Yıl 1876… Osmanlı’nın son demleri.
İstanbul’da bir konak.
Paşa, konağın avlusunda oturur.
Kapının önünde sıraya dizilmiş insanlar vardır.
Herkes bir şey ister:
İş, torpil, affedilme, para.
Bir adam hariç.
Adam kapının önünde durur ama içeri girmez.
Kapıyı çalmaz.
Sesini yükseltmez.
Paşa fark eder:
- Sen niye bekliyorsun? der.
Adam başını kaldırır:
- Bir şey istemeye gelmedim.
Paşa sinirlenir:
- O zaman niye buradasın?
Adam sakin cevap verir:
- Gücünüzü görmek için.
Paşa güler:
- Gücüm ortada.
Adam başını sallar:
- Hayır.
- Güç, kapıyı çalmayana ne yaptığınızdır.
Avlu sessizleşir.
Paşa ilk kez ayağa kalkar.
Adamı çağırır.
- Gir içeri.
Adam geri çekilir:
- Girmem.
- Neden?
- Çünkü girersembsizin gücünüz değil, benim ihtiyacım konuşur.
Adam döner, gider.
O gün paşa herkese iş verir.
Herkesi memnun eder.
Ama yıllar sonra paşa unutulur.
O adamın adı da bilinmez.
Ama o günden sonra İstanbul’da şu söz dolaşır:
“Kapıyı çalmayan adamdan kork.”
Selam olsun kapı çalmayanlara.
Yerle yeksan olsun şahsiyetim eğer çalarsam.
Korkutmaya devam ...
Birgün mutlaka…