Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI


Y.KEMAL BEYATLI: “EZANSIZ SEMTLER.”

Deriz ki…Türk ecdadını tanıdıkça daha da TÜRK olursun, yarınları kurmada daha da güçlü olursun.”Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir”. Bunun anlamını anlamak gerek.


Y.KEMAL BEYATLI:
“EZANSIZ SEMTLER.”
              *******
-TÜRK GENÇLİĞİNİN MİLLİ ŞUURU HİÇ OLMADIĞI KADAR DİRİ VE AYAKTADIR.

“Kendi kendime diyorum ki: 
Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocuklarının milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı?

O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?

İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet halinde tutuyor.

Bugünkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler.

Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur’ân’ın sesini işittiler, bir raf üzerinde duran Kitabullah’ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gül yağı gibi bir ruh olan şan sahifelerini kokladılar.

İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler; kandil günlerinin kandilleri yanarken, ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler.

Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken tekbirleri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler. Türk oldular.

Bugünün çocukları büyük bir ekseriyetle yine Müslüman semtlerde doğuyorlar, büyüyorlar, eskisi kadar derin bir tahassüs ile değilse bile yine Müslümanlığı hissediyorlar.

Fakat fazla medenileşen üst tabakanın çocukları ezansız yeni semtlerde alafranga terbiye ile yetişirken Türk çocukluğunun en güzel rüyasını göremiyorlar.

Bu çocukların sütü çok temiz, hilkatleri çok metin olmalı ki ileride alafranga hayat Türklüğü büsbütün sardıktan sonra milliyetlerine bağlı kalabilsinler, yoksa ne muhit, ne yeni yaşayış, ne semt, hiçbir şey bu yavrulara Türklüğü hissettiremez.

Ah! Büyük cetlerimiz! Onlar da Galata, Beyoğlu gibi Frenk semtlerinde yerleşirlerdi, fakat yerleştikleri mahallede Müslümanlığın nuru belirir, beş vakitte ezan işitilir, asmalı minare, gölgeli mescit peyda olur, sokak köşesinde bir türbenin kandili uyanır, hasılı o toprağın o köşesi imana gelirdi.

Beyoğlu’nu ve Galata’yı saran yeni yapıların yığını arasında o mescitlerden ve o türbelerden bir ikisi kaldı da (gördük ki) cetlerimiz o kefere Frenk mahallelerinin toprağına böyle nüfuz ederlerdi.

Biz bugünün Türkleri bilakis Şişli, Nişantaşı, Kadıköy, Moda gibi küçücük bir şehri andıran yerlere yerleştik, fakat o yerler Müslüman ruhundan ari, çorak ve kurudur.

Bir Üsküdar’a bakınız bir de Kadıköyü’ne, Üskü­dar’ın yanında Kadıköyü Tatavla’yı andırır. Eski Türklerin ruhları ile yeni Türklerin ruhları arasındaki farkı anlamak isterseniz bu son asırda peyda olan semtlerle İstanbul içlerini mukayese ediniz.

Medenileştikçe Müslümanlıktan çıktığımızı tabii ve hoş gören eblehler uzağa değil Balkan devletlerinin şehirlerine kadar gitsinler.

Görürler ki baştan başa yenileşen o şehirlerin her tarafında çan kuleleri yükselir, pazar ve yortu günleri çan sesleri işitilir.

Manzara halkın dinini, milliyetini hatırlatır. O şehirler bizim yeni semtlerimiz gibi millî ruhtan ari değildirler.

Artık Türk milletinin ruhu bir rayiha gibi uçtu mu? Hayır büyük kitlede yine o ruh var, fakat biz son nesil bir sürü gibi büyük kafileden ayrıldık, uzaklaştık, kaybolduk; fakat daha uzağa gitmeyeceğiz, döneceğiz, tekrar büyük kafileye iltihak edeceğiz.

Yeni tarzda yaşayışla cetlerimizin diyanetini mezcedip bizi bu çoraklıktan, bu karanlıktan, bu ufunetten kurtaracak mürşitler, şairler, edipler, hatipler yetişmedi, fakat gayet tabii bir revişle büyük kafileyle kendi kendimize döneceğiz.

Dinsizliğin, kayıtsızlığın aksülameli başladı bile. Çocukluktan beri diyanet yolundan ayrılmamış olan kardeşlerimiz bizim gibi rücu hislerini itiraf edenlere henüz inanmıyorlar.

