Menü MİLLİ SES | ÜÇÜNCÜ SAYFA HABER | UCUNCUSAYFAHABER.COM.TR
Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI

Ali KUZENCİK / MERAM BAĞLARI

Tarih: 28.03.2026 10:14

HESABÎ VEYA HASBÎ OLMAK…

Facebook Twitter Linked-in

-Bazı “at hırsızı” tipli sosyal medya maymunları tarafından lidere, şühedalı kutlu davaya bağlı has evlatlara, değerlerimize DIRAR Mescidi’nin fitne, münafık cemaatinin bile aklına gelmeyen her türlü iğrenç iftira, hakaret edilirken SAKYATAN TANASI GİBİ ağır canlı olmayacaksınız! Tepki vereceksiniz!

-Devlet Bey’e “sadakat naraları” arkasına sığınarak Sevgili Peygamberimizin “EBU FASIK” adını verdiği fitne, münafık EBU AMİR rolüne soyunmayacaksınız!

-Olaylar karşısında evinin camını taşlayanlara “kalben buğz” eden imanın en zayıf noktasını tercih etmiyeceksiniz!

-Konya’da Berber Cevdet’in koltuğunda, Adana da Mestan Hamamı’nın göbek taşında, Ankara Hacı Bayram ve Hamamönü’nde ki kitapçı dükkanlarında  dedikodu yapmıyacaksınız!

-İl veya ilçe başkanı isen;
“Yüzü gülmeyen suratsız” tipleri 
yönetime almayacaksın! Parti binasına gelen dertli vatandaşa SAKYATAN TANASI GİBİ bön-bön bakmayacaksınız! Derdine derman olacaksınız!

-Tarihi Bedestende dükkan açacaksanız yüzünüz gülecek…Gülmüyorsa gülen bir ortak bulacaksınız…

DEVLET BEY’in dediği gibi bizim yol arkadaşımız;
“-Haram ve helâli bilen,
-Büyüğüne saygılı, küçüğünü koruyan, Ülküdaşını kollayan, 
-Çizgisinde  net olan, 
-Vatan, Millet nedir bilen,
-Allah'tan korkup, kuldan utanan, fitne fesat işleriyle uğraşmayan ve...
-Teşkilatın emrinde olandır.”

-Mesele elinle BOZKURT işareti yapmak değil.! Asıl mesele... O işareti yaparken yüreğinde hissettiğin SEVDANIN TADINA VARMAKTIR.

-Taşıyorsanız bir sıfat, oturuyorsanız bir koltukta ölümüne mücadele edeceksiniz! Çünkü içinde bulunduğunuz kutlu hareketin adı üstünde Milliyetçi Hareket…

-Yıllar önce Ocak ve Partiden verilen isim listesiyle asistan olarak girdiğiniz fakültede  Doçent-Profesör-Dekan-Rektör olduğunuzda ZANGOÇ RUHLU VATANSIZ FETÖ’CÜ GENÇLERİ kendine asistan almayacaksınız!

KARAYAĞIZ Anadolu çocuğu olan ülkücü gençlere de fırsat eşitliği tanıyacaksınız ve….

-Yattığı toprağı bilen, 
-Tuttuğu bayrağı bilen, 
-Döndüğü kıbleyi bilen,
-Ülkenin “erken uyarı” sistemi olan çalışkan ülkücü  gençleri seçeceksin efendi!

-Yoksa o makama gelmiyeceksiniz!

-Öyle Diyanet takviminin arkasını okumakla…Ülema, hoca, Şeyhül-İslam Ebu Suud Efendi olunmaz.!

-Her sene Konya’ya Şeb-i Arus törenlerine gelmekle Mevlana uzmanı olduğunu iddaa etmiyeceksiniz…

-Yoksa…”Dondurucu” iklim şartlarından dolayı pamuğun yetişmediği Sivas’da “Hallaç” dükkanından aldığı bir kilo pamuğu paketleyip Bab-ı Ali’ye gönderen ve takdirname alan Sivas Valisi: YALANCI İZZET PAŞA’ya benzemiş olursunuz!

Gençlik yıllarımızdan beri Ankara da “İkbâl Meyhanesi’nde” nara atanların sabah uyandıklarında nasıl “tepetaklak” gittiklerine çokkk şahit olmuşuzdur.

Ne de güzel söylemiş Şair Nabi:
“Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbâlde,
Biz hezârâni mest-î mağrûrun humârını görmüşüz.”

