Akıl Penceremden: Türkiye’yi Birlikte Düşünmek | 5. Hafta Cuma Yazısı (3/3) | Fırsatlar ve Riskler: Yenilik ile Güveni Aynı Anda Yönetmek
Teknolojide kazananlar, en hızlı koşanlar değil; hızla birlikte güveni, hakkaniyeti ve denetimi kurabilenler olacak.
Kısa hatırlatma
Bu hafta, önce yapay zekâ çağında insanı konuştuk; sonra dijital kültürün toplumsal iklimi nasıl değiştirdiğine baktık. Şimdi üçüncü adımdayız: Bu dönüşümü fırsat–risk terazisinde nasıl yöneteceğiz?
Dünya ne yapıyor? “Kuralsız hız” devri kapanıyor
Yapay zekâ ve dijitalleşme, artık yalnız bir teknoloji yarışı değil; aynı zamanda bir kural koyma yarışı. Bunun en görünür örneklerinden biri AB Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act). Avrupa Komisyonu, AI Act’in 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdiğini duyurdu.
Daha güncel tartışmalarda ise AB’nin takvimi “duraksatmayacağı” ve uygulama takviminin sürdüğü yönünde haberler var.
Bu bize şunu söylüyor: Dünyada teknoloji alanında “serbestlik” ile “güvenlik” arasındaki denge yeniden kuruluyor.
Türkiye için temel çerçeve: strateji, öncelik, kapasite
Türkiye’nin resmi referansı olan Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025), ilk strateji olması ve alanın hızlı değişmesi nedeniyle “keşifsel” bir nitelik taşıdığını vurguluyor.
Bu tespit önemli: Strateji tek başına hedef koyar; ama sonuç, kapasiteyle gelir.
Burada üç kapasite kritik:
1. İnsan kaynağı kapasitesi (eğitim, beceri dönüşümü)
2. Kurumsal kapasite (denetim, şeffaflık, veri yönetimi)
3. Etik ve hukuk kapasitesi (hak temelli yaklaşım)
UNESCO’nun etik çerçevesi, insan hakları ve insan onuru temelini özellikle öne çıkarıyor.
OECD ilkeleri de benzer biçimde “insan hakları ve demokratik değerler” vurgusuyla güvenilir yapay zekâ yaklaşımını taşıyor.
Fırsatlar: Türkiye için en güçlü üç alan
1) Verimlilik ve kamu hizmeti kalitesi
Doğru kullanıldığında yapay zekâ; sağlıkta randevu planlamadan vergi denetimine, trafikten afet yönetimine kadar verimliliği artırabilir. Fakat bu, veri kalitesi ve etik denetim olmadan olmaz.
2) Sanayi ve rekabetçilik
Yapay zekâ, sanayide kalite kontrol, bakım planlama, enerji verimliliği gibi alanlarda doğrudan rekabet avantajı sağlar. Burada önemli olan “teknoloji satın almak” değil, teknolojiyle birlikte iş süreçlerini dönüştürmektir.
3) Eğitim ve yaşam boyu öğrenme
Kişiselleştirilmiş öğrenme ve ölçme-değerlendirme araçları fırsat sunar. Ama eğitimde yapay zekâ, “kolaycılık” üretirse niteliği düşürür; “rehberlik” üretirse niteliği yükseltir. Mesele, pedagojik tasarımdır.
Riskler: En kritik üç başlık
1) Ayrımcılık ve adaletsizlik riski
Yanlı veri, yanlı sonuç üretir. Bu, özellikle işe alım, kredi, sigorta, eğitim yönlendirmesi gibi alanlarda toplumsal adaletle doğrudan ilgilidir.
2) Şeffaflık ve hesap verebilirlik
“Algoritma dedi” cümlesi sorumluluğu yok edemez. Sorumluluk zinciri net değilse güven de oluşmaz.
3) Yanlış bilgi ve manipülasyon
Dijital kültürün hızında, yanlış bilgi daha hızlı yayılabiliyor. Bu risk, toplumsal huzuru da demokratik süreçleri de etkileyebilir.
Sonuç: Yenilik ile güveni aynı anda kurmak mümkün
Teknolojiye “evet” demek, her şeye “evet” demek değildir. Aynı şekilde riskleri görmek, teknolojiyi reddetmek değildir. Akılcı yol, yeniliği desteklerken güveni kurabilmektir: etik ilkeler, hukuk, kurum kapasitesi, eğitim ve toplumsal farkındalık birlikte.
Gelecek hafta, bu dönüşümün en “somut” sahnesine geçeceğiz: Dış Politika ve Güvenlik. Çünkü teknoloji artık yalnız ekonomik rekabet değil; aynı zamanda güvenlik, savunma, siber alan ve diplomasi başlığıdır.
Cuma Notu
Bugün Cuma. Haftanın koşturmacası içinde durup nefes almanın, iç muhasebe yapmanın, kalbi ve aklı aynı terazide tutmanın günü. Tüm kıymetli okuyucularımızın Cuma’sını gönülden tebrik ediyorum. Dualarımızın; sözümüze nezaket, zihnimize berraklık, hayatımıza da hayır ve kolaylık getirmesini diliyorum. Rabbim birlik ve dirliğimizi güçlendirsin.
6 Şubat Anma Notu | Asrın Felaketi’nin 3. Yılında
Bugün aynı zamanda, 6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümü. “Asrın felaketi” dediğimiz bu büyük acı; yalnız can kaybı değil, bir ülkenin hafızasına kazınan bir kırılmaydı. Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarını kaybedenlere sabır, yaralılara şifa; deprem bölgesinde hâlâ hayatı yeniden kurmaya çalışan herkese güç ve kolaylık temenni ediyorum.
Bu anma, yalnızca bir hatırlama değildir; aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Depremi konuşmak, sadece yıldönümünde hüzünlenmek değil; her gün hazırlık, her gün denetim, her gün bilim ve akıl demektir. Güvenli yapı, doğru zemin, sağlam şehircilik, etkin afet yönetimi ve toplumsal dayanışma… Bunlar bir “gündem” değil, bir hayat meselesi.
Unutmayalım: Afet kaçınılmaz olabilir; ama kayıpları azaltmak, ihmalin alanını daraltmak ve şehirleri dirençli kılmak bizim elimizde. Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın. Unutmayacağız, unutturmayacağız; ama en önemlisi aynı acıyı tekrar yaşamamak için gerekeni yapacağız.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden – Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr
#teknolojivetoplum #dijitalleşme #yapayzekâriskleri #AIAct #UNESCOAIEthics #OECDAIPrinciples #UlusalYapayZekâStratejisi #güveniliryapayzekâ