Onlara tamamıyla iltica edeceğimiz zaman da bizi birden tanıyamayacaklar. Çünkü onlardan çok ayrı, çok uzak düştük.

Dört sene evvel Büyükada’da oturuyordum. Bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim.

Fakat Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım, Büyükada’nın mahalle içindeki sakit yollarından kendi başıma camiye doğru gittim.

Vaiz kürsüde vaaz ediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni, daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini, camide gördüklerine şaşıyorlardı.

Orada, o saatte toplanan ümmet-i Muhammed, içine bir yabancının geldiğini zannediyordu. Ben içim hüzünle dolu yavaş yavaş gittim.

Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum.

Kardeşlerim, Müslümanlar bütün cemaatin arasında yalnız benim vücudumu hissediyorlardı. Ben de onların bu nazarını hissediyordum.

Vaazdan namazda ve hutbede onların içine karışıp “Muhammed” sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaşla doldu. Onlarla kendimi yek dil, yekvücut olarak gördüm.

O sabah, o, Müslümanlığa az aşina Büyükada’nın o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik.

Namazdan çıkarken, kapıda ayandan Reşid Âkif Paşa durdu, bayramlaşmayı unutarak elimi tuttu.

“Bu bayram namazında iki defa mesudum, hamdolsun sizlerden birinin kendi başına camiye gelmiş gördüm. Berhudar ol oğlum! Gözlerimi kapamadan evvel bunu görmek beni müteselli etti.” dedi.

Hem geldiğimi hem de bayramımı tebrik etti. Yanındaki eski adamlar da onun gibi tebrik ettiler. Bu basit hadiseden pek samimi olarak mahzuzdular. O sabah gönlüm her zamandan fazla açıktı.

Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık, biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz.

Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!”

 

 

*(23 Nisan 1922 tarihli Tevhid-i Efkár gazetesi, Yahya Kemal BEYATLI)
                **********

Bizde deriz ki…VATAN ŞAİRİ Namık KEMAL haklı;
“Fıtrat değişir sanma bu kan yine 
O KANDIR.!!”

İslam Dünyasına “imdat” etmek istiyorsan, yani tehlike içinde bulunana, güç durumda olana yardımcı olmak istiyorsan Aziz Türk Milletini ve Ulu Türk Devletini güçlendir.

Viyana kapılarına kadar giden âşıklar ordusu, yol arkadaşlarına soyunu sopunu sormadı. Hepsi el birliği ile Türk üslûbunu inşa etti.

Onların çocukları, bu büyük maziyi sahiplendi. Malazgirt’ten, Çanakkale’ye devam eden aynı hikayenin öznesi Türk, dili Türkçe.

Bu yüzden deriz ki;
-NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE

TÜRK’ÜM diyemeyen, yutkunan mahzunlara bir sözümüz yoktur.
Onları kendileriyle başbaşa bırakalım.

Her nefeste bizi TÜRK yaratan Rabbimize şükredelim.

-Anamızın, babamızın evinde müslümanlığı hazır bulduk…
-Bu lütfun şükrünü eda edebilmek mümkün mü?

Biz Oğuz nesli Türklerin muradı;
-Tekbiri ITRÎ gibi söylemek.
-Ezan-ı, Kuran’ı İstanbul tarzında  okumak ve dinlemekten zevk almak.
-Ayağını kıbleye doğru uzatmamak.
-Kuran’ı belden aşağı tutmamak.
-Nimete hürmet etmek.
-Sofradaki ekmek kırıntılarını parmağıyla tek tek toplamak.
-Kul hakından sakınmak. 

Teraziyi tarttıktan sonra hak geçmesin diye bir miktar daha ilave etmemiz bundandır.

Bunlar bizim hayat tarzımız, bizim güzelliklerimiz.

Deriz ki…Türk ecdadını tanıdıkça daha da TÜRK olursun, yarınları kurmada daha da güçlü olursun.”Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir”. Bunun anlamını anlamak gerek.

Ey Türk…Mübarek Türk…Allah’tan gayrı kimsesi olmayan Türk!

-Türk olmaktan korkma,
-Türk olduğunda ırkçı olmazsın,
-Faşist olmazsın,
-Dinden falan çıkmazsın.

Kanı deli akan Türk gençlerine her daim seminerlerde ve derslerde 
deriz ki;
-Bırak başkalarıyla uğraşmayı.
-Başkaları başka başka olsun.
-Sen kendin olmaya bak.