Rahmetli Karakoç’un dediği gibi;

“Onlar ‘dâvâ’ derler, dâvâyı 
satarlar,
Toprak tükenirse havayı 
satarlar,
Mecnun hâllerine bakıp 
aldanmayın,
Menfaat görünce Leyla'yı 
satarlar!”

Biz rahmetli Karakoç gibi “şair-yazar” değiliz. Biz sadece yaşadıklarımızı ve tecrübemizi kaleme alırız.

Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurulan milli şairimiz M.Akif ERSOY der ki;

“Hayır, hayal ile yoktur benim 
alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüpte 
söylemişim.!”

Yaşanmışlıklarımı, içimden geleni “duygusal” bir şekilde dökmeye çalışıyorum.

Ankara’daki 12 Eylül öncesinin kadim ülküdaşlarımın uzun telefon sohbetlerinde söyledikleri gibi biz öyle “usta bir yazar” filan değiliz..

Biz...
Duygu düşüncelerimizi, diğer insanların fikrini değiştirecek diye paylaşmayız.

Biz... 
Duygu ve düşüncelerimizi, bizim gibi düşünen insanlarla yalnız olmadıklarını bilmeleri  için paylaşırız.

-Yazıyı şiir diliyle yazmak muradımızdır. Ancak edebi yazmak kolay değil…Kolay olsa herkes yazardı.

-Gıpta ettiğimiz onca kâmil insan, sadece sohbetle yetindiler, milleti onca bilgiden mahrum edip gittiler.

Bu tavır, genellikle tevazudan kaynaklansa da, kanaatimce yazma alışkanlığının kazanılmamış olmasına da bağlıdır.

Yazmak küçük yaşta öğrenilen ve yazarak geliştirilen bir durumdur.

-Kalemi gönlüne bandırarak,
-Beynine batırarak bilgiyi damıtmak sancılı bir süreçtir.

Zamanla kalemle gönül birbirine öylesine yakınlaşır ki, ikisini birbirinden ayırmak mümkün olmaz. "Üslûb-ı beyan ayniyle insan" sözü bunun için söylenmiştir.

Kalemi ile beyni arasında uçurum olanların söylediklerinde insicam/“dilde akıcılık” olmaz!

-Okurken sıkılırsınız. 
-Sanki yokuş çıkmakta zorlanır gibi, 
ıkınır gibi olursunuz,
-Kendinizi, nadasa bırakılmış dikenli tarlada yürürken bulursunuz.

-Edebiyat öğretmeni değil Tarih Öğretmeniyim ama zaman zaman edebiyat kıta sahanlığına da haddim olmayarak bazen gireriz Canlar…

Narsist olmayan…Olgun insanlar;
-Yazarken şov yapmazlar, 
-Bilgiçlik taslamazlar, bize göz hizamızdan bakarlar, tepeden bakmazlar. 
-Yazmıyormuş gibi yazarlar, söylemiyormuş gibi söylerler.
-Kulağımıza mı söylerler, yoksa içimizin içinden, sanki bildiğimiz şeyleri hatırlatır gibi mi yaparlar bilemeyiz. 
-Onları öylesine yakınımızda hissederiz.

Belki de sehl-i mümteni dedikleri budur/özlü söz söyleme sanatı. Bu tür sözler, derin anlamlıdır. Ne eksik, ne fazla. Dere suyu gibi arı duru, şırıl şırıl. Her şey yerli yerince.

-Büyük işler cesaret ve kararlılık ister. Yüce düşünenler büyük davalara ve ülküdaşlarına liderlik ederler.

-Mıymıntı,korkak, pısırık insanlar bu kutlu davanın adamı olamazlar.
-Bu şühedalı mübarek dava yürekli cesur insanlarla büyür ve yürür.

HESÂBÎ…Kendi menfaatini düşünerek başkasının sırtından geçinmeye çalışır.

HASBÎ ise sadece Allah-u Tealanın  “rızası” için hareket eder. Neticesini düşünmez bile zira gaye Allah rızasıdır.

Bu kutlu dava…”İstemezmisin ya Ömer! Bu dünya onların olsun ahiret bizim” davasıdır.

Bu dava başkanlık, vekillik davası değil, ALLAH DAVASININ DAVACISI OLABİLMEK DAVASISIDIR.

Hiçbir zafere kolay yollardan varılmaz. Muzaffer bir ruhun ortaya çıkması da tesadüfi olamaz.

Her zafer bedel ister, sabır ister, akıl ister, gönül ister, mücadele ve fedakârlık bekler.

Geçmişin kuytu köşelerine şuurumuzun merceğiyle baktığımızda buna dair hazin ve hüzünle perçinlenmiş pek çok ibretlik misal verilebilecektir.

Hesap yapanlarla hasbi davrananları, davanın omuzuna basanlarla davayı omuzlayanları tarif ve tefrik etmek zorunludur, mümkündür, elbette tecrübeyle sabittir.

Kutlu bir mücadele esnasında, nefesi kesilenler, nefsine esir düşenler, dünyevi menfaatlere yenilenler çıkmıştır, bundan sonra da çıkmaları muhtemeldir.

“BEN” diyen, bencilliğe gömülen, dünyanın kendi çevresinde döndüğü zehabına aldanan, ben merkezli ve çıkar odaklı tutuma savrulan nice insan bu dünyadan gelip geçmiştir.

Merhum Ahmet Arvasi isabet ve ihtimamla şunu ifade etmişti:

“Ben” sayısız parçacıkları birlik prensibinde tutmaya muvaffak oldukça yaşar.”

Bir olmayı amaçlamayan, birlik ruhuna aidiyet duymayan, ‘biz’ duvarında harç olmayı önceliğine almayan ‘ben’ anlayış ve algısı her zaman fitneyi körüklemiş, fesadı kamçılamıştır.

Yapılanı yıkmak, olanı yok saymak, cahilce tribünlere oynamak bunların sonucundan da müftehir olmak asla marifet değildir.

Kendini tanımak, atasını tanımak, davasını tanımak, değerlerini tanımak, geçmişini tanıyıp geleceğiyle ilgili inisiyatif üstlenmek gerçek manada marifetlerin marifetidir.

Dava adamı dediğimiz insan da böyle olandır.

Kendini aşma iradesi olmayandan, uzak hedefleri ruh ve akıl potasında eritmeyenden dava adamı olmaz, gerçek anlamda davaya sadakat görülmez.

Fikrini ve iradesini başta fetö be chp gibi mecralara kiralamış ve BAŞINI KUMA SOKMUŞ olanların sözü de kendisi de muteber değildir.

Ülkücü kavramıyla esasen hiç alakası olmayan ruhsuz biyolojik varlık olmaktan öteye anlam taşımadıkları hepimizce mâlumdur.

-Hiç kimse davadan daha önemli değildir.

Hiç kimse vazgeçilmez değildir.

Ne yaptığımızı, neyi amaçladığımızı, nereye varmak istediğimizi dar ufkuyla, güdük aklıyla, çürük ahlakıyla sorgulayıp demagoji ve dedikodu çarkında dönenler yoldan çıkıp yolunu şaşıranlardır.

-Şunu bilmenizi isterim ki, yoldan çıkan davanın önünde engeldir.

“BEN” diyenler, sinsi plan ve tasarım yapanlar samimiyetsizliğin emir eridir.

Dava insanı akıldan önce adanmış bir yüreğe ihtiyaç duyacaktır.

Milli şairimiz M.Akif ERSOY ne de güzel söylemiş;
“-Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol,
Yol varsa budur, bilmiyorum 
başka yol.”

Yolumuz…Ülkücü iradenin doğduğu, yeşerdiği, büyüdüğü, yaşandığı tek bildiğim Rahmetli Başbuğumuzun iki büyük emaneti; Üç Hilal’li MHP ve Bozkurtlu Ülkü Ocakları ÇİZGİSİDİR..

Yeri gelmişken her daim söylediğimiz gibi:

VEFA;
Yangın varken seçtiğindir. Söndükten sonra seçsen ne yazar, vazgeçsen ne yazar.

Her seher vaktinde duamız odur ki;
Hak etmeyeni sevdirme bize Yarabbi..!

Hz.Pir Mesnevi’de der ki:
“-Köpeği köpeklikten çıkartıp insana dost yapan ‘sadakat ve vefa’ dır. 
-İnsanı insanlıktan çıkartıp köpekten daha aşağı yapanda sadakatsizlik ve vefasızlıktır.”

Vefa, bizim için yalnızca İstanbul’daki bir semtin veya bir faninin adı değildir.

Vefa adam olmaktır, ahlaklı olmaktır, mertliktir, iman ve vicdan alametidir.

Çizgisinde kırık olmayan samimi ülküdaşlarımıza karşı bitmeyecek bir vefamız, eksilmeyecek bir muhabbetimiz vardır.

Meram Bağları’ndan;
SEVGİLER🌹🇹🇷❤️

28 Mart 2026

Taş Medreseli Tarih Öğretmeni:
Ali KUZENCİK


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —