Menü MİLLİ SES | ÜÇÜNCÜ SAYFA HABER | UCUNCUSAYFAHABER.COM.TR
Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI

Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI

Tarih: 26.03.2026 12:49

Edep üzerine...

Facebook Twitter Linked-in

ÜLKÜCÜLÜK “EDEP” ÜZERİNE 
İNŞA EDİLMİŞTİR…TEMELİ TÜRK TÖRESİDİR…

TÜRK TÖRESİNDE “KADİM DOSTA” KÖTÜ SÖZLER SÖYLEMEK YOKTUR! HELE DE MÜŞTEREK BİR MAZİ VAR İSE…

BİZİM DÜNYAMIZ GÜL VE BÜLBÜL… İŞİMİZ: ÇARŞI-PAZARDA GÜL ALIP, 
GÜL SATMAK…

 

 

“ÜSLUP" ne kadar önemli…Zehiri bala, balı zehire de dönüştürebiliyor bir anda.

Hayranım saygıyı elden bırakmadan, sözü incitmeden, kelimelerini seçerek konuşabilen insanlara.

Sadi ŞİRAZİ diyor ki :
“Her gördüğünüz insana KARAKTER  yüklemeyin, bırakın karakterini kendi belli etsin. Küpü kırıp içine bakmaya gerek yok, mutlaka bir yerden sızıntı verecektir.”

Okuyupta binlerce madde madde özetini çıkardığım Mesnevi’de Hz. Pir der ki;
“Bin sene okusam...Ne biliyorsun deseler…HADDİMİ derim.!”

Bu yüzden dikenin ucuna çıkta, edep çizgisinin dışına çıkma. Hürmet eden hürmet görür.

Elbette “farklı düşünmek” gerekliliktir. Ancak farklı düşünenlerin “edep” dairesinde tartışması “erdemdir.” İtiraz etmek “yiğitliktir”. İtiraz edeni dinleyip izahta bulunmak “olgunluktur”.

Mesnevi’de Hz.Pir der ki;
“Kişi kim olduğunu bilmek isterse, kimleri sevdiğine baksın.”

-Çünkü aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.

-İnsanın kıymetini dili belirler ve insan onunla mutluluğa erer.

1978 başlarıydı... 
Maltepe'de Ankara Ocağı yönetim odasına gelen Kıymetli Kardeşim Ankara Ocağı Başkanım Ayhan Ünal ile birlikte Bahçelievler'deki  parti genel merkezine yakın olan Beşevler'deki Yüksek Öğretmen’e uğrayıp PARKALARI çıkarıp, kravatları takıp, LACİVERTLERİ giyerek Başbuğumuzun basın toplantısına görev icabı bulunduk.

-O günlerde Ecevit 11 bağımsız milletvekili ile 42.hükümeti kurmuştu.

Ancakkk...
Eski Başbakan ve Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı rahmetli DEMİREL bu durumu bir türlü kabullenmemişti.

Basına verdiği demeçlerde yaptığı toplantılarda yeni kurulan hükümet için;
“ÇANKAYA HÜKÜMETİ, başbakan için HÜKÜMETİN BAŞI.!”gibi tabirler kullanıyordu.

Çankaya hükümeti tabiri neyse de “HÜKÜMETİN BAŞIII” lafını Levent KIRCA ve özellikle Nejat UYGUR kendi tiyatrolarında MÜSTEHCEN şekle dönüştürünce olay çirkin bir duruma dönüşmüştü.!

Başbuğumuz acilen bir basın toplantısı yapma gereğini duydu. Toplantıda o güzel, etkileci “davudi” ses tonuyla;

“Ne demek hükümetin başı.! 
-Ne demek Çankaya Hükümeti.! 
-Kurulan hükümet Türkiye Cumhuriyetinin 42.hükümeti.!
-Sayın Ecevit’te yeni hükümetin Başbakanıdır.!” deyip gürleyince Başbuğumuzla arası çok iyi olan rahmetli Demirel bir daha bu tabirleri kullanmadı.! SUSTU.!

Rahmetli Başbuğumuz;
“-Türk Devlet geleneğine" bağlı,
-Devletin varlığında yok olma halet-i ruhiyesine ulaşmış, büyük bir devlet adamıydı.

Edebe önem verirdi. Yetiştirdiği ve ona gönül veren milyonların da edepli olmasını isterdi.

Devlet Bahçeli Bey’de;
-Hem Başbuğumuzun hem de rahmetli Dündar Taşer büyüğümüzün dizi dibinde yetişmiş, 
-Makam odasına giren küçük kız çocuğu karşısında dahi çeketini ilikleyen edebli, ferasetli, cömert, merhametli, imanlı bir devlet adamıdır.

Ülkücülük EDEP üzerine inşa edilmiştir…Temeli Türk Töresidir.

“Hiçbir süs edep kadar güzel değildir..” Hz. Ali

Fikrini ve iradesini başka mecralara kiralamış ve BAŞINI KUMA SOKMUŞ olanların sözü de kendisi de muteber değildir. 
                    ********

Konya/Tarihi Bedesten’de PİRİ 
MEHMET PAŞA CAMİİ’SİNİ gezerken… Caminin “kesme Sille taşına” bakmayız…
Bu tarihi isim bizi tarihin derinliklerine çektiğini hissederiz.

YAVUZ SULTAN SELİM HAN, tahta çıkar çıkmaz “SADARET” yani günümüz “BAŞBAKANLIK” makamını boşaltmıştır.

ilk divanda sadrazam atayacağını duyurur. Paşaların tamamı Enderûn’ludur, tahsilli, kalifiye kimselerdir. Sadece Piri Mehmet Paşa gazi-alaylıdır. Savaştan-savaşa, cepheden-cepheye koşarak yetişmiş, imanı ve bileğinin hakkıyla paşadır.

Divan günü bütün paşalar, saatlerce önceden koşarak padişah’a yakın yerlere otururlar. Hepsinin gönlünde sadrazamlık yatmaktadır. Piri Mehmet Paşa ise divana birkaç dakika kala gelir ve padişaha uzak, kapıya çok yakın bir yerde durur.

Yavuz gelir... Selam-sabah, hoş-beşten sonra Divan-ı açar;

“-Bre Paşalar.! Bir karara vardım.
Ne dersiniz ? diye kararını açıklar. Açıkladığı karar, devletin yüzde yüz aleyhine bir karardır.!

Sonra meşveret gereği;
“Falan Paşa ne dersün.? diye sırayla sormaya başlar. Aldığı cevaplar;
“-Muvafıktır Hünkarım..
-Çok doğru Hünkarım...
-Siz yeryüzünde Allah’ın gölgesiniz, yanlış yapmazsınız Hünkarım.”
Ve benzer sözlerdir..

Sıra, en sona kalan Piri Mehmet Paşa’ya gelir.

“-Bre Piri Paşa.! Sen ne dersin.?” diye soru tekrarlanır.

“-KÜLLİYEN YANLIŞTIR HÜNKARIM.” Cevabı ile sanki bir bomba düşer.! Herkes Yavuz’un gazabını düşünerek titremeye başlar.!

Yavuz;
“-Bre Piri, bizden korkmazmısın.!
Bilmezmisin biz KELLE alırız.!”
diye kükrer.

Cevap da saygılı ama aynı cesur  tonlamayladır;

“-Haşa Hünkarım.! Yüreğimizi Allah korkusu, öylesine kaplamıştır ki başka bir korkuya asla yer yoktur..”

…Ve Piri Mehmet Paşa,
SADRAZAMDIR.!
              ******
Yunus Emre der ki;
“Sözünü bilen kişinin, 
yüzünü ağ ede bir söz,
Sözü pişirip diyenin, 
işini sağ ede bir söz.”

Dil üzerine çok söz söylenmiştir;
-Bir söz söylerken hem kendi hemde karşınızdakinin ahiretini düşünerek konuşun.
-Söz insanın terazisidir. Fazlası ziyan, azı vakardır.
-Alay ve boş konuşmak belaya yol açar.
-Hikmeti konuşmakta değil, susmakta aramalıdır.
-Az konuşan kınanmaz, üstelik itibarı çok olur.
-Dil, irfan hazinesinin anahtarıdır, çok konuşan, gönüldeki hizmet cevherini boşaltır.

Eğer kalbte darlık ve üzüntü, vücutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş ve yersiz konuşmalardan meydana geldiği bilinmelidir.

Susmak aklın süsü ve cehaletin örtüsüdür. Tatlı dilli ve cömert ehli olunmalıdır.

“DÜĞÜNE ÇAĞIRSALAR GİTMEYELİM, ÇAĞIRMASALAR KÜSELİM” diyen bizim mahallenin köşebaşı bakkalı muhacir Hüsmen Emmi’nin meraklı karısı İĞNECİ DÜRDANE Teyzenin “HERŞEYDEN ŞİKAYET EDEN” halet-i ruhiyesinden bir an önce kurtulalım. Bu kadar hırslı ve geçimsiz olmaya gerek yok.

