Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI

Tarih: 18.12.2025 11:54

GÖNÜL SULTANI…SÖZ SULTANI: HZ.MEVLANA… “ŞEB-İ ARÛS”…

Facebook Twitter Linked-in

GÖNÜL SULTANI…SÖZ SULTANI:
HZ.MEVLANA… “ŞEB-İ ARÛS”…

 

 

KONYA:
-Çeşitli Türk devletleri yaşamış, öz Türk vatanıdır.
-Asırlardan beri tüten bir nurun ocağıdır, 
-Türk kültürünün esaslı kaynaklarından biridir.

Aziz Türk Milletini zalim merhametsiz Moğollara karşı korumasıyla, sahip çıkması ile bilinen  “SAHİP ATA” adı verilen Vezir-i Azam Fahreddin Ali’ye FATİHALAR okurken Moğolların ruhu bu şehre hiç uymadığını görmüşüzdür.

Her yerde ecdadın izleri… Konya’nın KINIK ruhu, Söğüt’ün KAYI ruhuna ilham olmuştur.

Devletimizin banisi Atatürk’ün Hz. Pir’in fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiştir.

Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz. Mevlana’ya gösterdiği 
sevgi ve saygının delili gibidir;
“-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım.
-Hz. Mevlana, düşünceleriyle benliğimi sarar. 
-O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi.”

 

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa, Konya’ya yaptığı ziyaretler sırasında Hz. Mevlana’nın bulunduğu türbeyi ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, Abdülhalim Çelebi ile dergahta yemek yemiş ve sema gösterisini takip etmiştir.

Çankaya Köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi’de davet edilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, tarih okuyarak kendini yetiştirdiğinden “Mevleviliğin” Türk Kültürüne ölçülemeyecek derecede büyük hizmette bulunduğunu ve Osmanlı Padişahlarının dahi girdiği bu tarikattan çok sayıda şair, bestekar ve alim yetiştiğini bilmekteydi.

Gazi Paşa, tekke ve zaviyelerin kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz. Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştererek tüm  insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır..

Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, bir üst yetkili Atatürk’e:
“-Paşam, Hz. Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın.?” demesi üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir;

“-Eğer…Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahlarında açılmasını sağlardım.

-Çünkü Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK:
“-Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça kendisinde büyük işler yapmak için güç bulacaktır!..” dediği tanımlamaya giren büyüklerimizden birisidir Hz Pir.

 

 

Hz.MEVLANA:
-Sultan Alpaslan gibi Anadolu’nun kilidini açan bir komutan değil,
-Fâtih Sultan Mehmet gibi Konstantinopolis’i fethedip İstanbul yapan, çağ açıp çağ kapayan bir padişah değil, 
-Atatürk gibi bir Millî Mücadele kahramanı bir devlet kurucu değil.

Hz.MEVLANA:
Anadolu insanının “GÖNÜL SULTANI/SÖZ SULTANI” diye isimlendirdiği, gönüllere taht kuran değerlerimizdendir.

Hz. Mevlânâ’nın doğduğu yer bugünkü Afganistan’ın Belh şehridir.

Devrinin çok ünlü bir âlimin; Bahaeddin Veled’in çocuğudur. Babası ve babasının âlim arkadaşlarınca çok özel olarak yetiştirilmiştir.

Devrinin medreselerinde ilim adına okutulan bütün bilgilere sahiptir.

Öncelikle bir âlim zât Şems-i Tebrizî ile tanıştıktan sonra da insan-ı kâmil mertebesine ulaşmış olan büyük bir mutasavvıf şahsiyettir.

Hz. Pir’in doğduğu tarih 1207’dir. 
Ölümü de 1273’tür. Demek ki… Osmanlı Devleti’nin kuruluşu 1299 olarak kabul edildiğinde Osmanlı’nın kuruluşundan 26 yıl önce bu dünyadan göçmüş olan bir şahsiyettir.

-Yetiştiği bölge Farsçanın egemen olduğu bir bölgedir.
-Anadolu’ya gelişinde işte bu kimliğiyle gelmiş ve eserlerini Farsça vermiştir.

Bugün bizim onu yedi yüz elli yıl önceye gidip de “NEDEN TÜRKÇE YAZMADI?!” diye yargılamak gibi bir hakkımız yoktur.

Bize düşen görev;
-Onun eserlerinin çevirilerini okuyarak hayata bakışını, fikirlerini, sevgisini, aşkını, ölüm ve ölüm ötesi düşünce ve anlayışlarını anlayabilmemizdir.

-Günümüz insanının Hz. Mevlânâ’yı, Mevlânâ’nın eserlerini okumak gibi bir zahmete katlanamamasıdır.

