Bir öğretmen çocuğuyum..
Hatta ilk öğretmenim babamdı.
Erzurum o kara kışa teslim olmuş coğrafyasında yaşam zorluğu çekenlerin en önemli hayat suyuydu okumak.
Bu yüzden dadaşlar öğretmene ayrı bir önem verirlerdi...
Ben okulda baba ile öğretmen arasındaki statüye sadık olmaya çalışırken köylünün "eti senin ,kemiği bizim " sözleriyle okula çocuklarını teslim etmesini izlerdim ...
Okula gelen çocuklarında bu teslim edilme ile öğretmeni nasıl kutsallaştırdığına şahit olurdum.
Öğretmen öl dese ölecek kadar saygı ve sevgi ile bağlıydı öğrenciler.
Değil öğrenciler onların velileri bile öğretmenin yanında küfür etmez, kavga yapmaz hatta yüksek sesle bile konuşmazlardı...
Hatta öğretmeninden bir tokat yese öğrencisi onu kendine ödül sayardı..
Ana babasından sonra gönül rahatlığı ile öğretmenin elini öperdi o çocuklar.
Ozaman dünyanın en şerefli mesleği öğretmenliktir diye beynime ve ruhuma kazıdım bu duyguyu ...
Hakiten de öyledir ve dünya döndükçe bu hakikat değişmez .
Bu yazdıklarım sadece benim hayatımdan bir kesit değil ulkemizin her köşesinde öğretmene verilen değer buydu ...
Zira biz "bana bir harf ogretenin 40 yıl kölesi olurum "diyen Hz Ali gibi severdik ilmin merkezini
Zira biz ekmeğe, suya ihtiyacımız kadar ilme muhtaçtık.
Çok geçmedi 40 yıl köle olacağımız o mukaddes varlıkların 40 yılda nasıl değersiz hale getirdiğimizle yüzleştik.
Daha dün 40 yaşına daha yeni basmış bir öğretmenimiz nerdeyse 40 yerinden bıçaklanarak şehit edildi ..
Evet görevi başında, hem de görevlerin en kutsalını icra ederken öldürülen öğretmen şehit değilde nedir .
Sahi "öğretmenin vurduğu yerde gül biter" ruhundan öğretmenini şehit eden bir nesle ve o neslin mimarı aile yapısına biz nasıl ulaştık...
40 bin kere yazıklar olsun bize ...
Bugün yapılan bütün öğretmen eylemlerini canı gönülden destekliyorum.
Gerçekten yeter artık!
Şehit öğretmenlerimize saygılarımla.
Selçuk Düzgün