Gayret edersen;
-Habib’ine layık ümmet olursun.
-Ecdadına layık millet olursun.
HER ŞEY SANA BAĞLI…

Türk gençliği bizim has bahçemiz, parlak yüzümüz,muazzam hazinemizdir….

Gençlik hür istikbalimizin mimarı, mihmandarı, mirasçısı,mihrabıdır.

Türk gençliği milli ve manevi değerlerle teçhiz edilirse/donatılırsa anasının ve babasının hayır duasıyla yoluna devam ederse hiçbir kötülük semtine dahi uğrayamayacaktır.

Gözümüze nasıl bakıyorsak onlara da öyle bakmalıyız.

Sağlam bir kafaya, imanlı bir kalbe, çalışan ve çalışkan bir kola sahip bir gençliğin üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluğun olmadığı, olmayacağı inancındayız.

Bilinsin ki, teminatımız ve tesellimiz Türk gençliğidir…Tarihin hiçbir döneminde esir bir vicdan ile kutlu emanetlerin taşındığı görülmemiştir.

Bu sebeple gençliğimizi esir etmek için kuyruğa giren; bölücü ve dünya vatandaşları ateistlere katiyen izin vermeyeceğiz.

Muhalefet partileri ve yandaş/fondaş medya gençlerimizi  X, Y, Z gibi kuşaklara ayırarak gençliği “çantada keklik” olarak kendi çıkarları doğrultusunda etkilemek, yönlendirmek ya da kontrol etmeye çalışıyorlar!

Yani demem o ki; gençlerimizin dikkatini dağıtarak, onların eğitimlerine ve gelecekteki başarılı yürüyüşlerine engel olmaya çalışıyorlar.

Ancak unuttukları bir husus var ki, Türk gençliğinin milli şuuru hiç olmadığı kadar diri ve ayaktadır.

-15 Temmuz’da sokağa inen uçağa levye atan, 
-Tankın egzozuna çaput tıkayıp yürütmeyen,
-Milyonlarca Kahraman Türk genci var ayağınızı denk alın buna göre akıllı olun…
-Bozgunculuk yapmak isteyenler Türk gençliğinin bu şuurlu duruşuna çarpıp, duracaktır.

Deriz ki…Ülkücü Türk gençliğinde her türlü zorluğu yenecek güç, bükülmez bilek ve Kızılelma’ya/Turan’a varmak için olan inancına, amentüye iman etmiş kadar inanıyorum.

Rabbim “ÜLKÜCÜ” Canların sayısını arttırsın ve şeytani gözlerden korusun inşallah.

Dündar TAŞER büyüğümüzün dediği gibi;

“Ülkücülerin kanaatları sağlam, imanları bütün, fikirleri berraktır. Serttirler ama odun gibi değil elmas gibi pırıl pırıl.”

Dünyanın kilit taşının üzerinde oturuyoruz. Tarihin, coğrafyanın, inançlarımızın ve ideallerimizin üzerimize yüklediği vazife çok ağır.

Allah’a çok şükür Ülkücü Türk gençliğin geleceğinden ziyadesiyle ümitliyim.

Hayat enerjimizi besleyen damarlardan biride ÜMİT etmektir. İnsan olmamız hasebiyle maddi ve manevi sıkıntılar bizi hiç bir zaman ümitsizliğe sevk etmemelidir..

İnsanoğlu bütün eksiklik ve kusurlarına rağmen ümidini hiç bir zaman kaybetmemelidir.

İnsanın ümitvar olmasının ruh ve beden sağlığı açısından önemi büyüktür.

ÜMİTSİZLİK insanı perişan eden bir duygudur. Dua eden insan Rabbinden daima ümitvardır.

ANADOLU…Adını tarihe altın harflerle yazdıran onurlu, fedakar, cesur ve kahraman ümitvar insanlarla VATAN olmuştur.

BUGÜN CUMA… Cuma’nın hayrı, bereketi, sağlık ve mutluluğu ülkemizin, milletimizin, bütün Türk-İslam Âlemininin üzerine olsun inşallah… HAYIRLI CUMALAR.

Meram Bağları’ndan;
SEVGİ ve MUHABBETLE
🌹🇹🇷🌹

30 Ocak 2026

Taş Medreseli Tarih Öğretmeni;
Ali KUZENCİK

YAZARLAR