-Okuduğu romanlarda ortaya konulan yazarın kurguladığı Mevlânâ tiplemesini gerçek Mevlânâ zannetmesidir.
-Ya da katıldığı seyrettiği semâ gösterileriyle neyi algıladıysa o zannetmektedir. 
-Dinlediği tasavvuf musıkisinin gönlünde bıraktığı iz zannetmektedir. 
-Konya’ya gelip katıldığı bir 
Şeb-i ârus törenindeki algıları zannetmektedir, 
-Ya da Konya’da Hz. Mevlânâ türbesi ziyaretinde oluşan duygular zannetmektedir. 
-Bu noktada da Mevlânâyı hatırlatan, çağrıştıran kültürel faaliyetlerin  hangisiyle buluştuysa o algıyla Mevlânâ’yı bildiğini, anladığını zannetmekte ve…
-Bir süre sonra da kendi anladığı yere göre insanları Mevlânâ’ya davet etmektedir.

 

 

Anadolu'da yaşamış olan adı ister bilinsin ister bilinmesin bütün Hak dostlarının hayatları, ilimleri, düşünceleri, insanlığa seslenişleri hep birbirine benzer.

Şöyle ki:
-Özünde İlâhi kaynaklardan beslenen insan sevgisi vardır.
-Yaradılanı Yaratan’dan ötürü sevmek vardır. 
-İncinsen de incitmemek vardır ve insanın yüzünü güldürebilmek vardır.

Hakk’a yürüyüşünün 752. Yılı dolayısıyla akşamları Mevlana Kültür Merkezinde törenlerin akışını ve güzelliğini yaşayanların evlerine daha huzurlu döneceklerinden eminim…

Hz. Mevlana’yı… 752.Vuslat Yıldönümünde sevgi, saygı ve 
rahmetle anıyoruz.
                    *******

OKUYUP DA…MADDE MADDE ÖZETİNİ ÇIKARDIĞIM MESNEVİ’DEN İNCİLER…OKYANUSTAN BİR FİNCAN SU…

*Men Bende-i Kur’an’em eger can darem,
Men hak-i Rehi Muhammed Muhtarem.

{Ben yaşadıkça Kur’an’ın bendesiyim,
Ben Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum.”}

Hz. Mevlana kendisine atılacak iftiraları bildiğinden hemen bu beytin arkasından yüzyıllar önce fitne-fesat DIRAR Mescidi günümüz münafıkları için şu beyte devam devam yazıyor;

“Eğer nakli kûned cüz in-kez es güftârem,
Bizârem Ezu vez en sühen 
Bizarem.”

{Biri benden bundan başkasını naklederse,
Ondan da bizarım, o sözden de 
bizarım.!”
                     *****
*Fitne-fesat , dedikodu yapan münafıklar için der ki;

“Ay ışığını saçar durur;
Köpekse ürür durur,

Ayın ne suçu var oğul;
Köpeğin huyu budur.!!”
                    *****
Haksızlığa ve iftiraya uğrayanların elinden tutarak 
der ki;

“-Köpekler havladı diye kervan yoldan kalmaz.!”
                     *****
*Davası olmayan korkaklar için der ki;

“Der meydan-ı hemdiger merdanend,
Der gaza çön avrat-ı hane end.

{Kendi kendilerine kaldılar mı erkek kesilirler,
Fakat savaşta evdeki karılara 
dönerler.”
                   *****
*Ayaklarımızı kaypak değilde sağlam yerlere basmamız için der ki;

“Be-Derya hâzer-manefi bişu’marest,
Eğer haki selâmet-i der’kenarest.”

{Menfaat denizde ise selamet karadadır}
                  *****
*Kaptanlar, aile reisleri, sürüsünden sorumlu çobanlar vs. gibi sorumluluk taşıyanlar için Hz. Pir Mesnevi’sinde ne de güzel söylemiş Canlar;

“Ab-ı der keşti helak-ı keşti hest,
Ab-ı ender zîr-i keşti püştî hest.”

{Su geminin içine girerse onu 
BATIRIR,
Altında bulunursa onu 
YÜZDÜRÜR.}
                  *****
Her konuda tedbirli olmamız için;

“Evvel can-ı def-i şerr-i müşkân,
Vangehan der cem-i gendem
Çoşkan.”

{Ey Can...Önce farenin şerrini defet,Sonra buğday biriktirmeye çalış, çabala.}
                  *****
Kendisine iftira atan Farsiler için der ki;

“Bigâne megrit merâ ezin-gûyem,
Aslım TÜRK est eger ki hindugûyem.”

{Yabancı bellemeyin beni, 
bende bu ildenim,
Her ne kadar farsça söylesemde 
aslım TÜRK’tür benim.!}
                      *****
*Gevşeklik edene her daim verdiği benzetme ne de güzel;

“Türk gibi çevik ol...
Acem gibi mıymıntılık etme”
                  *****
Bunca çekilen çileler ve sıkıntılar için Hz. Pir Mesnevi’sinde der ki;

“Hastalıklar ve sıkıntılar misafirdir…GELİR-GEÇER… Önemli olan gönderenin hatırına SABRETMEKTİR.”

Bizde deriz ki…Hasta olan ülküdaşlarımıza Cenab-ı Allah ŞAFİ ismi hürmetine ŞİFALAR versin inşallah.

Hz.Mevlana Diyarı’ndan ve Meram Bağları’ndan…SEVGİ ve MUHABBETLE 
🌹🇹🇷🌹

Taş Medreseli
Tarih Öğretmeni
Ali KUZENCİK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —