için bile sevebilirsin bahar’dan yaz’a geçişi..Bulutlar insana yakın, göğün mavisi biraz dargın…
Yarın Mübarek Ramazan Bayramı…Yine düştü analar, babalar gönlümüze. Haniii…Güzel bir Kerkük türküsünde diyor ya;
“İNSANLAR ŞİRİN UYKUSUNDA UYURKEN…” Vatanını SEVDA derecesinde sevmekten başka bir suçu olmayan oğullarının peşinden mahkeme mahkeme, şehir şehir gezen, bayramları zehir olan çilekeş Rahmeti Rahmana kavuşmuş babalara ve Analara Rabbim RAHMET eylesin, hayatta olanların ellerinden hürmetle öperim..
Babası yakınında, yanı başında olan kardeşlerim, çok şanslısınız, size imreniyorum. Çünkü;
-Sırtınızı dayadığınız koca bir Uludağ’ınız var.
-Yaşlansa da yatalak olsa da hala gölgesinde huzur bulacağınız ulu çınarınız var.
-Vakit varken sokulun koynuna…
Onun sinesi bizim Meram Bağları’ndaki ıhlamur ağacının yeni açmış çiceği gibi kokar. Öpün o gül kokulu ellerini.
-İhtiyaç hissetmeseniz bile fikrini sorun. İnanın “evladıma faydam dokunacak” diye Şeyh Edebali’nin halet-i ruhiyesini görürsünüz veya oğlu Sultan Veled’e her daim öğüt veren Hz. Pir’i ve yol gösterici, devlete/mülke nizam veren Hasan Bin Ali’yi yani Nizam-ı Mülk’ü…
-Sizinle övünç duymasına imkan verin. Uzaktaysanız telefon açın. Telefonla ulaşamayacağınız günler gelmeden her gün hatırını sorun.
Hani…
Yaşlı amca telefonunu tamirciye götürmüş ya…Usta tamircide demiş ki;
-Telefon sağlam...
-Sağlamsa o zaman çocuklarım beni neden hiç aramıyor?
Annenizin ve Babanızın size ettiği dua ile...Bak nasıl evinize BUĞDAY (bereket/huzur) yağarda haberiniz olmaz…
Sevgi ,emektir." diyor
Cengiz Aytmatov, Selvi Boylum
Al Yazmalım adlı eserinde.
"Sevginin kantarı, fedakarlıktır." diyor Hz. Mevlana’da.
Cevr-ü cefaya, naz ile ezaya tahammüldür sevgi. Şikayet erbabının, rahatlık düşkünlerinin sevgiden nasibi olamaz.
Yunus Emre ne güzel söylemiş
“Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” diye.
Bir insanın dili güzel mi, her şeyi güzeldir. Dili kötü mü, isterse yüzü ay parçası olsun.
Dil güzelliği Rıza-yı Bârî için kimseyi kırmamaktır.
Yaradılışı güzel insanın dilide güzeldir. Işık olma yolunda ışık saçar etrafına. Kainatın sadece bir zerresi olduğuna idrak etmiş tevazu sahibi gönüller rahmete, nimetlere şükreder…
Dava arkadaşlarına gönüldaşlarına yol gösterirler.
Ruhî-i Bağdadî'de der ki:
"Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler,
Yevme lâ yenfeu’da kalb-i selîm isterler..."
{Ey hoca sanma ki senden altın ve gümüş isterler. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günde tertemiz ve sapasağlam bir kalp isterler.}
Akşam dergaha dönen dervişe iki soru sorulurmuş:
1-Bugün kalp kırdın mı.?
2-Namazlarını kıldın mı.?
Birinci soruya EVET diyen dervişe ikinci soru sorulmazmış.
Bu soruyu soracak tekke kalmadı bugün. Ama soru eskimez ve her asırda güncelliğini kaybetmeyecek
bir soru.
-Dervişliğiniz yoksa…Kibir abidesi fitne, fesat, münafık iseniz;
-CİHANGİR OLSANIZ NE YAZAR.!
Okunan Hatm-i Şeriflerden hasıl olan sevabı dağıtmak kolay…
Asıl önemli olan yapılan ticaretten hasıl olan KÂRI DAĞITMAK…
Tatil, gezinti değil asgari ücrelinin ve emeklinin derdi. İsteriz ki mutfakta kazanlar rahat kaynasın...
Ne Bilge Kağan'ın yardımlaşmayı öğütleyen "Fakir Türk kalmasın, fakirlik suç olsun." ne de İslamın emrettiği "komşusu açken, tok yatan bizden değildir." sözüne uyduk. Ama baksan %99'u Müslüman olan Türk ülkesinde yaşıyoruz.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
“Üç şey kimde bulunursa,
Allah onu himayesine alır
ve Cennetine koyar.
Bunlar:
-Zayıflara yumuşak davranmak.
-Ana babaya şefkatli olmak.
-Emri altında çalışanlara iyilik etmektir, merhamet ile cömert davranmaktır.”
MERHAMET…
İslam medeniyetinin en önemli şiarıdır ve İslam medeniyeti bir merhamet medeniyetidir.
Bize düşen bu merhamet medeniyetini bütün boyutlarıyla yeniden ihya etmektir.
Bir Türk olarak bizim medeniyet anlayışımızın temelinde Yunus Emre’in beyanıyla “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” anlayışı yatmaktadır.
Yazımızın kağıda dökülmesinin sebebi ise SADİ ŞİRAZİ’nin günümüzde de geçerli olan sözüdür;
“Başkalarının mutsuzluğuna gamsız kalırsan,
Sana insan demek yakışık olmaz.!”
Ülkemizde savunma sanayiinde güzel şeyler olurken ekonomi bürokrasisinin insanımızın hayat şartlarına destek vermesi, insanımızın gönül bağının kuvvetlenmesine yönelik olumlu katkı sağlaması gerekir..
-Hayat pahalılığı güzel şeyleri gölgelememeli.
Milli şairimiz M.Akif’in en çok önem verdiği, durmadan işlediği konulardan birisi de milli birlik ve beraberlik ruhudur.
Çünkü ona göre bir milleti bölmeden-parçalamadan yok etmek mümkün değildir.
Milli birliği geliştirmenin yollarından birisi de insanların birbirleriyle yardımlaşması, birbirlerini iyi ve kötü günlerinde ziyaret etmeleridir.
Hz. Mevlana der ki:
“Dostlarını daima vefa ile hatırla.
Arayan sen ol, bulan sen, tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen. Kula vefası olmayanın, Hakka vefası olmaz.”
Anadolu’da gönül tellerimizi titreten güzel bir türkü vardır;
“Kadir Mevlam senden bir dileğim var,
Beni muhannete muhtaç eyleme,
Yedi deryalara gark eyle beni,
Yine de muhannete muhtaç eyleme.”
Rabbim bizleri açıklıkla yoklukla musibetle terbiye etmesin.
Hani…Bir türküde diyor ya;
“Geçen gün ömürdendir” diye.
Tam olarak mevzu bu aslında.
Filmin sonunda kendi elini sinesine vura vura; “tükendiiii naktiiii ömrüüüm dildee sermaye bir âh kaldı gülüüüüm amaaan” diye bulmak istemiyorsan uyan dön bak bir çevrene. Uşşak makamında güzel bir şarkı sözü var;
“ZAMAN GELİP GEÇİYOR,
DUR DEMEK KOLAY DEĞİL.”
Zaman gençliği, gücü ve kuvveti alıp götürür. Mevki, makam zaten emanettir. Her an gidebilir.
Ölüm ise insanı malından ve servetinden ayırır. İnsanlar ebedi yolculuğa ancak bir kefenle yola çıkar.
“Gençlik ve yakışıklılık” yaz mevsimi meyvesi gibi geçicidir. Cenab-ı Allah kişiye sağlık ve afiyet versin.
Arefe günü bizim tarihi bedestende ve Kapu Camii ile Aziziye Camii civarı bayram öncesinin tatlı telaşı, maalesefff televizyon haber kanallarında Gazze’de ,Tahran’da ve Tebriz’de özellikle sabilerin ölüm haberleri bana Türk Sanat Müziğinde Hicaz makamındaki şarkı sözlerini hatırlatıyor;
“Geçti gitti hüsn-i ömrüm
GÜL-İZÂRI neyleyim,
Açtı, soldu tüm çiçekler,
LÂLEZÂRI neyleyim,
Kaçtı gece uykularım
ben HAZÂRI neyleyim,
Bir gönülde yatar na'şım,
ben MEZÂRI neyleyim “
Mübarek Ramazan Bayramı’nın hayrı, bereketi, sağlık ve mutluluğu ülkemizin, milletimizin, bütün Türk-İslam Âlemininin üzerine olsun inşallah…
“Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola
Hüzn ü keder def' ola
Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola
Bayrâm o bayrâm ola”
-BAYRAMDA..EVİNİZE “BUĞDAY” (Bereket/huzur)YAĞSIN İNŞALLAH.
Meram Bağları’ndan;
SEVGİLER.
🌹🇹🇷🌹
19 Mart 2026
Taş Medreseli
Tarih Öğretmeni
Ali KUZENCİK