Mesnevi’de Hz. Pir ne de güzel der;
“-O kadar çok koşmayın, o kadar çok yorulmayın, şu yerin altında ÇIRAK ne olmuşsa, USTA da o olmuştur.
                     ********
Bu cennet vatanın evlatları ,Türkiye’yi hedef alan saldırılar karşısında parti çıkarları ve günlük siyaset hesapları yapmaksızın ortak bir duruş ortaya koymaya ve Türkiye’yi zayıflatarak uluslararası operasyonlara açık hale getirmeye yönelik her türlü faaliyetin karşısında yer almaya kararlıdırlar.

Türk Töresinde “kadim dosta” kötü sözler söylemek yoktur.! Hele de müşterek bir mazi var ise...

Bizim sözümüz…
NEDAMET gösteren, bugün “pişmanlık” duyan ülküdaşlarımın, Hz. Pir’in Mesnevi’deki sözüne kulak vermelerini dilerim;

“-Kapı açılır, sen yeter ki;
vurmayı bil.
-Ne zaman.? dersen…
-Bilemem...ama, ‘açılmaz’
diye umutsuz olma, yeter ki;
O KAPIDA DURMAYI BİL”

Dava arkadaşlarımıza, ülküdaşlarımıza karşı bitmeyecek bir vefamız, eksilmeyecek bir muhabbetimiz vardır.

Her vakit duamız odur ki…Hak etmeyeni sevdirme bize Yarabbi.

Gönlümün “Şeyh Edebâli’si” olan milli şairimiz M.Akif ERSOY ne de güzel der:

“Değil mi cephemizin sinesinde 
iman bir; 
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, 
vicdan bir; 
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, 
yılmaz, 
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe 
sarsılmaz.”

Her daim dediğimiz gibi VEFA;
Yangın varken seçtiğindir.! Söndükten sonra seçsen ne yazar, vazgeçsen ne yazar.!

Zaman gençliği, gücü ve kuvveti alıp götürür…Mevki, makam zaten emanettir. Her an gidebilir. Ölüm ise insanı malından ve mülkün servetinden ayırır. İnsanlar ebedi yolculuğa ancak bir kefenle yola çıkar.

Şer odaklı olmayalım ki dünyada nefret tohumunu üretmeyelim.

Aynı bağın bülbülüyüz biz. Güle birlikte yanarız, yeter ki gaflete düşüp de dikene kurban gitmeyelim. Hoşgörü elbiselerimizi ütüleyelim güzelce.

Milli Şairimiz M.Akif ERSOY 
der ki;
“-Allah’a dayan, sa’ye sarıl, 
hikmete ram ol,
Yol varsa budur, bilmiyorum 
başka yol.”

Canlar…Biz;
-Ne yoldan çıkanlardan olacağız.
-Ne de… Yoldan çıkanların değirmenine su taşıyacağız.

Bildiğiniz gibi atalarımızın güzel bir sözü yüzyıllardır söylenir;
“KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ..!”

80’li yıllarda ANAP ve Doğruyol’a giden  yakın arkadaşlarımızdan biliriz ki;
-Bizim bağın tatlı üzümü YABAN ellerde  ekşi koruk (goruk) olarak görülür.
-Anadolu da güzel bir söz var:
“El atına binen TEZ İNER oğul.

Gönül ister ki hakaret ve hainlik etmeden küsüp gidenlerin, Üç Hilali hala gönlünde yaşatan gönüldaşlarımızın tekrar şühedalı bu kutlu ocağa (Üç Hilal) dönmeleri.

Bildiğiniz gibi Devlet Bey;
Hem grupta defalarca hem birkaç mitingde “ kutlu ocağa davet” konusu ile ilgili güzel konuşmaları oldu. Daha ne desin.

Bu konuda kibir abidesi bazı eski yönetici arkadaşları düşününce yine aklımıza evi sadrazam Çorlulu Ali Paşa tarafından yıkılan şair NABİ düştü Canlar;

“Çok da mağrur olma İKBAL Meyhanesinde,

Akşam zafer sarhoşu olanların sabah TEPETAKLAK gittiklerini görmüşüzdür.!”

Bizim dünyamız;
GÜL ve BÜLBÜL…
“Gül alıp-gül satmak”…

Bülbülün feryadı gonca güle,
İnsanın sevdası bir tatlı dile.

Yolumuz…Ülkücü iradenin doğduğu, yeşerdiği, büyüdüğü, yaşandığı tek bildiğim Rahmetli Başbuğumuzun iki büyük emaneti;
-Üç Hilal’li MHP ve Bozkurtlu Ülkü Ocakları ÇİZGİSİDİR..

Bu çizgiyi takip eden “Yusuf Yüzlü-Yunus sözlü” samimi ülküdaşlarıma Meram Bağları’ndan SELAM OLSUN.
🌹🇹🇷🌹

26 Mart 2026

Taş Medreseli Tarih Öğretmeni:
Ali KUZENCİK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —