Hüseyin ÖZKAN / KARARGÂH

Tarih: 12.02.2026 21:15

Algının Dijital Mimarisi: Oyun ve Sosyal Medya

Facebook Twitter Linked-in

Değişim olgusu, tarihin pek çok döneminde insanlık için aynı zamanda bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir.  Bu dönüşüm, bireyin çevresini algılama, anlamlandırma ve deneyimleme biçimine göre köklü bir yeniden yapılanmayı da beraberinde getirmiştir. Toplumlar, çağın gerekliliklerine ve değişen yaşam şartlarına göre siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel değişimler geçirmişlerdir. Çağımızda bu değişimlere bağlı olarak yaşanan dönüşümlerin en önemli dönüm noktası dijitalleşmedir. Dijitalleşme süreci, toplum yapısını olduğu kadar bireyin davranış biçimlerini de gözle görülür biçimde değiştirip dönüştürmüştür. Bu dönüşümde başrol oynayan dijital oyunlar ve sosyal medya; eğlendirme, hoşça vakit geçirme ve iletişim gibi temel ortaya çıkış amaçlarının yanı sıra algı üretme ve yönlendirmede de etkin konumdadırlar. Özellikle günümüz dünyasında oyun ve sosyal medya, kişisel tercihlere ve zevklere dayalı aktiviteler olmaktan çıkarak toplum algısının üretildiği ve hatta yönlendirildiği bir alan hâline gelmiştir. Bu yolla söylenebilir ki dijitalleşen dünyada özellikle gençleri hedef alan oyun ve sosyal medya, aynı zamanda algı yönetiminin de mimarı konumundadır.

Hollandalı tarihçi Johan Huizinga, Homo Ludens yani Oynayan İnsan adlı eserinde oyunun gündelik yaşamda vazgeçilmez bir konumu olduğunu dile getirirken aynı zamanda oyunu insanın sosyal yaşam kültürünün kurucu unsurlarından biri olarak değerlendirmektedir.[1] Bu açıdan bakıldığında dijital oyunların; bireye belli kurallar çerçevesinde strateji geliştirerek hareket etmeyi ve bireyin ödül-ceza sistemlerine uyum sağlamasını öğrettiği görülürken bir diğer yandan bireyin günlük yaşamında da karar alma süreçlerini bu yönde şekillendirdiğinden söz etmek mümkündür. 

Öte yandan Jean Baudrillard simülasyon kuramıyla, modern toplumlarda gerçek ile gerçek olmayan arasındaki sınırın giderek belirsizleştiğini savunmaktadır.  Baudrillard’a göre simülasyon, gerçeğin yerini alan ve hatta ondan daha gerçek gibi algılanan bir yapı üretmektedir.[2] Sosyal medya ve oyunlar kapsamında bir değerlendirme yapıldığında ise görülebilir ki bu platformlarda genç bireyin karşı karşıya geldiği içeriklerin çoğu kurgulanmış ve seçilmiş birtakım temsillerden oluşmakta; bu durum da bireyin gerçeklik algısını çok daha simülatif bir düzleme taşımaktadır. Sanal dünyanın bu manipüle edici ve yönlendirici yapısı zaman geçtikçe bağımlılık olgusunu da beraberinde getirmiştir. Sürekli çevrim içi olma hâli, anlık bildirimleri kontrol etme, can sıkıntısı ya da boş kalma hâli yaşamama, etkileşim temelli ödül mekanizmaları gibi unsurlar bireyin odaklanma ve dikkat süresini, etkili düşünme ve farkındalık yeteneklerini zayıflatmaktadır. Bir diğer yandan gençlik, sanal dünya üzerinden kendilerine sağlanan görünür olma ve onay ihtiyacını karşılamaya yönelik tutum izlerken çevresinde var olan, daha geniş çerçevede içinde yaşadığı toplumun meselelerine dair düşünce üretmekten geri kalmaya başlamıştır.

Türk toplum yapısında gençlik, bütün bir tarihi kapsayan süreçte bedenin sağlıklı ve diri olma hâli gibi biyolojik ve fizyolojik bir yaş evresi olmaktan ziyade bir millî sorumluluk ve bilinç alanı olarak kabul edilmiştir. 

İlteriş Kağan ve Orhun Yazıtları’ndan başlayan Türk düşünce geleneğinde, devlet büyüklerinden milletin her bireyine kadar içinde yaşadıkları topluma karşı sorumluluğu; bilgi, tecrübe ve akılla hareket etmesi gerektiği vurgulanmıştır.[3] Bu açıdan bakıldığında söylenebilir ki gençlik; taze ve canlı bir potansiyel güç olmanın ötesinde, geleceği kuracak zihinsel dinamizmin ta kendisi olarak konumlandırılmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “bütün ümidim”[4] diyerek idealize ettiği Türk gençliğinin zihinsel ve ahlaki bir sorumluluk ve sağduyu sahibi olması beklenmektedir. Bununla birlikte gençlerimizin, sosyal medya veya dijital oyunlar aracılığıyla yönlendirilen yapay gündemlerin ötesine geçerek eğitim, kültür, bilim, siyaset ve sosyal meseleler gibi temel sorunlar üzerinde düşünceler üretmesi önem arz etmektedir. Bilhassa tarihi değiştiren pek çok olay ve strateji, atalarımızın en genç, üretken ve dinamik olduğu dönemlerde ortaya çıkmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, “Biz kuşakları X, Y, Z kategorisiyle ele almıyor, bu şekilde analiz etmiyoruz. Çünkü bu ayrımın alfabenin diğer harflerine kadar ulaşacağını, buradan da bir sonuç çıkmayacağını düşünüyoruz.”[5] sözleriyle Türk gençliğinin zamansız dinamizmine vurgu yapmış, onları bir gelecek ümidi, gelecek iradesi, geleceğin gerçeği olarak görmüştür. Nitekim bu üretken bilinçle genç birey, kendi donanımını yükseltmekle kalmayıp toplumsal kalkınma ve ilerlemede de rol sahibi olacaktır. 

Söz konusu noktada ise dijital dünyanın, ulaşılması gereken bir “amaç” değil, kutlu amaçlara ulaşmak için gereken birer “araç” olduklarını kabul etmek, algının yanlış yönetimine karşı geliştirilecek en etkili tutum olarak değerlendirilecektir.
 

[1] Johan Huizinga, Homo Ludens,  11. Baskı, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2022,  s.23-24.

[2] W. Lance Bennet, Politik İllüzyon ve Medya, Çev: Seyfi Say, Nehir Yayınları, İstanbul, 2000, s. 200

[3] Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1991a.

[4] Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürk’le beraber, Cilt: II, s. 471-472

[5] Dr. Devlet Bahçeli, “23 Şubat 2021 tarihli MHP TBMM grup toplantısı konuşmaları” https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/4773/index.html Erişim Tarihi:22.01.2026


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —