“GECENİN EN KARANLIK ANI, ŞAFAK SÖKMEDEN AZ ÖNCEKİ ANDIR HER ZAMAN.”
Bu söz, yalnızca doğanın döngüsünü anlatan şiirsel bir ifade değil; insan hayatının iniş çıkışlarını, umutsuzlukla umut arasındaki o ince çizgiyi de derin bir biçimde yansıtır.
***
Karanlığın en yoğun olduğu an, çoğu zaman aydınlığın en yakın olduğu andır. Ne var ki insan, tam da o anda bunu fark etmekte zorlanır.
***
Hayat, çoğu zaman doğrusal bir ilerleyiş sunmaz. Başarıdan önce başarısızlık, huzurdan önce karmaşa, aydınlıktan önce karanlık gelir.
***
İnsan psikolojisi ise karanlık anlarda geleceği olduğundan daha umutsuz görmeye meyillidir. Sorunlar üst üste geldiğinde, çıkış yolu görünmez olduğunda, gecenin hiç bitmeyeceği hissi ağır basar.
Oysa bu his, çoğu zaman algının bir oyunudur. Şafak yaklaşırken karanlık derinleşir; fakat bu derinlik, gecenin son çırpınışıdır.
***
Bu söz aynı zamanda sabrın ve direncin değerini hatırlatır. İnsan, en zor anlarında vazgeçmeye en yakın olduğu noktadadır.
Tam da bu yüzden, “en karanlık an” çoğu zaman bir dönüm noktasıdır.
Ya pes edilir ya da devam edilir.
Devam etmeyi seçenler için o karanlık, geriye dönüp bakıldığında bir eşik hâline gelir: insanın kendini tanıdığı, gücünü fark ettiği bir an.
***
Sabır, sabır, sabır.
Güç, makam ve ilişki üzerinden gelecek tasarlama bir yere kadardır.
Bozuk malzemeden kıymetli bir ürün, kıymetli bir eser bekleme, beyhude bir bekleyiştir.
***
Toplumsal ve tarihsel süreçlerde de bu metaforun izlerini görmek mümkündür.
Büyük değişimler çoğu zaman büyük krizlerin ardından gelir.
Savaşlar, ekonomik çöküşler, toplumsal bunalımlar; hepsi kendi karanlık gecelerini yaşatır. Ancak bu geceler, aynı zamanda yeni düşüncelerin, yeni düzenlerin ve yeni umutların filizlendiği zamanlardır.
Şafak, sessizce ama kaçınılmaz bir biçimde gelir.
İlkene, Ülküne, İdeolojine sahip çık. Ahlaklı ve şahsiyetli bir duruş göster.
Parlayan her şey altın değildir.
***
Sonuç olarak, “gecenin en karanlık anı” ifadesi, umutsuzluğu yücelten değil; umudu sabra bağlayan bir hatırlatmadır.
İnsan, karanlığın içinde kaybolduğunu sandığı anda aslında aydınlığa en yakın noktada olabilir.
Bu yüzden önemli olan, gecenin ne kadar koyu olduğuna değil, sabahın er ya da geç doğacağı gerçeğine tutunabilmektir. Çünkü şafak, her zaman en karanlık anın hemen ardından söker.